Rum -Yunan korosu ve Bryza solosu ayni: “Kıbrıslıca çözüm”.
ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Matthiew Bryza’nın, bir iki hafta içerisinde, Kıbrıs’a yapacağı ziyareti açıkladığı basın toplantısında ayrıca; ABD’nin, Kıbrıs sorununa bulunacak bir çözümün başarılı olması için “Kıbrıslıların ürünü olan bir çözüm olması gerektiğini” anlamış olduğunu açıkladı.
Hristofyas, AKEL, Papadapulos, Rum Ulusal Konseyi, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ve Rum hükümet sözcüsü, hepsi bir ağızdan ne diyorlar: “BM kararları ve AB kuruluş ilkeleri çerçevesinde, ‘Kıbrıs sorununun çözümü; işgali ve kolonizasyonu sona erdirecek ve Kıbrıs’ı iki bölgeli, iki toplumlu, bir federasyon çerçevesinde yeniden birleştirecek bir çözüm haricinde başka bir çözümü kabul etmeyiz’ diyorlar.
Peki bizim Kıbrıs politikamız ne?
KKTC hükümeti başka söylüyor, Cumhurbaşkanı başka söylüyor, muhalefetimiz başka söylüyor, sivil toplum örgütlerimiz başka söylüyor, Türkiye Hükümeti başka söylüyor, MGK başka söylüyor ve hepsinden önemlisi vatandaşlarımız başka söylüyor.
Bu görüntü bizi utandırıyor olmalı. Bu kadar hayati bir konuda bile “tek ses” olmayı beceremedik.
Büyük gizlilik niye sanıyorsunuz ?
Kıbrıs Cumhuriyetine monte operasyonu başlatıldı.
Bu büyük operasyon karşısında ne yapıyoruz?
Papadapulos ve Hristofyas arasındaki nöbet değişimi bile bir aldatmacadan ibarettir.
Hangi eşitlikten bahsediyoruz? Onların bizim için düşündükleri eşitlik, anayasal bireysel eşitliktir. Halkın eşitliği sözkonusu değildir. Tek bir hedefleri var Türk askerini ve Türkiye’yi adadan uzaklaştımak. Kıbrıs Türklerini güçsüz ve yalnız bırakıp azınlıklar statüsünde, “Kıbrıs Cumhuriyeti” içinde bireyler olarak yaşamalarını sağlamaktan başka birşey değildir.
ABD ve AB’nin de en büyük hedefi budur.
Nedir Kıbrıslıca çözüm?
Kıbrıs meselesi her zaman bir bütün içerisinde düşünüldü ve bugüne kadarki görüşmelerde de hep öyle ele alındı. Ancak şimdi teknik komiteler bazı kararları alacak ve hemen uygulamaya konacak..Yani “parçalı çözüm” sağlanmaya çalışılıyor.
Oysa parçalı çözümün mahsurlar yarattığını biliyoruz. 2003 yılında Louisudu davasında Türkiye 1.2 milyon Euro ödemeye mahkum edildiğinde, hem AKP hükümeti, hem de CTP çevreleri, “bu tazminat, sadece bir defaya mahsus verilecek”diyorlardı. Öyle mi oldu ? Nerede?
Şimdiki hedef de parçalı çözümdür ve bunu kendi içimizdeki iradeye yaptırtmak istiyorlar. “Meseleyi Kıbrıslılar halletsin” diyorlar. Ama nasıl halletsin? Rum-Yunan çıkarlarını koruyan ABD’nin ve AB’nin istediği şekilde halledilsin.
Artık bu oyuna gelecek göz yok Kıbrıs Türklerinde
AB, Kıbrıs’ı Türkiye’ye karşı koz olarak kullanırken bizler suyu niye koz olarak kullanmıyalım?
Suyu önce yıllardır söz verilen ve bekletilen, KKTC’e verilmeli. KKTC de bu suyu, ister Rum’a, isterse İsrail’e satabilmeli. Yoksa bu gizlilik arkasında su ile ilgili bizi isyan ettirecek kararlar da var mı? Su’yu da mı Ruma teslim ediyoruz?
Bu nasıl bir siyasi duruştur?
Yıllardan beri “su geliyor”, “su projesi hayata geçiyor” diye diye bekletilen Kıbrıs Türk Halkı, sonunda kuraklığın da etkisiyle tarımını da tarihe gömmüştür.
Ve bugün teknik komitelerde de görüşülmeye başlanan su projesi Rum’un insafıyla Kıbrıs Türklerine verilecek, diye bilgiler sızıyor, öyle mi ? Hangi akıl, hangi mantıkla, insaf demezler mi?
Hangi Türkiye adaya gelecek olan “suyu” Rum’un kontroluna verebilir ?
Bizim bildiğimiz Anavatan Türkiye önce sorar:
“Su mu istiyorsun kardeşim? Biz de Kıbrıs Türklerinin yıllarca gaspettiğiniz haklarını istiyoruz …
“Hade bakalım verin Kıbrıs’lı Türklerin haklarını “ diye.
Yoksa bırakın parçalı çözümü bir tarafa, suyu Rumların kontrolüne vermek bile en büyük teslimiyetçiliktir. Bunun başka adı yoktur.
Vermeden almak Allaha mahsustur… “Önce haklarımızı ver, eşitliğimizi kabul et, suyunu al.“