Kendisi terziydi. Ben kendimi bildim bileli ona ‘Yılay Usta’ derlerdi.
Lefkoşa’da Abdi Çavuş Sokağında ‘Ufuk Dikimevi’ni çalıştırırdı.
Boyacı Zabit’in karşısındaydı dükkanı.
Yan tarafında Osman Dayı’nın bakkal dükkanı vardı.
Önce Boyacı Zabit gitti oradan.
Sonra da Osman Dayı..
Biraz ileride Fotoğrafçı Aydoğan ve Berber Salih vardı.
Daha da ileride Nebil Bey’in Ezcanesi.
Benim çocukluğum Akıncılar’da geçti.
Kolej yıllarında Lefkoşa’da yurtta kaldım.
Sıkıldığımda, bir yakınımı görmek istediğimde ya da bir ihtiyacım olduğunda giderdim ‘Yılay Usta’nın dükkanına.
Yılay Usta benim dayımdı.
Tayyip ustanın yanında başlamıştı terziliğe.
Daha sonra da İzmir’e kısa süreli terzilik kursuna gitti.
İzmir’den aldığı diplomasını dükkanın baş köşesinde asılı tutardı.
Çok konuşmazdı.
Ağzından lafın ‘kerpetenle’ alındığı tiplerdendi.
Kimseyi incitecek birşey yapmazdı.
Hani derler ya iyi kalpliler sınıfındandı..
Hem müşterileri hem de aile içinde herkes ona ‘usta’ derdi.
Üniversiteyi bitirene kadar tüm pantolon ve ceketlerimi o dikti.
Damatlığım da dahil.
Arasta’dan ‘Kale Kumaş’ mağazasından alınırdı kumaşlar.
Sonraları da ‘Amcacıktan’
İlk takım elbisemi daha ilkokul yıllarında dikmişti bana.
Giydiğimde fotoğraf çektirmiştim.
Bakıyorum da o fotoğrafa , ne kadar mutlu ve gururlu vermiştim o pozu.
‘Tamam artık ben oldum’ dercesine..
İlk telefon konuşmamı onun dükkanındaki telefondan yapmıştım.
Bayram arifelerinde çok ama çok yoğun çalışırdı.
Bayram sabahına sarkardı kimi zaman işleri.
‘Terzi kendi söküğünü dikemez’ derler ya, o da öyleydi.
Herkesin bayramlığını mutlaka yetiştirirdi ama kendisininkini her zaman değil!.
Kendi kuşağındaki tüm gençler gibi o da mücahit oldu.
Bu ülkede Kıbrıs Türkünün varlığını sürdürme mücadelesine kendine düşen oranda katkı yaptı.
Ve hep mücahitlik yeminine bağlı kaldı.
Yaptığı her işi ciddiye alırdı.
Genç yaşlarda oturduğu dikiş makinesinin önünden 1980’li yılların sonunda kalkmak durumunda kaldı.
Lefkoşa’nın çehresiyle, insanların yaşam alışkanlıkları değişmeye başladıktan sonra o da fazla direnemedi.
Eski müşteriler bir bir hazır giyime yönelmeye başlamıştı.
Kimse eskisi gibi kumaş alıp elbise diktirmiyordu.
İşleri eskisi gibi yoğun olmamaya başlamıştı.
Daha çok tamir filan yapıyordu.
Ve bir gün dükkanın kapısını kapattı.
Uzun yıllar ekmeğini kazandığı işini bıraktı.
Onun dükkanının kapalı olmasına hiç alışamadım.
Abdi Çavuş Sokağı’ndan her geçişimde o orda mı diye baktım.
Bakmaya da devam ediyorum.
Ama o sokakta artık ne o var, ne de onunla birlikte oralarda ekmeğini kazanmaya çalışan diğer esnaf.
Dükkanlarla, evlerin bir bir kullanıcıları değişti.
Yeni hayatlar başladı ve yeni bir tarz oluştu oralarda.
Yılay usta da yeni bir hayat kurdu kendisine.
Ama dükkanını kapatsa da hep Yılay Usta olarak anıldı.
Ve birden amansız bir hastalığın pençesine düştü.
Tüm gayretine rağmen yenemeyeceği bir hastalığın.
Onu sevdiklerinden koparıp götürecek..
Kopardı da..
Usta artık yok ama onu bilenlerin, sevenlerin kalbinde hep yaşayacak.