Gece Pikniği
Bir sabah sevgili Beste telefon edip ‘bu akşam için bir gece pikniği plânladık. Sakın bir yere söz vermeyin’ diyor. Ne güzel. Kıbrısta hiç gece pikniği yapmamıştık. Öğleden sonra gelip bizi Monargadaki evlerine götürüyor.
Monarga kaldığımız Exotic Otelin balkonundan görülüyor. Bir zamanlar zengin Rumların tatil evlerinin bulunduğu çok şirin bir yer. Baba Ahmet Bey bahçedeki incir ve nar ağaçlarına çocukları gibi bakıyor. Beraber gidip büyük bir tabak incir toplayıp terasa geliyoruz. İncir en sevdiğim meyvelerden. Ahmet Beyin incirleri de İzmir inciri aşısından. Muazzam leziz.
Çok yenirse incirin boşaltım sistemine etkisini düşünüp az yemeye çalışıyorum! Üstelik birazdan mangal sefası yapacağız. Ama nafile. Ayşanıma tabağı önümden kaldırmasını rica ediyorum. İki araba ile tam teçhizat Kıyı Restoranın yan tarafındaki deniz kıyısındaki alana geliyoruz. Biraz sonra da Sakallı ailesinin akrabaları bize katılıyor. Artık karanlık basmıştır. Ağaca asılan modern fener sayesinde mangalda cız bız pişen etleri görebiliyoruz. Tam yanımızda karanlıktan göremediğimiz, ama sakince kıyıya vuran dalgalarını işittiğimiz engin deniz. Gökte muzzam güzellikte bir dolunay.
Ve sohbetlerine doyum olmayan güzel insanlar. Arasıra ‘bodirilerimizi’ tokuşturup şerefe viski yudumluyoruz. Sohbet gitgide derinleşiyor. Bundan daha büyük bir zevk olur mu? Yanda arasıra gelip park eden cip tipi arabalardan gelen pop ve rap müziklerinin paraziti de olmasa! Sakallı ailesi ile geçirdiğimiz tadına doyum olmayan bu gece tatilimizin en güzel olaylarından oluyor. Böyle muhabbetli geceleri casinolu, kokuşmuş mekanlı lüks otellerin ‘Kıbrıs Gecelerine’ bin kez tercih ederim.
Aysergi Pulya Festivali
Festivalin üçüncü günü sağolsunlar yine dostlarımız Sakallı ailesi ile Kıyı restoranda güzel bir yemekten sonra Aysergi Pulya Festivaline gidiyoruz. Daha fazla görmek istediğimiz festival çerçevesinde düzenlenen karikatür sergisi.
Pulya, Akdeniz ülkelerininde yaşayan cigla büyüklüğünde eti yağlı ve çok lezzetli bir kuş. Özellikle Kıbrısın bazı kentlerinde yaşayanlar bu kuşçukları avlamayı ve tabii ki yemeyi çok severler. Aysergi ve Aytotoro bunlardan ikisi. Genellikle içki masalarında meze olarak yenilen bu lezzetli kuşlar çok pahalı olduğundan köylüler için önemli bir gelir kaynağı sağlıyor. Ama tükenmek üzere oldukları için pulyalar koruma altına alınmış ve av çok sıkı kontrol ediliyor (güya!). Pulya Festivali ismini duyunca bu çoktandır tatmadığım lezzetli kuşcuklardan birkaç tane mideye indireceğini düşünüp hayal kırıklığına uğrayanlardandım o gece.
Gecenin güzel sürprizi sevgili dostlarım Akmen ve Akjeni festivalde görmek oldu. Ayrıca ünlü bir karikatürüst olan dostum Musa Kayrayla festivalde buluşup sohbet etmek çok güzeldi. Karikatür sergisi görülmeye değerdi. Yabancı sanatçıların da katıldığı sergide birçoğu sosyal ve politik olayları yansıtan çok güzel ve ilginç karikatürler bulunmaktaydı.
Festival alanında çabucak bir tur attıktan ve Galatyada yediklerimizden daha güzel olan şamişi ve lokmaları tattıktan sonra dünyanın çeşitli ülkelerinden sergiye katılan sanatçılar için düzenlenen ödül töreninin yapılacağı alana gidip oturduk. Ödül alan Türkiyeli bir sanatçı kalkıp halka pulya avlamanın hayvan haklarına aykırı olması ile ilgili bir ders vermeye kalkınca alandakilerin alaylı gülüşleri ile karşılaştı. Bir genç bağıra bağıra ‘bir pulya 5 YTLden satılır. Avlarık tabii’ dedi. Daha sonra kürsüye gelen, (ve eski Cumhurbaşkanı Denktaşla bir oturmada 140 pulya yediği söylenen) konuşmacı, Kıbrıstürklerinin pulya geleneğini savunmaya kalkınca konu biraz saptırılmış gibime geldi! (Hep yemekten bahsettiğimden obur birisi olduğum anlaşılmasın!)
Lârnakada Sonlanan Tatil
Lârnaka çocukluk yıllarımda iki kez ziyaret ettiğim bir kentti. Bir seferinde okulla Hala Sultanı, başka bir sefer de arkadaşlarımla meşhur Larnaka Deniz Panayırını ziyaret etmiştim. Lârnaka Hava Limanından uçacağımızdan iki gece de burada kalmaya karar vermiştik. Lokmacıda yaşananlardan sonra eşimi karar değiştirmemeye güçlükle ikna ettim.
Saat iki civarında arabayla yine Beyarmudu sınır kapısından cıkış yaparak ve yine hayalet şehrini andıran Pileden geçerek Lârnakaya vardık. Marina işaretini takip ederek kalacağımız oteli bulmamız güç olmadı. Konforlu otele eşyalarımızı yerleştirdikten sonra kardeşim, yengem ve torunları küçük Erdinçle kıyıya indik. Kıyı restoranlarından birinde oturup birer dondurma yedikten sonra onlara veda ettik.
Bir zamanlar bu kıyı şeridinde düzenlenen panayır günlerindeki görüntü tamamen değişmiş. İngiltere ve Avrupanın birçok kentlerinde görülen restoranlar hep temsil ediliyor yol boyunca. Deniz yine aynı garip deniz. Denizin içerisinde oldukça uzak oldukları halde su hala dizlerinin hemen üzerinde olan bir yığın insan.
Otel odamızın balkonundan baktığımızda gördüğümüz binadan eski Türk mahallesinde olduğumuzu anlıyoruz. Binanın kubbesinde ‘Evkaf Dairesi – Su İşleri Müdürlüğü’ yazıyor. Aşagıya inip bu yapıtı yakından görmeye gidiyoruz. Courtyard şeklindeki alanın etrafındaki yapıtlar araba tamirci dükkanlarına çevrilmiş. Kubbenin hemen altında iki oda. Baktığımızda bir tanesinde bir türbe olduğunu görüyoruz. İsim falan yok. Kapı kilitli. Çok bakımsız bırakılmış. Kimbilir kim yatıyor bu mezarda. Hiçbir açıklayıcı levha yok. Kuzeydeki tarihi eserlerin yağmalandığını söyleyenler (ki doğrudur) bu çifte standardtan utanmalı. Bu arada olumlu bir şey de gözlemliyoruz. Türk mahallesindeki tüm sokak levhaları orijinal Türk isimlerini taşıyor. ‘Kamil Kenan Street’ , ‘Lala Mustafa Paşa Sokağı’ gibi sokak isimlerini görmek bizim için sürpriz oluyor. Bir de büyük cami vardı otelin oralarda. Cuma öğle üzeri camiden birçok Arab asıllı Müslümanların çıktığına tanık oluyoruz. Bunların dışında Lârnaka dünyanın birçok ruhsuz turistik deniz kentini andırıyor.
Tatil bitti. Geri dönme zamanı. ‘Artık demir almak günü gelmişse zamandan, Meçhule (İngiltereye) giden bir gemi (uçak) kalkar bu limandan’.
Gelen haftaki son yazımda sosyal ve siyasi gözlemlerime değineceğim.
Devam edecek