Nerde o eski panayırlar
Mehmetcik Üzüm Festivalinin, yani Galatya Panayırının son günü. Köydeki mevlütten sonra arabaya atlayıp panayırın yolunu tutuyoruz. Boltaşlıdan en çok 15, 20 dakika uzaklıkta Mehmetçik. Zifiri karanlıkta dahi ne kadar gelişmiş bir köy olduğu belli oluyor. Panayır alanına yaklaştıkça ilerlemek güçleşiyor. Zorla bir yer bulup arabayı park ediyoruz.
Panayır alanı bildiğiniz market gibi. Daha doğrusu market ile lunapark karışımı. Çok eskiden bayram yerlerinde gördüğümüz şans oyunları dikkatimi çekiyor. Demek eskilere has herşey unutulmamış. Hızla dönen dönme dolapdaki çocukların çığlıkları kulak zarlarını yırtarcasına yüksek dozajda. Ancak panayır alanında festivale ismini veren üzüm anımsatan iki, üç sucuk satıcısı dışında hiçbirşey yok. Ben eski Galatya Panayırlarında hiç bulunmadım ama barış olduğu zamanlarda bu panayırlara devamlı giden yaşlılar sanırım yukarıdaki başlıkta kullandığım ‘nerde o eski panayırlar’ diye düşünüyor olacaklar. Hoparlörden devamlı karşıdaki aile gazinosunda üzüm güzeli yarışması yapılacağının duyurusu yapılıyor. Oraya doğru yürüyoruz. Bu tür etkinlıikleri hiç onaylamadığım halde.
Halk Gazinosu amfi tiyatro şeklinde yapılmış bakımlı bir yer. Güçlükle yer bulup plastik sandalyeler üzerine oturuyoruz. 9.30da başlayacağı duyurulan yarışma 9.50 olduğu halde başlıyamıyor. Organize tam bir keşmekeş. Sonunda radyo ve televizyon dünyasının tanınmış siması Hüseyin Kanatlı sahneye çıkıp yarışmanın başladığının müjdesini veriyor. Hüseyın Kanatlı kendimi bildim bileli radyoculuk, sunuculuk yapan değerli bir kişilik. Şu an BRTde yayımlanan ‘Televizyonda Radyo’ isimli nostaljik programını hiç kaçırmadan izliyorum. Ama 70 yaşını belki de aşmış bir kişiye güzellik yarışması sunuculuğu yaptırılması doğrusu çok garibime gidiyor. Ona bu tür bir şeyi yakıştırmak mümkün değil. Niye bu işi genç, yetenekli bir sunucu değil de yaşlı birisi yapıyor sorusu kafamı kurcalıyor. Demek halâ reverans, ‘aman birileri gücenmesin’ düşüncesi, ve muhafazakârlık gençlerin önünün açılmasını engelleyen nedenler oluşturuyor. Küçük dağları ben yarattım dercesine havalı jüri üyeleri sunucu tarafından tanıtıldıktan sonra genç kızlar arka arkaya sahneye geliyorlar. Sanırım 5inci güzelden sonra sıkılıp ordan ayrılıyor ve tekrar panayır alanına gidiyoruz. Biraz önce epeyce tenha olan alan şimdi çok kalabalık. Doğru şamişi ve lokma lokantasına gidip oturuyoruz. Pek de 60lı yılların Saray Önündeki, Ahmet Beceriklinin evinin hemen yanındaki ünlü şamişicinin yaptığı o güzelim şamişilerin tadını bulamıyorum o akşam yediğim şeylerde. Köye dünme zamanı.
Halâ ender güzellikte bir kent, Lefke
Lefke Gazi Lisesinin ortaokul kısmına başladığım ilk yıl tüm okul ünlü şair Behçet Kemal Çağları (Fazıl Hüsnü Dağlarca da olabilir) karşılamak için Lefke Spor Kulübünün önüne götürülmüştük. Şair Lefkenin güzelliğine o kadar hayran kalmıştı ki meydana gelene kadar bu gizemli kasaba için bir şiir yazmış ve bize onu okumuştu. Doğduğum kasaba olduğu için söylediğim sanılmasın. Lefke bugün halâ Kıbrısın en şirin kasabalarından biri olarak o eşsiz güzelliğini koruyor. Gerçi hazin bir sırrı da yok değil. İngiliz / Amerikan CMC Maden Şirketinin bıraktığı maden artıkları çevre halkı için önemli ölçüde bir sağlık tehdidi oluşturuyor. Ama yine de Lefkenin güzelliği karşısında duygulanmamak olanaksız. Bizim evin balkonundan bakıldığında güneyde Trodos dağları, kuzeyde ise masmavi Akdenizin kıyılarındaki Gemikonağı bir renk cümbüşü içerisinde gözler önüne serilir.
Bugün Lefkeye doğru yola çıkıyoruz. Gönyeli çıkışından sonra oldukça kurak ovalar karşımıza çıkıyor. Ama Gaziverenden önce görüntü tamamen değişiyor ve yeşil hakim oluyor doğaya. Bu bölgeler bir zamanlar ‘Yeşilada’ diye adlandırılan Kıbrısın yeşil kalmış ender bölgelerinden. Hele hele bahar aylarının başlangıcında Lefke bölgesini ziyaret ederseniz etrafa yayılan portakal ve limon ağaçlarının kokusu uzun zaman belleğinizden çıkmaz.
80 yıllık aile evimize geliyoruz. Buraya her geldiğimde eve girmezden önce karşıdaki arka gidip çocukluğumdan beri akan suyun halâ akıp akmadığına bakarım. Bu sefer de öyle yaptım. Su halâ akıyor. Eskisi gibi soğuk. Ama epeyce azalmış, eskisi gibi gür akmıyor. Birkaç gün önce Lefkeli bir okuyucunun bir gazetede Lefkede su sıkıntısı olduğu doğrultusunda bir mektubunu okuduğumda çok şaşırmıştım. Su sıkıntısı ihtimalinin en az olabileceği bir kent olduğunu düşünüyordum Lefkenin. Bahçeye gidip sayıları oldukça azalmış ağaçlara bakıyorum. Çocukluğumuzda eşsiz bucaksız bir bahçe gibi geliyordu halbuki. Akla gelen her meyve ağacı vardı o zamanlar. Ama ulu hurma ağacı salkım salkım meyveleriyle heybetli bir şekilde halâ masmavi göğe doğru yükseliyor. Bir müddet dinlenip anı tazeledikten sonra isteksiz bir halde güzelim Lefkeyi terk ediyoruz.
Dönüşün Yedidalgadaki ASPAVA Restoranına uğrayıp güzel bir balık ziyafeti çekiyoruz. Aspava ismine ilk kez Kıbrısta iken devamlı okuduğum Mike Hammer detektif romanlarından birinde raslamıştım. Dogru hatırlıyorsam ‘Allah Sana Para ve Aşk Versin Amin’ sözlerinin ilk harflerinden oluşan bir isim. Restoran sahibinin bu ismi verirken bunu mu düşündüğünü bilemeyeceğim!
İnsan manzaraları
Tabii ki tüm bu yukarıda anlattığım güzellikleri yaşarken Kıbrıs adasında yaşayan insanların sosyal, ekonomik sorunlarını da tatildeyim diye göz ardı etmek olanaksız. Özellikle bir köşe yazarı olarak. Orada olduğum kısa, iki haftalık zaman sürecinde çok insanlarla konuştum. Öğretmen, sanatçı, işçi, turizm sektörü çalışanı, ev hanımı, siyasetçi, köylü, kasabalı, işsiz, öğrenci, v.s. Birçok insan KKTCnin şu anki durumundan şikayetçi. Büyük çoğunluk Kıbrıs sorunu ile değil kendi yaşadıkları ekonomik güçlüklerle ilgileniyor. Kıbrıs sorunu birçok insan için gündemi oluşturmuyor. Annan Plânı zamanındaki o heyecan yok bugün. Bu da çok doğal, çünkü ekonomik durum çok ciddi. Elektrik, mazot, yiyecek fiatlarının bir sabah uyandığınızda üçe, dörde katlandığını görüyorsunuz. Gazeteler hükümete veryansın ediyor. İlk kez bir ziyaretçi olarak oradaki pahalılığın ciddi olarak farkına vardık. İki yıl önce 4 kişinin bir restoranda ödediği ücret şimdi üçe, dörde katlanmış durumda.
Serinin son yazısında bunlara daha detaylı değinmeye çalışacağım.
Devam edecek