Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat Dakar’da görüştüğü BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’dan Kıbrıs’ta inisiyatif almasını istedi.
Talat, Genel Sekretere 2008 sonuna kadar çözümün mümkün olabileceğine inandığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat bu görüşmede, Genel Sekreterin yeni bir girişimde bulunacağı izlenimini elde etti.
Görülen o ki, şu ya da bu şekilde Kıbrıs konusunu çözmek için bir girişimde daha bulunulacak.
Liderlerin 21 Mart’taki ilk görüşmesi ile başlayacak bu yeni süreçte taraflar kıran kırana pazarlık yapacaklar.
Burada önemli olan Cumhurbaşkanı Talat sorunun çözümü yönünde müzakerelere devam ederken, öte yandan süratle kendi iç yapımızı olası bir çözüme hazırlayacak adımlar atılmasıdır.
*
Çözüme en çok yaklaşılan 2004 yılında içteki eksiklerimizin neler olduğu ortaya çıkmıştı.
Özellikle Annan Planı’nın müzakereleri için oluşturulan komitelerde bu eksikliklerin neler olduğu net bir şekilde görülmüştü.
O günden bu güne dört yıl geçti.
Eksiklerin giderilmesi için birşey yapılmadı.
İçte yeniden yapılanmaya gidilmedi.
Yapısal değişim ve dönüşümler gerçekleştirilmedi.
Çok laf, az işle zaman kaybedildi.
İç politik kavgalarla toplumun enerjisi sıfırlandı.
Annan Planı komitelerinde çalışanlardan, çalışma grupları oluşturup eksiklerin giderilebilmesi yönüne gidilmedi.
‘Annan Planı öldü, gömüldü, yoktur’ diyenlerle, ‘Annan Planı referanstır, masadadır, kapsamlı çözüm planı olması nedeniyle yeni bir süreçte başlangıç zemini olacaktır” diyenler tartışıp durdu.
Yani en iyi yaptığımız işi yaptık ve sadece tartıştık.
Birbirimizi suçladık.
Dört koca yıl geçti ama “Neredeyiz, Annan Planı kabul edilseydi ne olurdu durumumuz?” diyerek fikir eksersizleri yapılmadı.
Boş ve verimsiz tartışmalarla zaman harcandı.
Yaratılan yapay gündemlerin peşinde koşulup duruldu.
*
Ve yine o gün geldi.
Yeni bir süreç başlıyor.
Bu süreçten bir sonuç alınır ya da alınmaz o başka bir konu.
Ama biz bu süreçlerin birinden bir gün sonuç alınacakmış gibi kendimizi hazırlamalıyız.
Çözümden bir gün sonrasını planlamalyız.
Çözüm olmasa da mevcut yapı sürdürülebilir bir yapı olmadığı için değişmelidir.
Kıbrıs Türk halkının dünya ile entegre olabileceği, rekabete açık bir yapı oluşturulmalıdır.
Kamu ve özel sektör, tüm kurum ve kuruluşlar bir seferberlik ruhu ile yeniden yapılandırılmalıdır.
Kamu, mevcut hantal ve verimsiz yapısından kurtarılmalıdır.
Özel sektörün önü, yapılacak yasal düzenlemelerle açılmalıdır.
Kaliteyi esas alan üretken bir anlayış temel alınarak sürüdürülebilir bir ekonomik yapı oluşturulmalıdır.
Bugünkü yapı ile olası bir çözüm sonrasında ciddi sıkıntılar yaşanır.
Zaten bugün de bu yaşanmaktadır.
*
Yaşanan sorunları Kıbrıs meselesinin devamına bağlayanlar var.
Ama mesele çözülünce sorunlar bitecek mi?
Gerekli yapısal ve düşünsel değişim sağlanmadan sorunlar ortadan kalkmaz.
Bunun için de öncelikle siyasilerin ülkede popülizme dayalı bir anlayışla olaylara yaklaşımı değişmelidir.
Dünyada olup biteni doğru algılayıp ülkeyi yeniden yapılandıracak cesur siyasilere ihtiyaç vardır.
Şark kurnazlığı ile değil, bilgi birikimi ile toplumu yönetecek!
Feodal ilişki zincirlerini kırarak, bilimselliği esas alıp kararlar üretecek.
Kısaca çözüm olur ya da olmaz, bu ülke insanını dünya ile entegre olma noktasına taşıyacak.
Bugün dünden daha çok, bunu sözle değil yaptığı işlerle gösterecek siyasilere ihtiyaç vardır.
Bu konuda zaten geç kalınmıştır.
Daha fazla zaman kaybına tahammül yoktur.