Bizim neyimiz eksik, diyebilmek
Güneydeki ‘İngiliz Koleji’nden mezun olan çocuklarımız, dünyanın en önemli üniversitelerine gidiyor!..
Tüm Kıbrıslı Türk mezunlar, tamamı hem de, dünyada ismi bilinen, en önemli üniversitelerde eğitim görecek.
Dikkatinizi çekerim, Türkiye’nin değil, dünyanın en önemli üniversitelerinde eğitim hakkı kazandılar...
Bu kolejin, Kıbrıs’ın güneyinde olması sakın sizi aldatmasın...
Çünkü, güneydeki ‘devlet’ okullarının hali de içler acısı...
İngiliz okulu, kendi sistemi ve disiplini içerisinde belirli bir başarıyı yakalamış...
Ve bir diğer önemli özelliği de “seçilmiş” çocukları bünyesinde barındırıyor olması...
Yani ‘özellikli’ bir okul, kendine ‘önemli hedef’ seçen öğrenciler için...
Ama ön planda ‘eğitim’ var, başka başka tartışmalar değil...
Öğrenci odaklı bir eğitim!..
Öğrencilerin elde ettiği başarılarla ‘gurur duyulan’ bir eğitim...
Bu nedenle zaten Oxford, Cambridge gibi üniversiteleri kazanmış, yine bizim çocuklarımız.
Leicester Üniversitesi Tıp Fakültesi kazanmış...
Ve daha pekçok önemli merkezde yüksek öğrenim şansı yakalamışlar.
Gurur duymalıyız ve sevinmeliyiz çünkü, bu çocuklar bizim çocuklarımız ve yine Kıbrıs’a dönecekler, eninde sonunda...
Eğer onlara, “geri dönecekleri güzellikle” bir ülke sunmayı başarabilirsek...
Ama gurur duymak ve sevinmekle kalmayarak, ders de almalıyız aynı zamanda, bu
başarıdan...
‘Nasıl başardıklarını’ utanmadan ve çekinmeden, onların ağzından dinlemeliyiz...
* * *
Bizde “eğitim” en fazla tartışılan, eylemlere konu olan, günlerce ve haftalarca ‘grevlerle’ çalkalanan bir alan!..
Peki hiç dikkat ettiniz mi, tüm bu tartışmaların içerisinde “eğitim”in
kendisi ya da “kalitesi” ve ana malzeme olan “öğrencinin başarısı”, “öğrencinin geleceği” ne kadar yer tutuyor!..
Sorsanız eğer, “tüm kavga aslında öğrencilerin geleceği için” diyecekler...
Siz de güleceksiniz eminim, benim gibi...
Yani, bizim ‘eğitimciler’in gündeminde, nasıl başarırız da, öğrencilerimizi dünyanın en önemli üniversitelerine göndeririz tartışması var mı sizce?
Yok!..
Kesinlikle yok!..
Öğretmenin kaç saat okula gideceği, kaç dakika daha fazla ya da az ders vereceği, özel ders tezgahları, barem hesapları, maaş artışları, kimin müdür, müsteşar olacağı gibi konular var ana gündemde...
Ya da “sınavı yaptırmayız”, “performans ölçümünü kabul etmeyiz”, “tam günü uygulatmayız” kavgaları...
* * *
Umarım ‘ders’ almayı da başarırız...
“Ders vermek” kadar!...
Yeni dernekler
Yeni bir dernek kuruldu:
Deniz Temizleme Derneği!..
Böylece anlaşılıyor ki, denizlerimizde ‘temizliğe’ ihtiyaç var...
Ne zamanki ‘çevre’ye sahip çıkarız ‘çevre dernekleri’ olmayacak...
Ne zaman ki ‘hayvanları koruruz’...
Ne zaman ki ‘tüketici hakları’na sahip çıkarız..
* * *
Şimdiki vaziyette, ne derneklere ihtiyacımız var daha:
Neler neler...
- Memur Olamayanlara Yaşam Hakkı Derneği
- Torpille İşe Hayır Derneği
- Her Tepeye Bayrak Yerine Ağaç Derneği
- Klimadan Akan Suyu Tuvaletlerde Kullandırma Derneği
- Makam Aracıyla Düğünlere Gidenlere Karşı Eylem Derneği
- Kamuda İkinci İşe Karşı Başkaldırı Derneği
* * *
Dilediğiniz gibi uzatabilirsiniz listeyi !...
İkinci İş
ANAYASA MAHKEMESİ’nde tartışılıyor ya bu ‘Sağlık Yasası’, sanmıştım ki; “Kamu Çalışanlarının İkinci İş” meselesi ön planda..
Çünkü bu yasa, geleceğe yönelik pekçok farklı anlayışı tetikleyecek.. Çalışma yaşamına tam anlamıyla ışık tutacak.
Ama tartışılan ‘defter imzalansın mı imzalanmasın’ mı, “iaşe ibade ne olacak” meseleleri falan..
Oysa genel merak “İkinci iş olsun mu kamuda, olmasın mı?”... Anayasa Mahkemesi, umarım sonucu açıklarken, esas merak edilen bu konuya da açıklık getirir...
Haddim olmayarak, anımsatayım sadece...
Yumuşar!
Çetin Altan okumayı, en fazla da sevgili büyüğüm Turan Korun’a hayranlıkla sevdim.
Bir insan, bir yazarı, ancak bu kadar ‘hiç kaçırmadan’ okur on yıllar boyu...
Ancak bu kadar anımsar, her yazdığını...
* * *
Çetin Altan, dünkü yazısına ‘Amerika-Rusya gerginliği’ ile giriyor ama..
Bakın, nasıl yumuşatarak...
....
ABD ile Rusya’nın ilişkileri sertleşiyormuş; sertleşe dursun. Dünyada nice nice şey, hatta organ var ki; ne kadar sertleşirse sertleşsin, sonunda yine yumuşar.
Buzdolabının dondurucusunda saklanan kıyma da öyledir, dalında hamken sertleşen kayısı da öyle, ağızda dolaştırılan çikolata da...
* * *
Aklım ‘Pile’ye takılmıştı da, o nedenle yazmak istedim.