|
Değiştirin!.. Ama ‘bana dokunmayın’ ha!
Bir siyasi parti eğer ‘hükümete’ gelir ve ne pahasına olursa olsun “doğruları” yapacağım derse, imkanı yok bir daha “iktidar” yüzü görmez bu ülkede!.. Bu konuda iddialıyım!.. Göremez işte… Mesela; devlet beş liraya aldığı tohumu üç liraya satıyor çiftçiye!.. Sonra dönüyor üzerinden teşvik ödüyor… Ve dönüyor üç liralık ürünü de beş liraya satın alıyor… - “Yok” dese, yandı!.. Ve “çiftçi” dediğimizin de ancak yüzde 30’u gerçekten hayvancı, gerçekten çiftçi!.. Gerisi memur, polis, devlette işçi!.. Tüm bunları ayıklasa aradan, yine yandı!.. * * * Kamuda çalışan ve ikinci iş yapanları ayıklasa mesela… Tümünü, “madem ki paranı özelde kazanıyorsun, devletin üzerinden elini çek” diyerek ayıklasa… Özel ders veren öğretmeni, hastaneden kliniğine ya da özel hastaneye koşan hekimi, antrenörlük yapan spor hocasını, butik çalıştıran memuru, kamudan çok kendi ofisinde elektrik ya da mimari proje çizen uzmanı soruştursa… Peki ya işine saatinde gitmeyeni, erken kaçanı, yurttaşı yüzüyle döveni… Tümü hakkında yasal işlem başlatsa mesela!. Yandı da nasıl yandı! * * * Kimlikle girişi kaldırsa!.. Ve yurda giriş-çıkış noktalarında “Avrupa Birliği” kriterlerini uygulasa mesela… Eğer “serbest dolaşım” hakkın varsa “buyur, gir”, yoksa “vize” al, eğer zamanında çıkmazsan da, “güle güle” anında!.. Kaçak işçi çalıştıran iş vereni yaksa çıra gibi mesela… Devlete borcunu ödemeyenin otelini satsa!.. Ne olur ha? Görebilir mi iktidar yüzü? * * * Ve ‘partizanlık’ yapan siyasetçiyi, usulsüz yurttaşlık dağıtanı, iyice araştırmadan kredi vereni, devleti imkânlarını kötüye kullananı ‘yargılasa’ mesela… Tüm yurttaşın ‘ortak parası’na zarar vereni süründürse kelimenin tam anlamıyla… Mümkünü var mı? Gelebilir mi bir daha başa? * * * Mesela ‘vergi’… Her ‘kuruş’un peşine düşse, affetmese vergi kaçıranı… Çevreyi kirleteni, suyu çarçur edeni ‘süründürse’ mesela… Hem de nasıl yandı!... * * * Ve ‘istihdam’… Kendi ‘partilisine’ sırt dönse, uluslar arası bir kurumla anlaşsa mesela ve yılda bir kez yapılsa ‘memur, işçi’ sınavı… Partisi ne olursa olsun “bilgisi, becerisi” yetebilen iş alsa… “Geçici”yi tümden kaldırsa, gerektiğinde “hizmet satın alsa” yalnızca… Müdürü, müsteşarı “yönetim becerisi”ne “kabiliyeti”ne göre atasa… Hatta sınavla, hatta kriterle onları da… Ve izinsiz ve kaçak yapıları mühürlese anında!.. Ve Sanayi’deki “yatı evleri” ve “gece kondu” kılıklı binaları yıktırsa… Ve ‘gece kulüpleri’nin kilit vursa kapısına… Ve ‘kumarhaneleri’ gönderse, geldikleri mekana… * * * Her siyasi ‘yeniden seçilmek’ ve her siyasi parti ‘daha fazla oy almak’ istediğine göre… Çok zordur işi… Zordur işimiz velhasıl!.. Çünkü siyaset ve siyasetçiler, toplumun “aynası”dır sadece… Bizden ayrı, bizden farklı değildirler… Yurttaştır, yatırımcıdır, sendikacıdır, öğretmendir, hekimdir, işçidir, kör yiyicidir, çevrecidir, bankacıdır, kumarcıdır, üç kağıtçıdır, dürüsttür, yalancıdır, aç gözlüdür, açıkgözdür aslında… ‘Bize’ benzer mutlaka ve en sonunda ‘bizi’ anlatır… * * * Bir siyasi parti eğer ‘hükümete’ gelir ve ne pahasına olursa olsun “doğruları” yapacağım derse, imkanı yok bir daha “iktidar” yüzü görmez bu ülkede!.. Ama keşke öyle bir parti gelse!.. Bir defa gelse de, bir daha iktidar yüzü görmese!!! Daha ilk günden ‘razı olabilse’ bu gerçeğe… Ve sahi “doğru” ne?
Beşparmaklar’daki ‘ışıklı’ ama!..
Girne’de tam ciklosa dönerken, dağın en tepesinde dalgalanır bayraklar!.. Rivayet o ki, Toroslar’dan bile görünür!.. Ve Karpaz’da Zafer Burnu’nda… Eski eser falan varmış oralarda, derler, olsun, ışıl ışıldır “yeni” eser sonuçta!.. Tüm anayollarda dalgalanır, tüm ara yollarda… Kıbrıs’ın kuzeyinde “Türkiye ve KKTC bayraklarının” gölgesinde sürer hayat!.. Milliyetçilik tavan yapar!.. Gururla dalgalanır… * * * Ve mesala güneyde, uluslararası bir maçta, “Kıbrıs Cumhuriyeti” bayrağı ile yan yanadır, Türkiye bayrağı!.. Eurovision’da, İstanbul’da dahi “buluşurlar” mesela, yan yana… Olimpiyatlarda buluşurlar… * * * Bizim ‘çiftlikte’ başkadır hayat, ötesinde başka!.. Ucuz milliyetçilik” geçer akçe ‘yarım’ adada, ‘yarim’ adada… Gerisi!.. - Sizi gidi Urumcular sizi !!!
Erkekler tarafından dövülen kadınlar! Adli Yıl açılışlarından, memlekete dair pekçok çarpıklık duydum. Geciken adalete, artan suçlar, cezaevindeki yetersizlikler, sorgu sırasında dövülen zanlılar ve daha sayfalarca yazabileceğiniz niceleri… Ancak, Barolar Birliği Başkanı Mustafa İnan’ın konuşmasında yer alan “erkekler tarafından dövülen kadınlar” ve “polisin sessizliği” meselesi ilginç… Baro Başkanı, Avukat Mustafa İnan’ın dünkü konuşmasından aynen aktarıyorum: <<… Erkekler tarafından kadınların dövülmesi ve pek fena muamele görmesi durumlarında polise yapılan şikâyetlerin çoğunluğu semeresiz kalmakta ve şikâyetçiler aciz durumuna düşmektedir. Polis yetkilileri tarafından şikâyetçilere verilen cevaplarda sorunlar çözüleceğine ve ilgililere yasal işlemler başlatılacağına, şikâyet edenler aşağılanmakta veya onlara da dava getirileceği hususunda baskı yapılmakta ve sanki yargıç gibi yargılama yapmaktadırlar…>> * * * Umarım, polis müdürü de bu iddialara bir yanıt verir, soruşturma başlatır!..
|