|
Öğle yemeğimizi dün, Özel Eğitim Vakfı (ÖZEV)’deki çocuklarımızla birlikte yedik, bir grup gazeteci... Bu özel haftada, sorunlarına ortak olmak, umutlarını paylaşmak istedik. KIBRIS’tan Akay Cemal, BRT’den Damla Soyalp, Cyprus Dialog’tan Reşat Akar, Star Kıbrıs’tan Aytuğ Türkkan birlikteydik... Ve özel eğitim alan çocuklarımız, eğitimcileri, sorumluları.... * * * Ne yazık ki bizde “sosyal devlet” anlayışı sadece “kamu çalışanları”nın maaş ve özlük hakları üzerine odaklanmıştır. Eğer yönetim, kamu çalışanlarının hayat pahalılığını düzenli öder, özlük haklarını yerine getirir, çalışma saatini azaltırken ücretleri artırır, “toplu sözleşme” masasında cömert davranırsa, sanki “sosyal devlet”in tüm unsurları yerine gelmiş kabul edilir.
Kimse de bağırmaz, çağırmaz o zaman!.. Tüm “eylemler”in merkezi de “memur” kaynaklı maaş, barem hesapları üzerinedir ne yazık!.. Kimse yaşlı insanlarımızın “ayağına sağlık hizmeti götürülsün” diye yollara düşmez...
* * * Oysa ‘sosyal devlet’ önce ‘eğitime muhtaç’ insanının tüm haklarını gözetmek ve ona yatırım yapmaktır. Bakıma muhtaç insanını “sahiplenmektir” sosyal devlet olmanın en önemli koşulu... İnsanların, doğumundan ölümüne kadar çok daha “kaliteli” yaşamasını mümkün kılmaktır. Mutlaka eğitmek, mutlaka sağlığını korumaktır. Engellisini, özürlüsünü sahiplenen; yaşlısına ömrünün son baharında hiçbir sıkıntı çektirmeyen anlayışla mümkündür “sosyal devlet”ten söz etmek... Gençliği, uyuşturucu batağına düşürmeden sosyal, kültürel, sportif faaliyetler içerisinde tutabilen anlayıştır... Her yaştan tüm bireylere spor yapacak alanlar yaratmak, altyapı imkanları sunmak; sağlık ve kültür alanındaki organizasyonları desteklemek, hayır kurumlarına sahip çıkmaktır. * * * Özel Eğitim Vakfı’nın kuranlar üç yaşından otuzbeş yaşına kadar “özel eğitime” muhtaç insanlarımızı sahipleniyor. Kimilerinin “özürlü” diye yaşamın içerisinden kaçırdığı, kimilerinin “anormal” diye dudak büktüğü insanları önemsiyor... Güvenlik Kuvvetleri’nin yaptığı en hayırlı işlerden biri, bu vakfa bir yer kazandırmak sanırım. Bunun gibi ‘devlet’e bağlı üç merkez daha var. Bir de, yılların yarasına merhem süren “18 yaş üzeri özel eğitime muhtaç” insanlarımız için bir merkez kazandırıldı topluma ki, şu anki hükümeti kutlamak gerekiyor. Tıpkı, yeni ve çağdaş bir “Huzur Evi”nin temellerinin atılması gibi örnek bir adım bence... Ve, pekçok yerleşim biriminde yaşlılıların ayağına götürülen bakım, sağlık hizmetleri gibi “takdir” edilmesi gereken icraatlar bunlar. * * * Peki, Özel Eğitim Vakfı yeterli desteği görüyor mu? Ne yazık ki hayır!.. Tamamen “döner sermaye” anlayışı ve “sponsorlar” aracılığı ile ayakta durmaya çalışıyor. Üstelik, hükümete bağlı kurumlardan farklı olarak “tam gün” hizmet veriyor. Ve önemli bir maddi sıkıntı yaşıyor, bu vakfı ayakta tutmaya çalışanlar. Önemli dediğim sıkıntı, aslında, yönetenlerin birkaç küçük düzenlemeyle aşacakları kadar da önemsiz... * * * En azından!.. Kooperatif İşletmeleri mesela.... Ki övünüyoruz nasıl da büyüyor, gelişiyor, kâr ediyor diye... Bu merkezde eğitim gören 57 çocuğun süt ihtiyacını karşılayamaz mı? * * * Ne olur “sosyal devlet” için “durduğumuz noktadan” ötesine de bakalım... Çünkü!.. Özel eğitime.. Ve özel ilgiye muhtaç o kadar çok kesim var ki!.. Onları da unutmayalım!..
Güzelyurt’ta toplu zehirlenme mi?
Güzelyurt’taki LEGNAR Paketleme Evi’nde “toplu zehirlenme” yaşanmış dün!.. Sebebi de, bilinçsizce alınan paketleme malzemeleri. Hem Çalışma hem de Sağlık bakanlıklarının, uzmanlarının konuya ilgi göstermesini bekliyorum... İşçi sağlık, işçi güvenliği öncelikli değerlerimiz arasındaysa eğer...
PANO
KIBRIS TV’de her sabah, kendine özgü tarzı, konukları sıkıştıran ve kurcalayan üslubuyla alışkanlık yaratan TAYLAN KAV, “benden bu kadar” dedi. Böylesi sabah programlarına “paydos” çekti!.. Tam da yaş gününde, önceki sabah açıkladı... Dün aradım sordum, “Neler oluyor” diye... “Esas sıkıntı yaptığım işin sonucunu alamamak” dedi Taylan Kav... Bence, böylesine mesleğe yıllarını vermiş insanların, bırakıp gitmemesi gerek. Çünkü, daha öğreneceklerimiz var, tecrübelerinden, birikimlerinden...
Mağusa’daki ‘tecavüz’ olayı sonrasında ardı arkası kesilmiyor mesajların, maillerin, telefonlarında...
<<... Açın kapıları sonuna kadar; ipini koparan girsin, sonra da böyle haberleri duyunca üzülün. Hemen vize uygulamasına geçilmeli. Cebinde parası olmayan, kalacak yeri olmayan ve sabıkası olanlar girmemeli adaya...>>
Sokak dilinde işte böyle ele alınıyor mesele!..
Dün öğleden sonra ziyaretime gelen bir memur arkadaşım anlatıyor: “Tam bir lale devri!.. Saat sekiz buçuktan önce kimsenin işe gittiği yok artık. Öğlen birbuçukta da herkes yola çıkmış oluyor. Zaten müdürler dokuzda geliyor. Anla işte!..” Aynı şikayet kaçıncıdır geliyor... Biri “yalandır” desin!!!
|