27 Mayıs 2007 tarihinde Hessen’li sosyaldemokrat milletvekili arkadaşım Jürgen Walter ile otelimize dönmekteydik. Hava kararmıştı. Tam otele döneceğimiz mevkiye varmıştık ki yolun solunda bir hareketlenme gördük. Çok yeni olsa gerek bir kaza olmuştu. O esnada yola devam etmek “hem de ikimizin de İç İşleri alanında uzman politikacılar olduğu da göz önünde tutulduğunda” bizler için düşünülmeyecek olduğundan - belki de konuk olarak içinde oturduğumuz otomobilin şoförünü emrivaki bir kural hatası yapmak zorunda bırakarak- aracı durdurup indik ve de şoför arkadaşla olay yerine koştuk.
Olay yerine vardığımızda özelikle başının bulunduğu kesimden başlamak itibarıyla vücudunun yarısı kan gölü içinde yatan bir insan bedeni ile karşılaştık. Daha sonra 53 yaşında Lubomir Thor isimli bir Çek turist olduğunu öğrendiğim o cansız beden bana Anadolu yollarında sayısız kazada gördüğümüz “fakir bir insanın hazin sonunu” anımsatmıştı nedense. Üzerinde olan ceket takım benim Anadolumdan insan manzaralarına uymaktaydı. “Yine Kıbrıs’a ekmek parası için gelmiş bir mazluma çarpmışlar” diye düşünmüştüm. Anadolu’mun mazlumları genelde sahipsizdir Anadolu yollarında. Hatta çoğu kez kendilerine çarpıp kaçan bir aracın ardından cansız yattıkları yolda “doğumları ve askerliklerinin ardından üçüncü ve son kez çevreleri tarafından birey olarak ciddiye alınırlar”. Hani Kıbrıs’ın kuzeyinde solcu geçinen kimi gazete yazarlarının Alman ırkçı yazarlardan farksız bir şekilde “bunlar” diye tanımladıkları ve “ortak Kıbrıslı kimliğini bunlarla oluşturabileceğinizi gerçekten düşünüyor musunuz?” diye Almanya’da ırkçıların Türklerden bahsettiği dili KKTC’deki Anadolu kökenli Türklerden bahsederken gönüllü kullanan Kıbrıs’ın solcu ama ırkçı yazarlarının istemediği o insanlardan biri kayıtlardan siliniyordu. Sonra öğrendim ki benim Anadolumun bağrından çıktı sandığım insan bir Çek’tir. İşte biz insanlar bu derece birbirimize benzeriz. Ve bir akşam dünyanın bir köşesinde kim bilir kaçımıza hiç beklemediğimiz bir anda gelir bir araba çarpar alır canımızı.
O an gerçekten tüyler ürpertici idi. Bizim gibi ama bizden önce olay yerine gelmiş ve çırpınan bir kaç kişi müdahale etmeye çalışmış ama bu konunun uzmanı olmaksızın yerde cansız bir bedenin yattığına kanaat getirmişlerdi. Ambulans ve polis haberdar edilmişti. Yolda bir otomobilden arta kalan ve şiddetli bir çarpmanın kanıtı olacak olan parçalar vardı. Bazı kişiler bir otomobilin çarpıp kaçtığını söylemekteydiler. O belki de biz yaşayanlar için bir ömür boyu hiç bir zaman unutulmayacak “o an” artık ülkede misafir konumunda bulunan bizler için yapılabilecek hiç bir şey yoktu. Ayrıca yine kurallar gereği aslında belki de hiç inmeksizin devam etmemiz gereken olay yerini terk edip gitmemiz gerekiyordu. Biz de o an insan neler hissederse o halde otomobile binip otele doğru yola devam ettik.
Hiç unutmayacağım. Şoförümüz “Ozan Bey, merak etmeyin eğer çarpan Rum Kesimi’ne geçmedi ise polis onu mutlaka yakalar.” dediğinde hiç inanasım gelmemişti.
Ve geçenlerde Star Kıbrıs’ta Mine Avkıran’ın “Kervansaray’da Çek Lubomir Thor’a çarpıp öldüren sürücü adaletten 10 ay kaçabildi” haberini okuduğumda “öleni geri getirmese de” ilahi adalet yerini bulduğu için sevindim. Bu kazaya neden olan keşke o zaman durup çarptığı kişiye yardımcı olmaya ve o zaman eğer hatalı ise bu hatasının hesabını vermeye hazır olsaydı.
KKTC’de bu olayla ilgili bir tüm sorumluları bir Alman İç İşleri Politikacısı olarak yürekten kutlarım. Çünkü ancak bu sayede “insana çarpan insanların durup insana sahip çıkmasını sağlamak” mümkün olacak galiba. Adaletten kaçışın olmadığı ortaya çıktıkça!