Birini ısırıp beşini de acıtmak
Hükümetlerin görevi "mümkün olan en geniş uzlaşı" ile yaşamı yönetmektir.
Peki, "en geniş uzlaşı" her zaman için "geleceğe" yönelik bir yatırım ya da toplumun önünü açan bir "doğru" mudur?
Örneğin; bugün, "kamu" kurumlarında "tek mesai"ye geçilmesini ve memurların öğlen saat 12.00'ye kadar çalışmasını, öneriniz…
En geniş "uzlaşı"yı sağlarsınız!..
Hiçbir örgüt itiraz etmez…
Ve hatta "muhalefet" ses çıkart(a)maz…
Peki, doğru mu olur?
"10 yılda emeklilik" kararlarının verildiği dönemlerde de "mutlu kesimler" vardı...
Ama bugün, tek bir parmağımızı ısırıyoruz, beşi birden acıyor!..
* * *
Yeni sağlık yasasında, ne yazık ki "toplumun önünü açması" için çok önemli misyon yüklediğimiz
kesimler, çok geniş bir çoğunlukla "kendi önlerini” açmıştır…
Bu hareket "değişim"e yönelik bir "ideal" içermediği gibi "bencilliği" barındırmıştır içinde…
İlgili hekimler, kamu güvencesini sağlama aldıktan sonra “özel klinikleri”ni de yasallaştırmak adına sürdürdükleri “kulis çalışması”nda başarılı olmuşlardır doğrusu.
Böylece, “yasal” olarak hem “kamu çalışanı” hem de “özel / serbest meslek sahibi” unvanını bir arada taşıyan “ilk” örnekler olarak yazılmışlardır tarihe...
“Eğer ikinci iş, özel klinik yasaklanırsa, devlet hastanelerinde tek doktor kalmaz” korkutmacası da tutmuştur.
Ve şu soru kalmıştır geriye:
“Madem durum böylesi vahim, niye kimse bugüne kadar bırakıp gitmemiştir kamuyu?”
* * *
Kamu - özel uçurumunun giderek büyüdüğü ve toplumsal bir yaraya dönüştüğü; iki kesim arasındaki "adaletsizliğin" sosyal patlamalara neden olduğu, “kendi kendimizi yönetme” gücümüzün sürekli eridiği bir ortamda, "kendi önleri"ni açmak adına ‘tavır’ alan anlayış(lar), fazlaca düşündürücüdür.
"Değişim" cesareti yerini "statükoya yasallık kazandırma”ya bırakmıştır.
Ve hükümet - muhalefet - sivil toplum ‘kafa kafaya’ vermiş, "en geniş uzlaşı" diye bu düşünceye "uyum" sağlamıştır.
“Otorite zaafı” böylece “yasa” eliyle süpürülmüştür, halının altına.
* * *
Artık kamudaki "ikinci iş yasağı" kalkmıştır !!!
Artık "özel"de çalışmak "yasa destekli" bir enayiliğe dönüşmüştür.
Artık, hiçbir öğretmeni "sınıfındaki çocuğu evine çağırıyor ve devletten maaş alarak yapması gereken işi, ayrıca açıktan para isteyerek yerine getiriyor” diye yargılayacak bir "otorite"
olamayacaktır.
Artık, "bu parayla bu kadar" deme şansı vardır Telekom'da çalışan memurun, Tapu'daki mimarın, Şehir Planlama'daki mühendisin ve diğerlerinin…
Ve öğleden sonra, "Hadi eyvallah, ben ofisime gidiyorum" deme hakkı…
Bu yasa, gün gele, parmağımızın birini ısırıp, beşinde birden acısını duyacağımız bir adımdır…
* * *
Şunu da belirteyim, yeni yasa yurttaşın günlük pratiğinde belki 'ileri bir adım' olacaktır.
Yani geçmişte, saat onikiden sonra hekim bulamayan yurttaş, bu kez, saat üçe kadar çok daha fazla sayıda uzmanla, devlet hastanelerinde yüzleşebilecektir.
Bakanlık ve hükümet “en az kargaşa” ile “mümkün olan en geniş uzlaşı”ya ulaşmış, on yıllardır başarılmayan bir “yasal süreci” sonuçlandırmıştır.
Ortaya koydukları çabayı göz artı etmiyorum...
Ama kanımca “değişim” ve “gelecek” adına, bindiğimiz dal kesilmiştir...
* * *
Şimdi yapılması gereken kamudaki "mesai saatleri"ni serbest bırakmaktır (!)
Uygulanmayan bir kural daha "yasallaşacaktır" böylece (!)
Bence bu konuda da "mümkün olan en geniş uzlaşı" vardır (!)
‘Fırtınada uyuyabilirim’
Tüm siyasetçiler-bürokratlar-yöneticiler
kesip saklasınlar ve habire okusunlar diye!
Yıllar önce bir çiftçi, fırtınası bol olan bir tepede bir çiftlik satın almıştı.
Yerleştikten sonra ilk işi bir yardımcı aramak oldu.
Ama ne yakındaki köylerden ne de uzaktakilerden kimse onun çiftliğinde çalışmak istemiyordu.
Müracaatçıların hepsi çiftliğin yerini görünce çalışmaktan vazgeçiyor, “Burası fırtınalıdır, siz de vazgeçseniz iyi olur” diyorlardı.
Nihayet çelimsiz, orta yaşı geçkince bir adam işi kabul etti. Adamın haline bakıp “çiftlik işlerinden anlar mısın?” diye sormadan edemedi çiftlik sahibi.
“Sayılır” dedi adam, “fırtına çıktığında uyuyabilirim”.
Bu ilgisiz sözü biraz düşündü, sonra boş verip çaresiz adamı işe aldı.
Haftalar geçtikçe adamın çiftlik işlerini düzenli olarak yürüttüğünü de görünce içi rahatladı.
Ta ki o fırtınaya kadar!
Gece yarısı, fırtınanın o müthiş uğultusuyla uyandı.
Öyle ki, bina çatırdıyordu.
Yatağından fırladı, adamın odasına koştu:
“Kalk, kalk! Fırtına çıktı. Herşeyi uçurmadan yapabileceklerimizi yapalım.”
Adam yatağından bile doğrulmadı.
Çiftçi adamın rahatlığına çıldırmıştı.
Ertesi sabah ilk işi onu kovmak olacaktı, ama şimdi fırtınaya bir çare bulmak gerekiyordu.
Dışarı çıktı, saman balyalarına koştu.
Saman balyaları birleştirilmiş, üzeri muşamba ile örtülmüş, sıkıca bağlanmıştı.
Ahıra koştu.
İneklerin tamamı bahçeden ahıra sokulmuş, ahırın kapısı desteklenmişti.
Tekrar evine yöneldi; evin kepenklerinin tamamı kapatılmıştı.
Çiftçi rahatlamış bir halde odasına döndü, yatağına yattı.
Fırtına uğuldamaya devam ediyordu.
Gülümsedi ve gözlerini kapatırken mırıldandı: “Fırtına çıktığında uyuyabilirim”
* * *
Sıkıntılara karşı önceden bilgili, planlı ve organize olursanız, tüm tedbirleri alırsanız, fırtına çıktığında da uyuyabilirsiniz. Hayatınız boyunca!!!