Yıl 1982...
Ankara’daydım ve henüz daha 20 yaşındaydım.
12 Eylül sonrası bir dönemdi ve sokağa çıkarken çok temkinli olunması gereken yıllardı.
Ankara TED Koleji yanında, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden sonra 2 apartman ötede oturuyorduk. Ankara’yı bilenlere, oturduğum yeri, Mimoza Pastanesinin üzerinde oturuyoruz diye tarif ediyorudum. Tam karşımızda Kurtuluş Parkı vardı.
Daha yeni yerleşmiştik ki, parkta dolaşmaya çıktığımızda, yerlerde daha önce terörist olaylarının gerçekleştiği ve işlenen cinayetlerin polisler tarafından çizilmiş resimleri duruyordu. Sokaklar bile tenhaydı. Halk daha yeni yeni huzura adım atıyordu.
İşte o yıl içinde, Aralık 1982’de Ankara’daki Kıbrıs Temsilciliğinde mahalli personel olarak göreve başladım. KKTC Elçilik binası, o yıllarda Ataç Sokak Kızılay adresindeydi. Daha sonra Gazi Osman Paşa’daki yeni binamıza taşınmıştık.
15 Kasım 1983 KKTC’nin de ilanıyla temsilciliğimizin adı, “KKTC Ankara Büyükelçiliği” olarak değişti.
Kıbrıs’tan tahsile giden öğrencilerin veya tedaviye giden hastaların, Ankara’daki ilk durağıydı elçilik binamız. Dolayısıyle, Kıbrıs Türkleri Ankara Elçiliği ve personeliyle de her zaman yakın ilişkiler içerisindeydi.
KKTC Büyükelçiliğinin ilk büyükelçisi Sayın Peker Turgut’tu. Büyükelçilik Peker Turgut’un atanmasıyla ve başarılı görevleriyle birlikte, diğer yabancı elçilikler tarafından da itibar gören bir ofis olmuştu.
Sayın Ahmet Teralı abimizi birlikte görev yaptığımız bu çatı altında tanımıştım..
Bir Erenköy mücahidi, Ankara Yükseliş Kolejinde ve Ankara Devlet Mimarlık Mühendislik Akademisinde öğretim görevleri yapmış olan Ahmet Teralı ile tanışmamız işte o yıllarda başladı. Ahmet Teralı, denince onun yakın dostları olan, Hacettepe Hastanesinin başarılı Kıbrıs’lı Türk doktorları , Prof. Dr. Fevzi Çakmak ve Prof. Dr. Çelik Taşer, Prof. Dr. Doğan Remzi isimleri hep birbirini çağrıştırıyordu. “Hepsi de Kıbrıs’ın Ankara’daki gönüllü temsilcileriydiler sanki.” Kıbrıs’tan gelen her vatandaşımıza yardım elini uzatıyorlardı. Hacettepe Hastanesinde sıra beklemeden ameliyat olmaları ve hastanede en iyi bakımı görmeleri, hep bu değerli doktor arkadaşlarımız tarafından sağlanıyordu. Ahmet Teralı, KKTC Büyükelçiliğinde Ticari Ateşe olarak görev yapıyordu. Ama bu görevinin ötesinde çok hizmetler verdi. Neredeyse, sağlık ve eğitim için Ankara’ya gelen her Kıbrıs’lı Türk’e yardım elini uzattı. Hem Teralı’nın hem de Hacettepe Hastanesinde görev yapan bu arkadaşlarımızın emeklerinin ve haklarının geçmediği kişi yok
herhalde. Sadece hastalarımıza değil tabii ki, öğrencilerimizi yurtlara yerleştirmek için de çok yardım ediyordu Teralı. Birçok öğrencilerimizin de elinden tuttu, bilmedikleri tanımadıkları Ankara’da onlara her zaman yardım elini uzattı. Unutamadığım bir anımı da anlatayım.
Ankara en soğuk yıllarını yaşıyordu. O kadar kar yağmıştı ki, bir gün yollar kapandı ve arabalar trafiğe çıkamıyordu.. Bütün personel, Gazi Osman Paşa’da mahsur kaldık. Teralı dedi ki “hep birlikte yaya yola çıkacağız, önce bayanları evlerine bırakacağız sonra evimize gideceğiz”.Böylece Kızılay civarında oturan bütün arkadaşlarla, Nene Hatun istikameti üzerinden aşağıya inmeye başladık. Neredeyse dizboyu kar vardı. Yılşen Hanım, Ayla Aksoy, Dinçay Fırtına, Ahmet Göksan, Ferah Evren ve ben kol kola girdik büyük bir azimle eve doğru yola çıktık. Epey yürümüştük ki, Küçükesat civarında dolmuşların zincirli bir şekilde hareket halinde olduklarını gördük ilk dolmuşa atladık ve dolmuş hareket eder etmez kara saplanıp kaymaya başladı. Kaldırım kenarına çarpıp hareket etmez duruma geldi. Soğuktan donmuş halimize ağlamak istiyorduk ama yaşadığımız bu anlık sevincin yarıda kalmasına da gülüyorduk. Dolmuştan inip yeniden yola koyulduk.
Artık akşam olmuştu, bir taraftan saçlarımız ve kaşlarımız dahi buz tutmuş soğuktan donmuştuk bir taraftan da birbirimize güç toplamak adına marşlar okuyorduk. “Dağ başını duman almış, yürüyelim arkadaşlar” O yıllarda ne yürekler kabartırdı bu marşlar değil mi? Saatler sonunda, Kızılay görünmüştü..Ahmet Teralı sürekli soruyordu “herkes iyi mi? Tamam mıyız” diye..Hepimizi neredeyse kapımıza kadar götürdüğünden emin olarak ayrılmıştık.
Bugün Ahmet Bey için yapabileceğimiz birşey olmasa da onu bu güzel hatıralarıyla anmak ve insanlığından bahsetmek, ona ve onun dostluğuna olan güvenimizden bahsetmek sanırım yapabileceklerimizin en iyisi..
Bugün, bu eski dostumuzu, abimizi, Sayın Teralı’yı kaybettiğimizi öğrendim. O yıllar ve Ankara, gözlerimin önünden şerit gibi geçti. Onun anısına, onunla tanıştığım yılları, birlikte çalıştığımız ortamı, paylaşmak istedim sizlerle..
Yurt dışında her zaman çok değerlerimiz olduğunu ve bizler için çok hizmetler verdiklerini asla unutmayınız. Bilmediğiniz çok “insani kahramanlarımız” var.
İnsanlık ve insanca davranış bir insanın gurbette olduğu yerlerde çok daha değerlidir.
Önemli olan kendi vatandaşına dünyanın neresinde olursa olsun yardım elini uzatmaya hazır, yüreği vatan ve vatandaş aşkıyla dolu insanlara sahip olabilmemiz.
Ne mutlu Kıbrıs’lı Türkler çok şanslıdırlar, dünyanın dört bir yanına yayılmış ülke aşkı ve hizmet aşkıyla yanıp tutuşmakta olan değerlere sahiptiler.
Teralı da bunlardan bir tanesiydi...Yattığı yer nur olsun...