|
‘Kıl’ olmaz mı insan? Feryat figan toplandı konu komşu.... Temizliğe gelen kadın “baş kaldırmıştı” sonuçta: - “Artık 100 kağıt isterim!..” diye... Nasıl da kopmuştu kızılca kıyamet: - “Ne zannediyor bu kendini, bulunmaz Hint kumaşı mı ki?” Aslında söylemeye utanıyorlardı çünkü gerçekten de zor bulunuyordu... Hem eli çabuk olacaktı, hem işi temiz, hem de “güvenilir” olacaktı özellikle...
* * *
Hemen başladı söylenmeler: - Falancaya giden kadın 70 lira alıyormuş. Üstelik kendi arabasıyla gidiyormuş!.. - Ama filancaya giden 60 alıyordu da, en son kaçarken evin yarısını da beraber götürdü!.. Velhasıl dert büyük dertti. Çünkü artık başından aşkındı herkesin işi (!) Ve “temizlik” için “yardımcı” gerekiyordu evlere... Manzara çırılçıplak böylece dururken ortada, birçok “zor” ve “kirli” işimizde olduğu gibi, bunu da havale etmiştik “denizin ötesinden” gelen insana... Parasını ödüyor, hizmeti alıyorduk sonuçta... Böylece, belki de, “geldiği” yere dönüyordu, elden ele gezdirdiğimiz, işaretle baş parmağımızı ovuşturduğumuz kağıt para...
* * * Sinirle, öfkeyle, kızgınlıkla sürüyordu söylenme: - Bir günde 100 liraymış!.. Bu parayı kazanmak için kaç saat çalışıyoruz biz!.. İşte buradaydı “tik” nokta... Oysa... Feryat figan edenlerin bir çoğu, o yüz liranın daha fazlasını, çok daha az “zahmetle” kazanıyordu, tek bir günde!.. Çoğu, evindeydi öğlen saati... Ve hatta plajında, pikniğinde...
Kimisi, günde birkaç saate götürüyordu, daha fazlasını... Elbette helal hoş olsundu, alın teri dökerek kazanana... Elbette, çok daha fazlasını nasip olsundu, emeğini harcayana... Ama dedim ki; - Eğil, bükül, sil, süpür; deterjan kokusu, bel ağrısı, tuvaleti lavabosu niye çok görüyorsunuz ki bu parayı, anlatsanıza!..
* * * Biraz düşündüler... Her gün biraz daha geç gidiyor, biraz daha erken ayrılmış oluyorlardı işlerinden... Genelde masa başı!.. Genelde şık şıkıdım, takım taklavat... Ve bir de bunun emekli ikramiyesi, ek mesaisi, tahsisatı...
* * * Yani onca eğil bükül arasında kadın her gün çalışsa, bir tek pazarını bıraksa ailesine... Ne edecek yani haftada 600 kağıt, bir ayda en fazla 2 bin dört yüz!.. Bu paranın içerisinden bir de yatırım yapsa sosyal sigorta, ihtiyat sandığı!.. Olmaz ya ama ödese vergisini de... Ne kalacak ki eline?
* * * “Doğru” dedi, az önce feryat figan edenlerden biri: - Geçen gün ağdaya gittim, bir saatte 90 liramı aldı... Vay be!.. Bir saatlik “kıl sökme merasimi” doksan kağıt yani... Tamam, “hassas noktaların” temizliği daha pahalı da... İnsan düşününce biraz, çalıştığı saati, emeği, “kıl olmaz” da ne olur ki!..
Nazım Usta
Nazım Usta’nın ölüm yıldönümüydü, dün... O halde...
Yine unutulmaz bir şiir...; * * * BÜYÜK İNSANLIK
Büyük insanlık gemide güverte yolcusu tirende üçüncü mevki şosede yayan büyük insanlık.
Büyük insanlık sekizinde işe gider yirmisinde evlenir kırkında ölür büyük insanlık.
Ekmek büyük insanlıktan başka herkese yeter pirinç de öyle şeker de öyle kumaş da öyle kitap da öyle büyük insanlıktan başka herkese yeter.
Büyük insanlığın toprağında gölge yok sokağında fener penceresinde cam ama umudu var büyük insanlığın umutsuz yaşanmıyor.
|