Eğer 1983’de ilân edilen KKTC yi onca ulusal mücadele yıllarının varılması gereken son ve kalıcı hedefi olarak yerli yerine koymuş olsaydık…
Fakat “koymadık!” Bunun içindir ki “devlet” hâlâ türlü çeşitli istismarları ile siyasi tartışma konusu olmaktadır. Oysa kendimize “halk” diyorsak ve 1963’lerden beridir Rum’un tüm adanın devleti olarak tanınmış olması en büyük yakınmamız oluyorsa, KKTC üzerine titrememiz gerekirdi.
Bu “ideali” CTP muhalefeti yıktıydı, ayni tutumla bu kez yoluna iktidar olarak devam etmektedir.
Dolayısıyle Meclis dışında kalma inadına yenik düşmesine karşın Serdar Denktaşlı DP’nin, “Devlet nedir, devletçik nedir” sorgulaması, şu sıralarda daha bir önemince cevaplanması gereken olmaktadır.
ÇÜNKÜ DEVLET OLUŞ İDDİAMIZI SULANDIRDIK: Çok iyi biliniyor. KKTC’yi daha ilan edildiği gün aforoz eden o yılların CTP başkanı rahmetlik Özker Özgür olduydu. Nedeni sadece Denktaş’ın siyasi tasarrufu olduğu için de değildi. Sol ideolojiye yedirilmiş düşüncede “halkların kardeşliği” felsefesi de egemendi. Türk halkı ile Rum halkını “Kıbrıslılar” olarak kabul eden zihniyet dolayısıyle Kıbrıs’ı da “ortak vatan” amacına katıyordu. Bunun için oluşturulacak zeminin ortak destekçisi ise AKEL olarak kabul ediliyordu. (Oysa KKTC’nin siyasi şansı daha büyüktü çünkü Türkiye tarafından tanınıyordu. Fakat CTP için o dönemlerde Türkiyesiz ve askersiz bir Kıbrıs hedefi vardı. Sadece 1993 seçimlerinde kerhen de olsa “Türkiyesiz hiçbir şey yapmayız” diyerek çoğunluğunca oyları topladılardı.)
TARTIŞMA DEVAM EDİYOR: Annan planını geçtik. Güney’i içermeyen, tamamen Kuzey üzerine senaryolaşmış bir çözüm şekliydi. Kısaca Rum’u türlü çeşitli haklarla daha bir Kuzey’in içine çekerken Türk halkını da Rum halkına emiştirmeyi hedefliyordu.
Talat Annan planının başı çeken en yetkili ve koyu savunucusu oldu. AKP desteğini de alıverince bugünlere kadar geliveren siyaset macerası başladı. Dikkat ama: İçinde kesinlikle KKTC yoktur! Biz bunu Talat’ın hâlâ süregelen siyasi zafiyeti olarak yorumluyoruz.
FAKAT BU POLİTİKA BEĞENİLDİ. Çünkü hem Ankara hem de AB ve BM’ler çevrelerinden onay aldı, devamını sürdürmek için de Türk halkına önemsenmesi gereken bazı imtiyazlar armağan edildi! Kısaca AB kapılarını Türk’e açarken parasal yardımlarda bulundu, Kuzey’le temasları rutin hale getirdi. (Bunun için de dünya kadar paralar harcanarak propagandistler yetiştirildi. Bu poropagandistlere sorarsanız olay kazanılan para değil, barışa olan inançtır ama!)
Şimdilerde ise DP’nin ısrarla üzerine gittiği ve cevabını istediği işte bu “devlet ve devletçik” olgularıdır. Ki 1983’den beridir Annan planı ile “parça devlet” deniyor. Şimdilerde ise nasıl yorumlanıyor ona bakalım:
TALAT’A GÖRE: Konfederal sisteme gerek yok. “Gevşek federasyon” istiyor. O zaman bizim Devlet dediğimiz Talat’ın lugatında, “gevşek” oluyor!
HRİSTOFYAS’A GÖRE: Zaten Kıbrıs Cumhuriyeti Devleti vardır. Kuzey’deki tanınmıyor, Talat da zaten siyasi etiket olarak “cemaat lideri” sıfatını taşıyor. O zaman Kuzey Güney’e iltihak ederek birleşik Kıbrıs federasyonu oluşur!
ÖZDİL NAMİ’YE GÖRE: Çok daha açık ve dopra dopra diyor ki ne konfederasyon ne de iki ayrı devlet istemiyoruz!”
ANKARA’YA GÖRE: İki kurucu devlet ve TC’nin mutlak garantörlüğü.
PEKALA NASIL DEVLET NASIL ÇÖZÜM: Ki daha Denktaş’ın devletinden, AB’nin ne gördüğünden, İngilizden söz etmedik. Fakat artık bu “devlet” lafına KKTC olarak ciddi bir açıklama getirmek gerekmektedir. En azından Kıbrıs Türk halkının yarım asırlık mücadelesine hürmeten.