|
Ama önce bu “kölelik!..”
İki ayrı panele katıldık, son iki gece... Birincisinde tümünü izleyemedim... Konu “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği”ydi... Bu yönde, önemli çalışmalar var hem hükümet, hem de Konsey odaklı... Sunumu da “Kadın Dayanışma Konseyi” yaptı zaten. Hem konsey başkanı Oya Talat, hem de sunumu gerçekleştiren Sürayye Çelmen Değer, önemli bilgileri paylaştı bizlerle. * * * Aslında çoğu zaman fark etmeden, ataerkil geleneğimizin de etkisiyle, kullandığımız dil, üslup ve eylemlerimizle öylesine “erkek egemen” bir hayat yaratıyoruz ki!.. Yine de...
Pekçok başka ülke örneğini de izleme şansı bulan bir kişi olarak, inanıyorum ki, Kıbrıs’ta, kadına yönelik “tehlike boyutu”nda bir şiddet yoktur... Kadın erkek eşitliği olabildiğince iyi durumdadır... Ha, kadınlar “karar mekanizmaları”nda yeterince yoksa; bunun suçu, toplumsaldır... Ve inanmıyorum ki, birileri, salt “kadındır” diye bu sürecin dışında tutulmuştur. * * * Kadına şiddet anlamında en ciddi sorunumuz, Kıbrıs’ın kuzeyinde, dört bir yanında hem de “kadın satışı”dır ne yazık ki!.. Daha doğrusu “kadın köleliği”dir... Elbette “fahişelik” en eski meslek, Kıbrıs’ta keşfedilmedi... İşin, “Peki gece kulüpleri olmasa ne olacak?” sorusuna yanıt arayabiliriz... Ya da, “En azından bu kadınlar kontrollü, peki ya, kontrolsüz olsa” ihtimalleriyle kafamız karışabilir... Ama sorun bunların çok ötesinde... Sorun, yüzlerce kadın, başlarında bekçi olmadan ve tek başlarına alışverişe dahi gidemiyor. Çalıştıkları mekan dışında, nerede ve nasıl yaşayacaklarına karar veremiyor!..
Sürekli birilerinin gözetiminde plaja gidiyor, uyuyor, yatıyor, kalkıyorlar. Seyahat belgelerine bir ‘suçlu’ gibi el konuyor bu insanların!.. Kölelik değil de ne bu?
Ve bu çağda...
Ve “devlet kontrolünde yasa dışı ama devletin izniyle...” * * * Karar mekanizmalarımızda kadınlar da olsun, evet!.. Ama önce bu “kölelik” son bulsun!
Barış gazeteciliği!..
 Barış istemekle “barış dilini” kullanmak çok farklı. “Barış gazeteciliği” sunumunda gördük ki Sevda Alankuş’un, hani ‘Annan Planı’ döneminde dahi, yani barışı en fazla isterken, barışı en fazla istediğini söyleyenler üstelik, yine “biz ve ötekiler” diye ayrımlar yaptık sürekli.... Aslında “barış” isterken dahi “savaş tamtamları” çalıyoruz, hem de biz!.. Bir de “savaş, çatışma” dilini özellikle seçenlerin durumunu hayal ediniz artık... * * * Medya, “barış gazeteciliği” yapsa da... Liderler, sürekli “öteki”ne karşı “galibiyet” peşinde koşarsa, nere yarar ki!.. * * * Yine de ısrarla ve inatla, “çatışma”yı değil “birleşme”yi körüklemek gerekiyor. Kim ne derse desin..
Nüfus yapısı
 Yeni Kıbrıs Partisi’nden ziyaretimize geldiler dün ve “Kıbrıs’ın Kuzeyindeki Nüfus Yapısı” başlıklı çalışmayı sundular. Araştırmacı ve uzmanlar Mete Hatay, Dr. Mehmet Hasgüler, Alpay Durduran, Muharrem Faiz’in katkı koydukları panel, pekçok farklı sonuçlar üretti. Tabii, Kıbrıs’ın kuzeyindeki “nüfus yapısı”nı tartışırken, ince çizgi meseleyi “ırkçılık boyutunda” bir “saldırı” olarak ele almamak!..
* * * Panel sonucu olarak ortaya çıkan “savaş suçu” olgusu ayrı bir tartışma ama... Yurdumuzda nüfus ve altyapının “plansız” geliştiği bir gerçektir. Geçenlerde bir örnek vermiştim, okur mektubuyla... Elye’ye “ön izinle” çalışmaya getirilen çoban, yanında 12 çocuğu ve eşini de beraber getirmişti!.. Bir günde, bir tek “ön izin”e karşı, köyün nüfusu 14 artmıştı!..
Peki bunun su, elektrik, okul, sağlık altyapısı planlı mı sizce? * * Tüm bu meselelerin böylesi paneller, konferanslar, saha çalışmaları ile bilim insanlarının eşliğinde tartışılması önemli... Ancak, Yeni Kıbrıs Partisi’nin şu önerisi, sanırım biraz fazla fantastik:
“Bu koşullar altında anlaşma yapılıncaya kadar 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığı hakkı olanların seçme ve seçilme hakkı olmalıdır...”
Bence böylesi öneriler, sağlıklı bir tartışma sürecini yaralıyor sadece... Hayatın içinde ve gerçeğinde olmak, çok daha yararlı ve önemli...
PANO
>> Lefkoşa’daki PARKLAR hala elektriksiz ya!.. Yurttaşa çağrımdır... Belediye “aydınlatma parası”nı istemeye geldiği zaman, hesabını sorunuz ve ÖDEMEYİNİZ!.. Parklar karanlık olduğu sürece...
>> Velilerin sormasını arzuluyorum: Günlerdir ‘grev’e neden olduğu söylenen 25’inci maddeden dolayı, kaç öğretmen mağdur oldu? Mağdur olanlar kimlerdir? Ne kadar mağdur oldular? Bu sorulara YANIT ister misiniz LÜTFEN !..
|