1 Eylül... Ve manevralar
Ana derdimiz ve ‘usanç’ veren sıkıntımız “Kıbrıs sorunu”nun çözümüne yönelik yeni bir müzakere süreci öncesinde, “ötekini alt etme” ya da “sıkıştırma”ya dair “manevra” yöntemlerine başvurulması, elbette ki üzücü...
Kıbrıslı Rumların, “Ay Mamas” ayini için “Pirgo’dan geçiş” talepleri, böylesi bir manevraydı...
Aslında “izin” talebi, “isteyelim ki reddedilsin” mantığı ile yapılmıştı.
Sanki Çin’de yaşıyoruz da; Pirgo kapısı ile Bostancı arasında üç gün üç gecelik yol var...
İki adım ötede, geçiş yapma imkanı varken; neydi özellikle “illa da Pirgo” ısrarı ?
Üstelik, geçmiş yıllarda, Lefkoşa’dan dahi gelerek ayine katılmışlardı...
Dedim ya, manevra!..
Önce, aslında için için arzuladıkları “Pirgo’dan geçme taleplerine, red” kararı...
Ve sonra, “Madem öyle biz de ayinden vazgeçtik” açıklaması...
Yönetenlerinin bu ‘manevra’ anlayışının peşinden sürükleniyor ne yazık ki, Kıbrıslı Rum toplumu da...
* * *
Şimdi bu güneyin gerçeği!..
Gelelim, bizim tarafa...
Ne yazık ki, belirli konularda “sivil otorite” söz sahibi değildir.
Zaten, “Kıbrıs sorunu”nun çözümü için bir gereklilik de budur.
Ama daha acısı...
Söz sahibi olamadığımız konuları ‘kabullenmek’te zorlanmamız ve bunu
‘sahiplenme’ anlayışımızdır...
Eğer “ateşkes” koşulları olmasa, hükümet bu öneriyi değerlendirir ve kararını verirdi...
Uygulama için de gerekli makamları görevlendirirdi...
Oysa bizde..
“Askeri makamlar” karar verir, “hükümet” ya da “Cumhurbaşkanlığı” da açıklar, ne yazık...
Ama bu yazdıklarım ‘asla’ kabul edilmez tabii...
Şu, anlaşılırdır...
“Pirgo’da, mevcut bir geçiş kapısı yoktur. Bu kadar kısa sürede düzenleme yapmak, altyapıyı ve geçişi organize etmek mümkün değildir...”
Şu da anlaşılabilir:
“Geçmiş yıllarda her nasıl geçiş yapılmışsa, aynı koşullarda Kıbrıslı Rumlar kuzeye gelerek,
ayinlerini yapabilir...”
Ama arada bir başka ‘yaşanan’ vardır...
Eğer daha birkaç hafta önce, aynı noktadan, Kıbrıslı Türkler geçiş yapmışsa, hiçbir sorun ve sıkıntı yaşanmamışsa, bu kez “olmaz” demek...
Bu kez “mümkün değil” demek...
İşte bu anlaşılmaz...
* * *
Tüm bu gerçekler ‘barış’ istencimizi daha güçlü haykırmak açısından önemlidir.
Çünkü ‘asıl’ olan toplumlardır, halklardır, bu coğrafyaya alın teri ve umut akıtanlar; geçmişi ve geleceği ile kendini Kıbrıs’a ait hissedenlerdir...
Geleceğimizi ‘manevra’lara ve ‘alt etme’ çabalarına ‘kurban’ etmeyelim...
Barışa yürüyelim, inatla...
Soğukkanlı... Ama kararlılıkla...