- Sevdiğiniz insanların mutluluğu, sizin de ‘mutluluğunuzsa’ eğer, her koşulda…-
Bu akşam üç düğünümüz var…
Masa üzerindeki davetiyeleri sayarsak aslında, belki yirmi üç!..
Ama bu cumartesi rotayı Mağusa’ya çevirdiğimiz için öyle.
Pazara da Girne var daha!..
Biz yine Mağusa’ya konsantre olalım iyisi mi, çok fazla uzatmadan meseleyi…
Biri akraba, diğeri de aile diyelim çünkü gazeteden bir kızımız...
Üçüncüsü de bir dostumuz…
İkisi Mağusa, biri Yeniboğaziçi’nde…
Bu trafikte, bu yoğunlukta, düşünsenize “en mutlu güne” gitmek nasıl da “işkence”ye dönüşüyor, hepimizin zihninde…
* * *
En fenası da yirmi dakika kuyrukta bekledikten sonra yirmi saniye görebilmek sadece, gelinle damadı…
Önünüzde ya da ardınızda kim varsa kuyrukta, onunla daha samimi oluyorsunuz.
Gelinle damada geldi mi sıra, iki yanak birine, iki de ötekine, utana sıkıla parayı uzatma faslı; yarım ağız ‘mutluluklar’ falan; ana babalara birer toka…
Görev tamam koştur öteki düğüne!..
* * *
Yemeli içmeli düğünleri daha fazla severim bu nedenle.
Çok dar bir grup…
Ama gece boyunca sohbet imkanı ve koşuşturmadan uzak, gerçek bir ‘kutlama’ havası.
Hem gelinle damatla da sohbet imkanı!..
Böylesi durumların da iki sakıncası var; birincisi az sayıda insanı davet ediyorsunuz, gücenen çok oluyor.
İkincisi de hem masrafı fazla, hem de çok daha az cirosu!..
* * *
Parlak ve yaratıcı fikirlerin uzmanı Ahmet Derya dedi ki, “Ne olur bize bir iyilik yap..”
- Hayırdır Ahmet abi!..
- Hani düğünleri duyuruyorsunuz ya. Cep telefonu şirketleriyle anlaş, altına bir numara yaz. “Eğer Ayşe ile Şükran’ı kutlamak istiyorsanız 7474’e mesaj yazınız; takı için rakamı belirtiniz!..”
Böylece; kimse “mazeret” de uyduramaz artık, “Yurt dışındaydım gelemedim kusura bakma!..”
Hem trafikten, koşuşturmadan, ezilmeden yollarda sokaklarda kurtulur ahali.
Tek bir düğünü seçer, gider, çok daha fazla zaman ayırır; gerisine de gönderir mesajını, hem kutlar sevdiğini, hem de katkısını yapar “teknolojik” bir operasyonla…
* * *
Bu akşamki düğünlerin birinde “şahidim” üstelik!..
Galiba bu dördüncü şahitliğim; birkaç da nişan yüzüğü falan…
Kendi düğünümde, her iki şahit de “ikinci evliklerini” yaptı diye, çevremizde söylenen olmuştu: “İyi tutmazlar”…
Tutsalar ne olacak, tutmasalar sanki!..
Ama gene de, düşününce, çok akıl harcı değil gerçekten.
Diyelim bir defa evlendin, gördün, yaşadın, anladın.
Ve olmadı.
Tamam da bir daha gerek var mı, memurun karşısında imzaya!..
Eğer hayatın keyfini paylaşacaksan birlikte yaşa…
Bir kağıt parçasına altına, illa da iki imza!..
* * *
Bir de şu, “iyi günde kötü günde birlikte” yemini!..
Tamam!..
İyi günde de kötü günde de birlikte…
Ama “tatsızlıkların” hiçbirinde sebep bu değil ki!..
İlla ve mutlaka, “iyi günde, mutlulukta ve keyifte yalnızca benimle; başkasıyla değil ha!”…
Var mı kağıt üzerinde böyle bir tasa!..
Ve var mı “yüreğin anayasası”nda böyle bir yasa?
<
* * *
Şimdi düğün sezonunda, yazılmaz ama…
Bence bu kurumun, yani evliliğin, en fazla yüz senesi kaldı!..
Aha yazdım buraya…
Gün gele, birileri, “yazmıştı” desin diye!..