\"Bakire Doğumu”
Bugüne kadar çok tartışılan ve önümüzdeki müzakere sürecinin çetin gündem maddelerinden birini oluşturacağına kesin gözüyle bakılan konulardan biri de, yeni devlet oluşumunun eskisinin evrime uğramış devamı mı olacağı, yoksa “bakire doğumu” sonucu yepyeni bir devlet oluşumunun mu gündeme geleceği konusudur.
Bu çetrefil konu Annan Planı hazırlanırken epeyce tartışmalara yol açmış ve “yaratıcı belirsizlik” yöntemiyle, yani mümkün olduğu kadar “bulanık” bırakılarak aşılmaya çalışılmıştı. “Bulanık” bırakılması elbette bilinçli bir tercihti. Türk tarafı “yeni Kıbrıs devletinin KKTC ve Kıbrıs Rum Yönetimi”nin devredeceği egemenlik hakları temelinde kurulacağını ileri sürerken, Kıbrıs Rum tarafı “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin evrime uğrayarak federal bir devlet şekline dönüşmesini” savunuyordu. Bu yüzden Annan Planını hazırlayanlar “yapıcı belirsizlik” yöntemini uygulayarak, her iki tarafa da ortaya çıkacak yeni yapıyla ilgili olarak istedikleri yorumu yapma fırsatını sunmak istemişlerdi.
Ne var ki, yorumların da bir sınırı vardır. İstediğiniz kadar esnek yorumlar yapabilirsiniz ama olguların özü inatçıdır ve bir noktadan sonra son sözü olgunun doğası söyler.
Bu noktada Annan Planının öngördüğü yeni siyasi yapılanmanın özüne bakmakta yarar vardır.
Öncelikle Annan Planının hiç bir bölümünde “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Devleti kurulacaktır” denmediğini belirtelim. Kullanılan kavram “Yeni Durumun Oluşması” (“Coming Into being Of The New State of Affairs”) şeklindedir. Planın Ana Esaslar bölümünde şöyle deniyor: “Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler ortaklığımızı yenilemeye karar vererek (...) İnanıyoruz ki bu yeni iki-bölgeli ortaklık, ortak geleceğimizi dostluk, barış, güvenlik ve refah içinde, birleşik ve bağımsız Kıbrıs’ta garanti edecektir.”
Burada öne çıkan “ortaklığımızı yenilemek” ve “yeni iki-bölgeli ortaklık” kavramlarıdır ki, her iki kavram da yeni bir şeyin kurulmasından çok, eskinin yerine yeni bir şeyin konmasını ifade ediyor. Tam da bu yüzden, yeni kurulan devletlerin varlığı için esas olan uluslararası devletler ailesi tarafından tanınma talep etmek, Annan Planında yer almamaktadır.
Burada aslında açıkça söylenen, Kıbrıs’ta devlet varlığının devam ettiği ve devletlerin de zaman zaman yaptığı gibi, anayasalarını radikal şekilde değiştirerek, belli bir devlet biçiminden başka bir devlet biçimine geçmek suretiyle ortaya yeni bir durumun çıkacağıdır. Kısaca, ülkede devlet olgusu varlığını sürdürmeye devam ediyor. Başka bir anlatımla, oluşan yeni durumla Kıbrıs Cumhuriyeti ortadan kalkıyor ama Kıbrıs’ta devlet varlığı anayasası değişmiş bir biçimde ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti olarak devam ediyor. Yani, bir anlamda “İkinci Kıbrıs Cumhuriyeti” oluşturuluyor.
Tam da bu yüzden, tanınma için BM Örgütü’ne veya Avrupa Konseyi’ne başvuruda bulunmak Annan Planında yer almıyordu. Bunun yerine şöyle bir yöntem izlenilmesi öngörülüyordu: Kurucu Antlaşmanın uygulamaya girmesiyle Eş-Başkanlar BM Genel Sekreteri ile Avrupa Konseyi Genel Sekreterine ayrı ayrı mektuplar göndererek, bundan böyle Kıbrıs’ın BM’de ve Avrupa Konseyi’ndeki hak ve yükümlülüklerinin Yeni Durum temelinde hayata geçirileceğini bildireceklerdi. Kısaca, Kıbrıs (Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti BKC), yeni kurulan devletlerin yaptığı gibi, BM’ye ve Avrupa Konseyi’ne yeniden üye olmak için başvuruda bulunmayacaktı.
Aynı durum AB üyeliği için de geçerliydi. Burada da BKC, AB’ye üye olmak için yeniden başvuruda bulunmayacaktı. Sadece Eş-Başkanların imzaladığı bir mektupla oluşacak olan Yeni Durum konusunda AB bilgilendirilecekti ve bundan böyle Kıbrıs’ın AB’ye Katılım Antlaşmasından kaynaklanan hak ve yükümlülüklerini BKC’nin sürdüreceği taahüt edilecekti. Kısaca, Kıbrıs ülkesinde devlet varlığını Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti olarak sürdüreceğinden, AB üyeliğine de bu isimle devam edecekti.