Şenlik büyük. Ne dünyayı saran finansal kriz ne görüşmelerin seyri. UBP’nin iktidara gelip gelmeyeceği dolayısıyle CTP’nin gideceği de önemli değil. Çünkü memlekete “görüntülü telefon” geldi.
Daha dün, baktım, şu bizim gariban dediğimiz Kuzeyli işçi elindeki telefonu suratına tutmuş praktis yapıyor. Yani şimdiden tavandan tabana ceplere girmeye başladı.
İşte teknolojinin mucizesi! Madalyonun diğer yüzünde ise “eskiler atılacak görüntülü olanları alınacak” yazıyor. Bu da tüketimin meali! Tabi arada SMS’ler sayesinde “seks tuzaklarının” gailesi ile derdi de var. “Alo” diyorlarmış, “canım, bibişim, tatlım” laflarıyla telefonlarla seks yapıyorlarmış. Şimdi işimiz işiniz yok başlayın “bu ne biçim seks” diyerek hamamın namusunu kurtarmak için düşünmeye!
GÖRÜNTÜNÜN BİR YANI BU: İkinci yanında şu var. Son zamanlarda yine trafik canlar alıyor, sürat tutkunu sürücüler yolları kana boğuyor, yüreklere sızılar koyuyor. Kısaca insanlar ölümüne sürüyor! Buna da “ruh hali” deniyor. Her zaman yazarız. İnsan eğer beyni ile ayağının ucundaki pedala egemen olamıyorsa, trafik canavarı olur!
Anlatmak mümkün değil ama. “Benim arabam” deniyor önce. “Benim arabam bütün arabaları geçer! Benim arabam öteki arabalardan çok daha iyidir! Benim arabam…”
Kişiliği kanıtlamak için değil, “arabayı” kanıtlamak için sürat! Tutun ki maddenin insana egemenliği bir, teknolojiye yenik düşmüşlük iki!
Dolayısıyle şu finansal kriz durup dururken mi patlak verdi? Tüketimi yaymak için önce globalizm icat edildi, sonra o tüketim ekonomisinin emrine artık yıllar itibarı ile değil, ayların bile dar geldiği tekonolojik buluşların ürünleri verildi. Ki siyasi literatüre bile on yıl öncesi politikacı tipiyle insanı “statükocu” yakıştırmasında oturtuldu, on yıl sonrası insanına “yenilikçi” dendi. “Yeni gelenler” parsayı kapsınlar diye!
Mesela biz. Kimbilir kaç zaman sonra şu görüntülü telefona geçeceğiz ki hâlâ televizyonumuz plazma değil, klasik! Dolayısıyle ne derler bize? “Statükocu!”
STATÜKOCU OLDUNUZ MU BEŞ PARALIK DEĞİLSİNİZ. Mesela “Yeni Volkan” gazetesi kendine dert edindi. İçlerinde Kostas Carras’ların, Kızılyürekler’in de bulunduğu bir ekip, kalkarlar ve kendi kafalarına göre Kıbrıs’la ilgili tarih kitapları yazıp yayınlarlar. Bizim Eğitim bakanımız da artık herkeslerin çetelesini tutmakta zorlandığı gaflarından birini daha yaparak, “yenilikçi ve global” dünya görüşü kulpu taktığı misyonuyla bu tarih kitaplarını “okullarımızda yardımcı ders kitapları” olarak tavsiye eder! Değil mi ki Kıbrıs Türk halkını “Türk-Rum” değil, “Kıbrıslılar” olarak birbirleri içinde emiştirecekler!
Bu yollarda Carras gibilerini bile itıbarın makamına layık görürler ama mesela kaç gündür Volkan gazetesinde o tarih kitaplarının ne menem rezillikler olduğunu bircik bircik belgeleriyle ortalara seren Birol Özter’i tırnak kadar bile önemsemezler. Çünkü o “statükocu, şövendir!”
ALLAH AKIL İZAN VERE: Tabi kabul! Herkes kendi aklını sever. Bir gün eskilere dönüp bakarken, “bugünkü aklım olsaydı” pişmanlığını çok duymasına karşın!
Pişmanlık hiç unutulmayan vicdan sızısıdır. Birgün Carraslara kadar düşen “inanç ve iman” fukarası insanlar, o sızıyı çok duyacaklardır!