|
OYSA BİZ!..
Oysa biz köşe başlarında “bir avuç” toplanırken henüz, sanki daha mutluyduk!..
Büyüdükçe yaşımız nasıl ki kirlendiğini fark ettik dünyanın; büyüdükçe sayımız da “kirlendik” galiba...
Oysa ki, yolları aşındırırken ürkek adımlarla ve birileri kendi yurdumuzda “piç” muamelesi yaparken yarınlarımıza, yine de kavgaya sürmüştük çok da tok olmayan bedenlerimizi...
Çok daha cesurduk...
Çok daha dürüst...
Çok daha “adil” paylaşırken hayallerimizde ekmeği...
Ve daha bir kenetlenirdik, ele ele...
Şimdi...
Özlüyoruz kendimizi...
Kirli sakal...
Kocaman gözlüklü, uzun ve dağınık saçlı hallerimizi...
* * *
Oysa biz sokaklarda daha mutluyduk sanki... Meydanlarda, tepemizde güneş, şakaklarımızdan dökülürken terler... Sığınırken bir ağacın gölgesine... Ve dışlandıkça bilenirken yaşama...
Sloganlarla ve afişlerle giyinirken... Ve yokken paylaşacak çok bir zenginlik... İşte o zaman, yüreklerimizi bölüşürdük galiba...
* * * Şimdi bir başka sevdada... Şimdi biraz aç gözlü!.. Şimdi çok daha korkak ve “elimizden gitmesin” telaşında... Şimdi belki “çokluğuz” ama çok daha “azalık” eski sevdamızda...
* * *
Oysa biz köşe başlarında “bir avuç” toplanırken henüz... Biliyorduk ki gün gele “haramilerin saltanatını yıkacaktık...” Baktık ki gördük ki sonra... Kimimiz “harami” olduk, hiç anlamadan ve fark etmeden nasıl değiştirdiler bizi... Ve gördük üstelik, gerçek “haramiler” yemeye devam ediyor, daha bir iştahla!..
* * * Haramiler, yıktı saltanatımızı... Küllerimizden doğmak kaldı geriye... Oysa biz...
Daha bir ‘biz’dik geçmişte...
Kapı önünde
“Beni (Bizi) Sokmayan Yılan Bin Yaşasın” cumhuriyetinde, eskiden ‘ikinci sınıf’tı özel sektör çalışanı... El birliğiyle, toplum olarak, hükümeti muhalefeti, sivil toplumu siyasisi ile başardık “üçüncü” hatta “dördüncü” sınıf yapmayı... Ve hayatı “kamu”ya odakladık sadece...
* * *
Son on günde...
Sekiz meslektaşımız kapı önüne kondu... İşsiz kaldı yani...
Kimse duymadı, kimse görmedi... Biz “bardak kaldırdık” şereflerine... Yemek yediğimiz ve “örgütlü basını” kutladığımız gecenin sabahında... İşten atılanlara eklenmişti yenileri...
* * *
Bırakınız hepsi.. Yalnızca biri örneğin kamu çalışanı olsaydı eğer. Ve konsaydı kapının önüne... Nasıl da kıyamet kopardı değil mi?
* * *
Onlar ki; belki de ‘kıdem tazminatı’ kavgasında görüntüyü alan göz, sesi açan el, haberi kurgulayan yürekti... Belki uzun üye listelerinde isimleri vardı, onların da... Ama nasıl ki “üç kuruşa” yaşam kavgalarında yoktu kimseler yanlarında, “kapı önü”ne kondukları gün de, sessizlik vardı...
* * *
Gecesi “örgütlülüğümüzü” kutladık biz!.. Ve ne mutlu ki “sendikal” bir başarıyla “ek mesai”ler ödenmişti en sonunda; buz dağına çarpamadan önceki Titanic’in “birinci” sınıfında!..
* * *
Kapı önünde sekiz insan vardı...

- Adnan Hoca: Çekmesinler bizi beraber. Şimdi birileri kızar bana, başımı şişirirler vallahi!.. Yok yok... - Yapma be hocam... Ne olmuş yani, tüm başkanları eleştirmek hakkımız da sizi değil mi?
PANO
- İçişleri Bakanlığı’nın “akıllı binası”ndan aradılar, Lefkoşa’dan. Bir genelge ile personelin araçlarını bina içine park etmesi yasaklanmış. Diyorlar ki “müdürler niye park ediyor ki?”... Ayrıcalık olmamalı!..
- Orta Eğitim Sendikası “grev fonu”nu korumayı başardı. Öğretmenlerin ‘grev kesintisi’ fondan değil bankadan alıncak ‘borç’tan ödenecek. Her bir öğretmenin maaşından da 6 ay boyunca ‘grev maaşı kredisi’ne karşılık 25 YTL kesinti yapacak banka... Böyle ‘grev fonu’ yeni eylemler için yerli yerinde duracak... Ada fareleri verdi haberi!..
Güzelyurt’ta önceki gece Dr. Eroğlu ile UBP delegelerini gezen Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları “UBP Kurultayı”na yönelik kulis yaparken, ertesi gün de Serdar Denktaş’la Dome Otel önünde eyleme katıldı!.. Helal be...
|