Elektrikli gündem!
Elektriklerin durmadan kesilmesine mi sinir olalım...
Yoksa evimize gelen faturaların sürekli “yükselmesine” mi?
Elbette, her ikisine de sinir olma hakkımız fazlası ile var...
Ama bir de “sakin kafayla” düşünmek gerekiyor, bugüne dair “sinirler” boşaltırken, “yarınları” kurtarmak için!.
Çünkü eğer dünün “gün kurtarıcıları” böyle düşünseydi, gerekli yatırımları yapsa ve mali disiplini sağlasaydı, bu “karanlık” günleri görmezdik...
* * *
Elektrik fiyatları artacak!..
- “Neden” sorusunu sormamız ve yanıt aramamız gerekiyor!..
Tüm bu işler “keyfi” mi, yoksa “elle tutulur” bir sebebi var mı?
Bunu araştırmaya ve öğrenmeye çalıştım.
* * *
Kıbrıs’ın kuzeyinde elektrik üretimi tamamen “yakıt”la ilgili bir olgu.
Yani “fuel oil”...
Benzin ya da mazot diyebiliriz, anlamak için...
Şimdi size bazı rakamlar vermek istiyorum.
-Ocak 2007’de Teknecik santraline 227 Dolar’a teslim edilen 1 ton yakıt için Mayıs 2008’de ödenen rakam 530 dolar oldu.
-Yani iki tarih arasında, taşımacılık ve sigorta değerleri de hesaplanınca ortaya çıkan artış % 113 oranında...
* * *
Böylesi “önlenemez” bir artış varken, yine de uzun süre elektrik fiyatları artmadı.
Neden?
Annan Planı’ndan falan değil!.. Ya da UBP, CTP hükümetleriyle de yok çok bir ilgisi...
Çünkü dolar değer kaybetti ve bir denge sağlandı!..
Peki şimdi, günün sonunda ne oldu!..
Hemen özetleyelim...
-Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu’nun Ocak ayında 24 kuruşa ürettiği bir kilowat saat elektrik enerjisi, Mayıs ayı sonunda 34 kuruşa mal oluyor...
* * *
Hemen Kıbrıs’ın güneyi ile bir karşılaştırma yapalım...
Bir ayda ortalama 500 kilowat elektrik enerjisi harcayan bir konutta, güneydeki Kıbrıslı ortalama kws başına 29 kuruş harcarken; bizde bu rakam 24 kuruş!..
Sanki, bizim “devlet”, çok daha “zengin” güneyden!..
Ve üstelik, Rum yönetimi haziran ayında bu rakamın 35 kuruşa yükseleceğini de duyurmuş bile...
Tüm bu bilgiler için Maliye Bakanlığı Müfettişleri’nin tespitlerinden yaralandım...
* * *
Şimdi bu satırları “elektrik ücretleri”ne “artış” yapılmasını istediğim için yazmıyorum!..
Öyle “artırın artın, korkmayın” gibi bir tavrım da olamaz...
Elbette, bu satırların yazarı da ‘elektrik’ parası ödüyor her ay!..
Üstelik de Titanic’in “alt sınıfı”nda seyahat ettiği ve “eşel mobil” sistemine bağlı çalışmadığı için düzenli bir “hayat pahalılığı” artışı da yok, maaşına yansıyan!..
Hiç öyle “hükümet”i falan “kayırmaya” da niyetli değilim...
Ama yine çok özür dilerim, hiçbir araştırma yapmadan, önüme rakamları koymadan “artışlar derhal geri alınsın” diyecek bir aptallık da yapamam...
Yapmam çünkü!..
Bu şartlarda “elektrik faturaları”nın artmaması şu anlama geliyor ki!..
Ya kurum batacak!..
Ya da devlet...
Eğer henüz batmamışsa...
Aç parantez!
Hiç durmadan tekrarlayınız şu cümleyi:
<<… Aç parantez….
Doğum tarihi…
Ortaya bir çizgi…
Ölüm tarihi sonra…
Ve kapat parantez…>>
İşte hayatın özeti bu…
Hani vardır ya, göğse takılan cenaze fotoğraflarının altında…
Ve gazete ilanlarında…
Acı Kayıp…
Bir isim…
Bir fotoğraf…
Bir de parantez altında…
Doğum, ölüm tarihi arasında ortada bir çizgi!..
Ama ne varsa, esas marifet, esas önemli işte o “ortadaki” çizgi!..
* * *
En umutsuz anlarınızda…
Yaşamın tüm hayhuyları arasında…
Yüreğinizin yoluna dikenler döşedikçe birileri…
Ve mutlu, keyifli, coşkulu dakikalarınızı çoğaltmak güçleştikçe…
Kendi içinizden geldiğince değil, başkalarının dayattığı hayatı yaşamaya zorlandıkça…
En önemlisi de anı yaşamanın heyecanı kayboldukça bedeninizden…
Mutlaka aklınızın bir köşesine, dilinizin ucuna takılsın ne olur…
En önemli ezberiniz bu olsun hayattaki…
Çünkü yok ötesi…
<<… Aç parantez….
Doğum tarihi…
Ortaya bir çizgi…
Ölüm tarihi sonra…
Ve kapat parantez…>>
* * *
Düğün ve cenaze arasında gelgit hayat…
Hem biri, hem öteki aslında…
Ama hem de ikisinin arası…
Yani gözyaşı ve keder… Yani pespembe bulutlar ve tutku…
Ama işte o aradaki çizgi var ya o çizgi…
Yaşadıklarımız o!..
Kalbimizin ‘pırrrr’ anları…
“Keşke”leri savurduğumuz uzağa ve kendi rotamıza koştuğumuz zamanlar…
* * *
Şu anda açtınız parantezi…
Adınızın ve resminizin altına…
Ve yazdınız doğum tarihinizi, ilk parantezin hemen soluna…
Sonra, çektiniz ortaya kısaca bir çizgi!..
Durunuz tam burada…
İşte bu ‘çizgi’ye sığdırınız hiç düşünmeden yarını, içinizden ne geliyorsa..
Çünkü çizginin sonrası…
Bir başkası yazacak yeni tarihi…
Ve kapayacak parantezi…
Yine bir başkası…
* * *
Evet…
Ne varsa o ortadaki kısacık çizgi!..
Sizin hayatınız o işte…
Gerisi masal, gerisi hikaye…
[ce_mu]
YAŞLILIK NE ZAMAN BAŞLAR?
Kristof Kolomb Amerika'yı keşfe çıktığı ilk yolculuğunda 50 yaşını çoktan aşmış durumdaydı.
Pasteur kuduz asısını bulduğunda 60 yaşındaydı.
Mimar Sinan, Süleymaniye camisini bitirdiğinde 70 yaşını geçmişti.
Selimiye camisini tamamladığında ise 86 olmuştu.
Galileo, ayın günlük ve aylık çizimlerini yaparken 73 yaşındaydı.
Charlie Chaplin, 76 yaşında film yönetmenliği yaparak hala işinin başındaydı.
Goethe, en büyük eseri Faust u ölümünden bir yıl önce, yani 82 yaşında bitirmişti.
Nobel ödüllü Alman doktor Albert Schweitzer 88 yaşına rağmen Afrika hastanelerinde durmaksızın çalışarak ameliyat yapıyordu.
Ressam Titian 99 yaşında hayata gözlerini yumdu. "Lepanto Savaşı" adlı ünlü tablosunu ölümünden bir yıl önce tamamladı.
Dört defa İngiltere başbakanı seçilen Gladstone, son kez göreve geldiğinde yaşı 83 dü.
Gençlik hayatın belli bir çağı ile ilgili değildir. İnsan, kendine olan güveni derecesinde genç, şüphesi derecesinde yaşlıdır.
Cesareti derecesinde genç, korkuları derecesinde yaşlıdır. Ümitleri derecesinde genç, ümitsizliği derecesinde yaşlıdır.
Hiç kimse fazla yaşamış olmakla ihtiyarlamaz. İnsanları ihtiyarlatan, ideallerinin gömülmesidir. Seneler cildi buruşturabilir. Fakat heyecanların teslim edilmesi ruhu buruşturur. İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar, halbuki yaşamadıkça yaşlanırlar.
İnsan ihtiyar olmaya karar verdiği gün ihtiyardır. Güzelliği görme yeteneğini kaybetmeyen asla yaşlanmaz.
Yaşlanmak bir dağa tırmanmak gibidir. Çıktıkça yorgunluğunuz artar. Nefesiniz daralır ama görüş alanınız genişler.
"Beynimiz yeni tecrübeler keşfettiği sürece insan genç sayılır."
William GLADSTONE
AMA SİZ YİNE DE YAPMANIZ GEREKENLER İÇİN ACELE EDİN...
FOTOĞRAF SEÇKİM

korkarak yaşıyorsan ....
yalnızca hayatı seyredersin ...
Renee C. Byer - 'İnceleme Fotoğrafı' Pulitzer ödülü
SEVDİĞİM LAFLAR
'Bazen yıldızları süpürürsün, farkında olmadan, güneş kucağındadır, bilemezsin. Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür, ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın. Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın. Uçar gider, koşsan da tutamazsın..'
William Shakespeare