Bugün bir öğretmenimizin “öğrencilerine” hitap eden mektubunu paylaşacağım sizlerle...
Aslında, pekçok gazete ve köşe yazarına gönderilmiş, söz konusu satırlar.
Tahmin ediyorum, başka gazetelerde ve başka köşelerde de okurla buluşacak.
Umarım öyle olur ve çok daha fazla insana ulaşır.
Satırların sahibi öğretmenimiz, açık ismiyle göndermiş mektubunu...
Ama yazının altında “Türkçe Öğretmenin” diye imza var!..
Aynen bıraktım!..
Mektup, “Türkçe” öğretmeninden ve Türkçe...
Ama “yürek dili”yle yazılmış gerçekte...
* * *
Sevgili öğrencim,
Bu mektubu yazıp yazmama noktasında derin endişelerim vardı. Affına sığınarak, hatta biraz da utanarak içinde bulunduğum ruh halini seninle paylaşmak istiyorum. Bu arada samimiyetimden şüphe etmeye de hakkın var, bu yazacaklarımı istersen okumaya da bilirsin sana hiçbir şey demeye hakkım yok.
Gerçekten sözlerime nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Aradan geçen bu uzun ayrılıktan sonra, ne zaman başlayacağını dahi bilemediğim ilk dersimizde size neler anlatacağımın endişesini taşıyorum. Aslında dersten de önce, okula geldiğinizde o dillerinizden dökülen sıcacık “GÜNAYDIN”larınıza nasıl yüzüm dahi kızarmadan karşılık vereceğim veya hiçbir şey olmamış gibi davranacağım bilemiyorum.
Hatırlar mısın size hep derdim: “Suçlular ve yalancılar sorulmadığı halde açıklama yapma ihtiyacı duyar, kendini savunmaya geçer.” Galiba benim durumum da biraz öyle SUÇLUYUM. İlk dersimizi tasavvur ediyorum:
“Günaydın arkadaşlar, biliyorsunuz ki uzun bir süredir görüşemiyoruz, grevdeydik. Ama bunun suçlusu siz de biliyorsunuz ki bizi yönetenler (!) kıdem tazminatı diye bir şey var - siz anlamazsınız- geleceğimizle ilgili çoook ciddi bir mesele onu halletmeye çalışıyorduk, bu yüzden grevdeydik.”
Veya
“Canımdan aziz bildiğim öğrencilerim sizi ne kadar çok sevdiğimi bilirsiniz ama bir süredir görüşemiyoruz bunun sebebi de sendika diye bir şey var - siz anlamazsınız- onun peşinden gitmek zorundaydık (!) bu yüzden grevdeydik.”
Veya
İşi tamamen pişkinliğe vurup: “Neredeydiniz bakalım siz günlerdir? Hadi bakalım hemen derse başlıyoruz.” Deyip hiçbir şey olmamış gibi derse devam etmek.
Anlayacağın senin karşına nasıl çıkacağım konusunda önümde değişik mazaretlerim var. Bu arada sen ne yaptın? Biz grevdeyiz diye derslerini ihmal etmedin değil mi? Okuldan, öğretmenlerinden soğumadın değil mi?
Bir de hep üzerinde durduğumuz değerlerimiz vardı: Paradan, maldan, mülkten, makamdan, mevkiden, şöhretten daha önemli değerler (!) Bayraktı, vatandı, kutsaldı, insan sevgisiydi, vefaydı, fedakarlıktı, sevgiydi, saygıydı, Atatürk’ün işaret ettiği muassır medeniyetler seviyesine çıkmaktı vs. Anlattıklarımızı unutmadınız değil mi?
Şunu söylediğini duyuyorum: “Hocam, bana masal anlatma! Ne fedakarlığından ne sevgisinden saygısından bahsediyorsun. Merak etme senin için ben neyin değerli olduğunu çok iyi anlıyorum. Eee yavaş yavaş öğreniyorum sendika neymiş, hükümet neymiş, kıdem tazminatı neymiş, grev neymiş. Ha bu arada daha unutmadım, bir gerv günü okula gelip senden bir şey istediğimde “yapamam grevdeyim” deyişini. Bana masal anlatma lütfen ÖĞRETMENİM (!)”
Sevgili öğrencim, sözcükler boğazımda düğümlendi. Sana anlatacak daha çok şey varken sözlerime günlerdir aklımdan hiç çıkmayan bir şiirin mısralarıyla son veriyorum. Beni-bizi affedin.
Türkçe Öğretmenin
“Ben öğretmenim.
Yanlış attığım her adımın,
Öğrencilerimin dünyalarında,
Bir sütunun yıkılmasına sebep olduğunun farkında olmalıyım.
Ben bir öğretmenim.
Göğsümde bir kandil daha sönmeli,
Bir öğrencim umutsuzluğa düşünce
Ve kuşlar cıvıldamaz olmalı bahçemde,
Onları heyecansız görünce.”