Çocukluğumuzda oyuncuklarımızı kendimiz yapardık. Tahtadan tabanca, boş makaralardan araba, hurma dalından kılıç. Para vererek alabildiğimiz en kabadayısından piriliydi, bir de döndürek. Top sahibi olmak büyük olaydı.
Çocuktuk ya at niyetine uzun kamışı iki bacağımızın arasına kıstırır kıçımıza “deh deh” diyerek vururken de seke seke koşardık! Tabancamız tahtadan, kılıcımız hurma dalından, atımız kamıştan da olsa bunların gerçek olduklarına inanır, lanet olası yokluk nedeniyle çaresizliği bu sanal oyuncaklarımızla yenerdik!
ŞÜKÜR: Şimdi oyuncakların envaisi içinde boğulmuş çocuklar var ama bu kez de sorun oynamasını öğrenememeleri. Çünkü “büyüklerden” fırsat bulamıyorlar!
Ki onlar çocuklarının gerisinde kalmış, yüz yıl öncesinin metotlarıyla Devlet’le oynarken yönetiyorlar! Kamışa binip at niyetine “deh deh” diyerek koşarlarken üstelik inandırmaya çalışıyorlar: “Kamış attır biz süvarileri!” Eh bu kadar sanal onulmazlığa çakıldılar mıydı da hurma dalından kılıçlarını sallayarak “Kuzey Güney’den daha ucuzdur” diyebiliyorlar!
Oysa ekonominin kuralıdır: Kalkınmış ülkeler kalkınmamış ülkelere göre her zaman ve her hal’u kârda hem daha ucuz hem daha kaliteli ekonomiye sahiptir. Çünkü kalkınmış olması için zaten enflasyonu tek haneli olmalı, işsizlik en az seviyede bulunmalı, ulusal gelir on binlerin üzerinde seyretmeli, ücret fiyat dengesi olmalı… Deh deh diyerek kamıştan atı ile koşarken öylesi Devlete tutun ki bizim gibisi KKTC’den bakıp “orası pahalıdır, biz ucuz” denir mi? Derler işte!
DÜNYA KRİZDE: Ya biz ne alemdeyiz? Her ne kadar kırk senedir üretim tüketim planlaması yapıp Allah’ın diyeceğimiz domatesini bile millete kazasız belasız ulaştırmayı beceremeyen atı kamıştan yönetici takımına sormak abes olsa da hadi soralım.
ABD’den kaynaklı devasa kriz KKTC’yi de vurur mu vurmaz mı? Gerçi bu ülkede batmayan tek sektör kalmadı dolayısıyle “batacağım” korkusu yok ama yine de hatırlatalım: Mesela biliniyor ki Devlet her ay 57 bin kişiye 250 milyon YTL maaş ödemesi yapıyor. Bunların büyük çoğunluğu altmış ay sürelere kadar varan ve maaşlarının yirmi katını aşan miktarlarda bankalara borçlu durumdalar. Piyasa her ay memur emekliye pompalanan 250 milyon YTL ile oynarken ticari sektörlerle bankalar bu parayı kapma yarışındalar. İnşaat sektörü on beş yıllara varan konut satışları furyası içinde. Tarlalar bile galeri olmuş altmış aya varan araba satışları yapılmakta. Bankalar kredi kartı yarışında. Yeni yılla birlikte televizyon, beyaz eşya, elektronik eşya, cep telefonları satıcıları bankalar arası anlaşmalar ve yıllık taksitlerle müşteri avına çıkmakta. Satışlar da euro sterlin üzerinden yapılmakta…
Pekala kaçınılmaz kriz vursa ki 2001 yılında yaşadıydık, YTL kaçınılmaz vurgunu yese, taksitler, krediler ödenemese, kısaca yoktu ama ödemeler dengesi bozulsa, zaten dehşetli nakit darlığı olduğu kabul ediliyor beterince artsa… Var mı tedbir? Yoksa Allah’ınan canına mı?
Soralım dedik çünkü Güney’den alışveriş yapanları aforoz eden kamıştan atı üzerindeki maliyenin süvarisi Ahmet Uzun’dan tıs çıkmıyor da!