Halktan kopuk ne siyaset ne de gazetecilik yapılabilir.
Bu mümkün değildir.
Kimse, ne siyasetçi ne de gazeteci, halka kendi doğrularını dayatamaz.
Dünyada iletişim olanaklarının artması sonucu ciddi bir etkileşim ve bilgi akışı vardır.
İnsanları korkutarak yönlendirme devri geride kalmıştır.
Yani soğuk savaş dönemi kapanmıştır.
Eskiye takılıp kalanlar yeni dönemin mağluplarıdır.
Bunlar bir zamanların hep kazanmaya alışkın olanlarıdır!.
Gözde olmaya, akil kişi olarak şurda burda ahkam kesmeye alışkın olanlardır bunlar!.
Ama kendilerini değişen ve gelişen dünya koşullarına adapte edemedikleri için şimdinin kaybedenleri konumundadırlar.
Bunun için öfkelidirler.
Öfkelendikçe de hırçınlaşıp saldırganlaşırlar.
Böylece hem kendilerine hem de yaşadıkları toplumlara ciddi zararlar verirler.
‘Ben yoksam olmaz, olamaz, mümkün değildir’ anlayışından kendilerini kurtaramazlar.
Bunlar, kendilerini ‘sahip’ olarak görürler..
Yaşadıkları toplumun, değerlerin, düşüncelerin, herşeyin sahibi....
*
Toplumsal yaşam içerisinde sosyal ve siyasal en iyi statülerin kendilerince tutulduğu oranda toplumunun güven içinde olabileceği anlayışı ile kişisel çıkarılarını koruma iç güdüsü ile hareket ederler.
Böyle alışmıştırlar.
Toplumun da bunu böyle kabullendiği günlerin geride kaldığının farkında değildirler.
Değişen ve gelişen dünyayı algılayamamanın sıkıntılarını yaşarlar.
Kendi toplumlarındaki değişimi kabullenemezler.
Kendileri olmadan birşey yapılamayacağı inancı en büyük yanılgılarıdır.
Kendilerini yaşadıkları toplumların üzerinde ve farklı görürler.
Ancak gerçekte toplumlarının gerisinde kalanlar onlardır.
Bunun farkında değildirler.
*
Farkında olmadıkları için yaşadıkları toplumdan her geçen gün biraz daha koparlar.
Koptuklarının farkında olmadan toplumu kendi kişisel ego ve çıkarlarını tatmin etmek için yönlendirme uğraşlarından hiç ama hiç vazgeçmezler.
Nasıl bir tutku ve anlayışsa bu!..
Belki de hastalık derecesinde kendilerini ‘Onlarsız hiç birşey olamayacağına’ inandırdıkları için böyle davranırlar.
Kendileri değişimden korktukları için sürekli bir şekilde toplumsal değişim ve dönüşümün önünü kesmeye çabalayıp dururlar.
Bunu da insanları korkutarak, tehdit ederek yapmaya çalışırlar.
Yalanla dolanla, gerektiğinde çamur atarak ve her türlü aracı kullanarak.
Ama nafile..
Başaramazlar.
Başaramadıklarını, yenildiklerini görmezden gelirlerler.
Ya da böyle görünürler!.
Ve herkesin de bunun farkında olmadığını sanırlar.
Bu, zavallı olduklarındandır.
Ama masum değildirler.
Kin tutarlar.
Saygısız ve hoyrat davranırlar.
Kendi kişisel çıkar ya da siyasal pozisyonlarını korumak için herşeyi yaparlar.
Bütün değerler kişisel ego ve çıkarların korunmasında bir araçtır onlar için bu yolda..
Ve aslında değer , düşünce ve ideallerin bir anlamı da yoktur onlar için!..
Varsa yoksa kendi kişisel egolarının tatmini önemlidir.
Tek başlarına kalma pahasına herkesle kavga ederler.
Ya onlara tabii ve tabaları olacaksın ya da ötekileşeceksin.
Ötekileştirdikleri aslında herkestir.
Ötekileşip yanlızlaşan ise kendileri!..
*
Değer ve düşünceler paylaşılıp onlara birlikte sahip çıkıldıkça bir anlam ifade ederler.
Yoksa birileri toplumsal değer ve düşünceleri kendi kafasında şekillendirdiği gibi halka empoze etmeye kalkarsa o değerlere kimse sahip çıkmaz.
KKTC’de yaşanan en büyük sıkıntılardan biri de değerlerin erozyona uğramasıdır aslında.
Ulusal ve evrensel değerlerin...
Sorumsuz, kendini bilmez çıkarcıların kendi ego ve ihtiraslarını tatmin etme uğraşı sonucu bu noktaya gelindi.
Şöyle bir etrafınıza bakın..
Onlardan mutlaka birilerini siz de göreceksiniz.
Ama unutmayın. Bunlar karşısında sessiz kalarak onlara meydanı bizler boş bıraktık.
Artık ‘Yeter’ deme, onlardan korkmadığınızı gösterme zamanı!
Değerlere birlikte sahip çıkarak sahtekarlara ‘dur’ deme zamanı.
Bir yerlerden başlamalıyız. Başladık da...