Ne demek istedi?
<<...UBP, UBP'liler tarafından yönetilmelidir. Evet, tüm dünya ile, herkesle bağlantılarımız, temaslarımız olacak ama partinin anahtarı UBP'lilerde olmalıdır. Partiyi UBP yetkili organları yönetmelidir...>>
Bu sözler, Ulusal Birlik Partisi’nin başkanlığına yeniden aday olan Dr. Derviş Eroğlu’na ait!..
Peki ne demek istedi?
Mesajı kime?
* * *
UBP’ye yakın kaynaklara sorduk!..
Elbette ki sözlerin adresi, şimdiki başkan Tahsin Ertuğruloğlu!..
Ama “ima”sı da, UBP’nin “Lefkoşa-Ankara” seyahatlerinde alınan kararlarla ‘yönlendirildiği’
şeklinde...
Keşke “daha açık” konuşsaydı sayın Eroğlu!..
“UBP, UBP’liler tarafından yönetilmelidir”, anladık ama...
Şu anda ‘kimlerce’ yönetiliyor, vermeliydi bunun yanıtını da...
ÇUVALDIZI kendimize batırmak
Esnaf odamız yaptığı açıklama ile ‘çuvaldızı’ kendimize batırıyor!..
Hem ‘ticaret erbabı’na...
Hem de kimi kaynakların, verimsizce ‘kamu’da tüketilmesine...
Yani aslında ‘yönetim’ erbabına!..
Güneyle kuzey arasındaki alışverişten yola çıkarak, ekonomiye bir bakış atıyor, esnaf odamız...
Piyasanın, aslında çok daha ucuz olması gerektiğini anlatıyor...
Bizim piyasamızın...
Bakınız neler söylüyor özetle...
İşte benim, altını çizdiklerim...
* * *
· Güney'de yapılan alışveriş kimilerinin iddia ettiği kadar büyük değildir. Ayrıca Kuzey Güney'e göre kimilerinin iddia ettiği kadar da pahalı değildir.
· (Bizde) fiyatların belirlenmesinde tekelci rol oynayan kesimler, rakamları olması gerektiğinden daha üst seviyelere çıkarmaktadır.
· Dövizdeki her yükseliş maliyet olarak fiyatlara yansıtılırken hiçbir zaman meydana gelen düşüşler indirim olarak yansıtılmamaktadır.
· Genel olarak alım gücümüz Güney'e kıyasla çok zayıftır. Bazı toplum kesimlerinin milli gelirin çok üzerindeki bir geliri verimsiz hizmetle elde etmesi, genel olarak içinde devindiğimiz ekonomik seviyeyi ortadan kaldırmaz.
· Halen birçok mal gurubunda güneyden ucuz durumda olsak bile milli gelir ve alım gücüne oranladığımızda çok pahalı bir ülke durumundayız.
· Ayrıca Güney'e gidiş sadece fiyat farkı ile ilgili bir mesele değildir. Alt yapı, sunum, çevre düzenlemesi vb. gibi unsurlar da belirleyici olmaktadır.
· Parkın olmadığı, tuvaletin olmadığı, yürünecek yerin olmadığı çarşılar içerisinde kendi insanımızın bile alışveriş yapması mümkün olamamaktadır.
· Fiyat seviyeleri ile ilgili olarak, dışsal hiçbir nedeni gerekçe göstermeden ticaret ile uğraşan kesimlerin aynayı kendi yüzlerine tutmalarında büyük fayda vardır...
· Kazıklamak ile kazanmak arasındaki ayrıma dikkat edilmesi, kendi sorumluluklarının bilincinde olmaları ve kısa vadeli küçük çıkarlar yerine uzun vadeli kalıcı kâr elde etmeyi hedefleyerek toplumsal faydayı öne çıkarmalarını tavsiye ederiz.
Bunun adı ‘kaza’ olamaz!
18 yaşında bir genç ölüyor, trafik kazasında...
Polisten gelen bilgilere bakıyorum...
Aşırı sürat var...
Ve dikkatsizlik...
Araçta dört kişi var ve kimse emniyet kemeri takmamış...
Aşırı süratin ardından, kemer de olmayınca, hem şiddetli bir çarpışma, hem de savrulmuşlar araç içinde...
Ve bir ölü...
4 yaralı...
Onca acı, gözyaşı, hayata en güzel çağında veda eden bir insan...
* * *
Ama işin gerçeği, onca ihmal...
Özür dilerim ama “kaza” değil bunun adı...
Göz göre göre bu...
Bile bile...
Ölüme ‘açık’ davetiye...
Büyü
Girne'de dün iki kişi, para karşılığında "büyücülük" yapmak ve "talih açmak" suçundan suçüstü
yakalanmış!..
Müthiş ikiliyi (!) bir şahıstan “talihini açacaklar" diye tam bin 500 YTL talep ederken, yakalamış polis!..
Bence bu iki şahsı, hemen, hapse atmamak gerek!..
Önce bir ‘şans’ verelim, “bilinmez güçleri”ni ispat için!..
Talat ile Hristofyas’ın ve nihayetinde Kıbrıs’ta barışın talihini açarlarsa eğer!..
Salıverelim, gitsinler!..
Çünkü galiba, biraz da ‘büyü’ye kaldı işimiz!..
Demokratik olgunluk ve tartışma
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki BAŞKANLIK yarışını izliyorum.
Özellikle de propaganda dönemine ait demokratik olgunluğu, tartışma kültürünü...
NTV, CNN gibi televizyon kanalları, zaman zaman iki adayın bir araya geldiği programları ya da halkla iç içe gerçekleşen tartışmaları yayınlıyor, size de tavsiye ederim.
* * *
Yurttaşlardan oluşmuş bir platform, soruları yöneltiyor.
İki aday Obama ve McCain soğukkanlı, bilgi veren ama asla ‘sloganlar’ atmayan bir üslupla kendi projelerini anlatıyor, soruları yanıtlıyorlar...
Söz alan ve soru yönelten yurttaşları nasıl bir hayranlıkla izliyorum, anlatamam....
Çok sade bir şekilde sorusunu yöneltiyor her bir yurttaş, saygısını ifade ediyor; yorum yok, ağlama yok, şikayet yok, ‘hamaset’ yok, aşağılama yok...
Sloganlarla şekillenmiş saldırı yok...
* * *
Ve konular!..
Vergi politikaları tartışılıyor; dış dünyayla ilişkiler konuşuluyor, sağlık fonları ele alınıyor...
Kavga etmeden...
Nutuk çekmeden...
Çok net, çok kısa yanıtlar..
Çok net, çok kısa sorular...
Ama kimse kişisel ‘çıkarını’ sorgulamıyor...
* * *
Bu ‘tartışmalar’ ve ‘sorgulamalar’, Türkçe altyazılarla yayınlanmalı BRT’de, tekrar tekrar...
Sayın Ahmet Okan’a öneriyorum bunu...
Yayınlanmalı, hem ‘demokratik olgunluk ve tartışma’ kültürü adına...
Hem de, yurttaşın saygısı ve seviyesini görmek, göstermek adına...
Bizdeki gibi bir ‘siyaset kültürü’ yok dünyada...
O nedenle de zaten...
Sonuç ortada...
Prosedür gereği
<<... CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu'nun talimatları ile hareket eden taşeron örgütler yalan üzerine basın açıklaması yapacak kadar ileri gitmektedirler. CTP'nin taşeron örgütü Dev-Iş başkanı bizi liberal olmakla suçlarken diğer taraftan BELÇA LTD.'teki 57 üyesinden 48'i istifa etmiş Emek-Iş başkanı ise BELÇA LTD.'e yeni 7 istihdam yaptığımız gibi asılsız bir açıklama
yapabilmektedir. Yalanı sendikacılık yapmak sanan bu sözde sendikacılar, sendikalarının BELÇA'da örgütlü olduğu zaman geçici çalıştırılan 7 kişinin prosedür gereği kadrolanmasını bile hazmedememekte ve Ömer Abileri'nin talimatı ile KTÖS'e saldırmaktadırlar...>>
* * *
Bu açıklama, KTÖS Genel Sekreteri imzasıyla Şener Elcil’e ait!..
Peki, işten durdurulan 10 kişi?
Onlar da “prosedür” gereği mi?
“Ömer abi”ye sorsak, acaba bize söyler mi?
Yok, bunu “Şener abi” açıklayacaksa, bilmemiz gerek!..
Herkes ‘derin’ merakta çünkü!..
Süperrrrrrr !..
İki emekli parkta güvercinlere yem atıyorlardı.
Birinci ihtiyar :
-'Şu güvercinlere ne zaman yem atsam, siyasetçileri hatırlıyorum' dedi .
Diğer ihtiyar;
- Neden...??? diye sorunca ekledi ;
'Yerde dolaşırlarken elimizden yiyorlar, havalanınca kafamıza ediyorlar'