|
ÇÖ – KE - CEK!
“Kamu” odaklı, Kıbrıslı Rumlar’dan kalan toprağı dağıtmak ve Türkiye’den gelen paraya sırtımızı dayamak üzerine kurulu sistem çökecek bir gün!.. Hiçbir bütçe dengesi ve sorgusu içermeyen, yalnızca “talep etmeye” kurgulanmış “yaşam modeli”nin son demlerindeyiz artık..
ÇÖ-KE-CEK!.. Bugün değilse yarın, yarın değilse yakında… Sevsek sevmesek, kabullensek etmesek de bu böyle... İktidardaki partiler değişse, muhalefet farklılaşsa, Meclis’teki koltuklara farklı isimler yerleşse de bu “toplumsal anlayış” değişmedikten sonra ne fark eder ki? Siyasetçi dediklerimiz yalnızca bir ayna... Bizim aynamız...
Hepimizin... Bir başka toplumun içerisinden çıkmıyorlar ki!..
* * * Yeni dönemde “iktidar değişikliği” ile birlikte yeni bir anlayış uygulanmak istendi. Kendi ayaklarımız üzerinde duracak... Kendi kendimize yetecektik... Ve o çok bildik atasözü ile “yorganımıza göre uzatacaktık” ayağımızı... Üstelik ilk başlarda yol da alındı, hep birlikte... Ama sonra... Yorganı büyütmek yerine... Ha bire bacaklarımızın boyunu uzattık biz...
* * * Evet, yeni bir anlayışla silkinecek ve gelecektik kendimize... Çünkü aslında “statüko” dediğimiz de, “ganimet”le devraldığımız, yılların “çözümsüzlük” kahramanları ile beslediğimiz, deniz ötesinden kurgulanan “paralarını ödeyelim de yönetelim” projeleri ile yüzleştiğimiz “hesapsız” bir yaşamdı işte... Ancak “yenilenmeyen” kimi sendikal anlayışlar “örgütlülüğü”nü gelen paradan paylaşmanın üzerine sürünce, siyasi otorite direnemedi çok fazla… Ha ne kadar hazırdı direnmeye, bilemem... Çünkü siyaset sahnesi “popülizmi” reddedemedi toptan!..
Çok da kolay terk edilmeyen “eski alışkanlıklar” nedeniyle, siyasi erk içerisinde beklenen “insan” ve “yönetim” kalitesine ulaşmak mümkün olmadı. “Türkiye’den nasılsa para gelecek” bilinci hiç eksik olmadı, beyinlerden... Oysa artık Türkiye’de de anlayışlar değişti, “hesapsız kitapsız” günler geride kaldı... Türkiye’nin de “denetleyenleri” var artık ve hesap soranları!.. Ve ağzı kapandı musluğun... Artık, gelmiyor eskisi gibi, hesapsız kitapsız...
* * * Bir şansımız kaldı, Kıbrıs sorununu çözmek.
Erken zamanda olur mu, bilemem...
Umalım ki olsun... Yoksa, “fakir” ve “geri kalmış” bir devlet modelimiz olduğunu “yaşayarak” öğreneceğiz ne yazık!.. Maaş artışı ya da tahsisatlar için kıyamet kopardığımız günlerin ardından, gün gelecek “maaş kesintilerini” de yaşayacağız belki de... Tam takır bir kasaya bakarak ağlayacağız gerçeğimize...
* * *
Hiçbir bütçe dengesi ve sorgusu içermeyen, yalnızca “talep etmeye” kurgulanmış “yaşam modeli”nin son demlerindeyiz artık..
ÇÖ-KE-CEK!.. Bugün değilse yarın, yarın değilse yakında… Umarım “deprem” gibi kabulleniriz bu gerçeği... Ve alırız önlemlerimizi... Yoksa...
Çökmüş bir enkazından altında arayacağız, geleceğimizi...
Yağmurum olsana!
Naci Talat Vakfı yararına sahnelenen oyunda izledim, Lefkoşa Türk Belediye Tiyatrosu’nu... Sanırım, bir yıl sonra... Geçtiğimiz yıl izleme şansın olmamıştı. Toplumsal sorumluluk bilinci ve Naci Talat Vakfı yararına perde açtığı için öncelikle kutluyorum. Oyun yıl boyunca sahnelenmiş olmasına rağmen, Yakın Doğu’nun büyük salonunda önemli bir de kalabalık vardı. Vakıf, her geçen gün toplumla daha da bütünleşiyor. * * * Gelelim oyuna... Açıkçası biraz hayal kırıklığına uğradım. Gereğinden fazla uzundu bir kere; eğer biraz daha özet olsa, o uzun uzadıya tekrarlardan kaçınılsa belki biraz daha tempolu olurdu. Yani bir ara... Sanki birisi sahnede oturmuş bize kitap okuyor, gibi geldi. Bir de çok “abartılı” gülüşler, tavırlar, mimikler vardı... * * * Genelde, biz köşe yazarları bu tür sanatsal faaliyetleri yazdığımız zaman... Eğer övgüyle söz ediyorsak “sanata duyarlı” gazeteciler olarak anılırız. Beğenmediğimiz zamanlarda ise “sanattan anlamaz” denir mesela... Ama hep söylüyorum, bu tür etkinlikleri “sıradan” bir “izleyici” gözüyle yazıyorum... Ve oyunlar da konserler de sergiler de biz “sıradan”lar için aslında... Yoksa tiyatrolar perdelerini sanatçılara, konservatuar öğrencilerine, oyunculara açar; salt onlara gösteri yaparlardı... Belki “sanat değeri” ya da “kalitesi” yüksek olabilir, bilemem, benimki oturduğum koltuktan kendi bakışım... * * * Yine de gecenin anlamı önemliydi, emek verenleri kutlarım....
|