1970 yılında doğan, müziğin harika çocuğu Fazıl Say, yazar ve müzikolog Ahmet Say”ın oğludur. Daha 3-4 yaşlarında iken müziğe başlamıştı Fazıl Say. Piyano ve beste çalışmalarına Ankara'da başlayan sanatçı, ardından Düsseldorf Müzik Yüksek Okulu’nda ve Berlin'de müzik eğitimine devam etmişti.
Bugünse, kendisine, Mozart benzetmesi yapılan bir müzik dehasıdır Fazıl Say.
Bilmiyorum, 20 Şubat akşamı “FAZIL SAY PRÖMİER’i habertürk kanalında izleyebildiniz mi? Konser, İsviçre'nin Luzern Kentinden canlı yayınla verildi.
Fazıl Say’ın “ Haremde 1001 gece” adlı Keman Konçerto’sunu izlerken gerçekten herşeyden önce bir Türk olarak gurur duydum.
Fazıl Say’ı “besteci Fazıl Say” olarak izlemek muhteşemdi!
Anadolunun, yerel renklerini, her notasına yerleştirmiş, “bir icracı” vardı karşımızda.
Bu kadar zengin kültüre sahip, başka bir millet olmadığına bir kez daha kanaat getirdik, kimbilir benimle birlikte kaç kişi daha ayni duyguları hissediyordu?
O sahne ve o izleyici kitlesi ve bir Türk piyanist bestecisinin ve konser sonundaki coşkunun inanılmaz görüntüsü muhteşemdi !
Konseri izlemek için sabırsızlanırken; bu kadar güzel bir konser ve yüreklerin aradığı bir ahengi, izleyeceğimi bilmiyordum.
Üstelik sadece eski kuşak dinleyici değildi izleyenler. Orta kuşak da, genç kuşak da vardı.
Avrupanın göbeğinde, muhteşem bir “Atatürk torunu” vardı.
Fazıl Say, Dünyada kabul gören bir sanatçı olduğunu bir kez daha ispat etti...
Fazıl Say’ın müzikleri bu akşam bir nehir gibiydi..
Sadece canlı izleyenler değil, ekran kaşısında izleyenler de müziğin bu okunmaya doyulmayan, komposizyon haline kendini kaptırdı...
Bu kadar değerli bir eseri ancak, “değerli bir icracı” ortaya koyabilirdi.
Genç kuşağın en yetenekli keman sanatçısı olan “Patricia Kopatchinskaja”, kemanla dans ederek ve kemandan, ney sesleri, kanun sesleri, hatta ud sesleri çıkararak, hele de “üsküdara giderken” nağmelerini kemanıyla yaşayarak seslendirdi.
Patricia için “Enstrümanını konuşturan sanatçı” tanımlamasını yapmak galiba en uygunu.
Avrupa Klasik Müzik dünyasına adını yazdırdı o gece Fazıl Say..
Müzik eleştirmenleri , basında “Doğu ile Batı arasında, Fazıl Say’ın kurduğu köprünün pekişmesi” yorumunu yaptılar.
İnsanı duygulandıran ve gururlandıran bir geceydi...
Yürekten dakikalarca alkışlanan Fazıl Say için “İşte, Atatürk’ün, “Ey Türk Gençliği” diye güvenerek hitap ettiği gençlerden biri olduğunu kanıtladığı gün” diye geçirdim aklımdan. Müziğe, sanata ve sanatçıya değer veren bir Atatürk’ün, ilkelerine bağlı bir Fazıl Say yetiştirdiğimiz için ulusca mutluyuz...
Ulusca gururluyuz... “Atatürkcülük” bu işte !
İnançla, çok çalışarak, başarılarına başarı katarak, ulusuna, milletine ve Atasına layık olarak yaşamaktır.
Vatandaşlarının, üstün özelliklerini ve yeteneklerini, gelişmeye, ilerlemeye ve aydınlanmaya yönelik olarak kullanarak, Atatürk’ün “muasır medeniyet seviyesi” olarak hedef gösterdiği başarılara ulaşmamız gereken nokta, işte Fazıl Say’ın ulaştığı ve bizi gururlandığı seviyedir.
Sanatıyla kazanmayı, sanatıyla başarmayı ve sanatına hakkını vermeyi, bilen Fazıl Say Avrupa’da, Avrupalı’ya bir başarı dersi verdi.
Yollarını sadece Avrupa’ya çevirenlerin; Avrupaya kendini ayakta alkışlatan bir Türk sanatçıya sahip olmanın onur ve gururunu da yaşamak yanında, umarım kendi değerlerimizin varlığının da farkında olmuşlardır. ..
Milli tarih, sadece savaşlarla, ya da sadece futbol maçlarıyla yazılmıyormuş.
Milli tarih, ayni zamanda sanatçılarımızın eserleriyle de yazılabiliyormuş.
Kısacası, Türkiye’yi geriye götürecek zihniyetlerin harekete geçtiği endişesiyle, bir açıklama yapıp “Bu ülkeden giderim” diyen Fazıl Say için , “giderse üzülmeyiz, kayıp da olmaz" diyenlere kapak olmuş muhteşem konserdi.