Bravo doğrusu..
Kim demiş ki biz birşey başaramayız diye.
Başardık işte.
Kendimize özgü bir düzen yarattık.
Herşeyi ile dünyada tek.
Belki de yıllardır dünyadan izole edilmenin bir sonucu yaratılan düzen.
Literatürde bir benzeri yok!
Hükümet etme anlayışından, siyasi parti yapılanmasına, sivil toplum örgütlenmesinden, sendikacılığa tamamen farklı...
Kurallarıyla, yaklaşımlarıyla, olaylara bakış ve değerlendirmeleriyle ve ilişki biçimleriyle.
*
Buna paralel olarak ülkedeki eğitim, sağlık, ekonomik ilişkiler hepsi de kendine özgü.
Ekonomi, ekonomik akıldan uzak yönetiliyor.
Kararlar popülist yaklaşımlarla alınıyor.
Hep verme, mümkünse daha çok verme ve bunu sandıkta oya çevirme anlayışı esas belirleyici unsur ülke yönetiminde.
Üretimin artması, dünya ile rekabet edebilecek bir yapı oluşturulması önemli değil.
Bu olmasa da olur.
Verme ve karşılığını bir şekilde alma düzeninde kantarın topuzu artık fazlasıyla kaçtı.
Talep etme pozisyonunda olanlar veremeyecek olan varsa onun gitmesini ve yerine bir yerlerden bulup daha çok verebilecek olanların gelmesini ister oldu!
Ha, nereden nasıl bulacağı çok önemli değil isteyenler için.
Ülkede sürdürülebilir bir ekonomik yapı kurulması da..
‘Hep bana, ver bana, veremezsen bulup verecek olanlar gelsin. Verecek olan da verdikten sonra ne yapacağımıza karışmasın. Biz ne yapacağımızı biliriz’ anlayışı ile hareket ediliyor.
Çalışma veriminin ve üretimin artırılması, rekabete açık bir yapının oluşması talep edenlerin gündeminde değil.
Bu konular hükümet edenlerin gündeminde var mı? Onların da güneminde pek yok!..
Sonuçta ekonomi konuşulup, tartışılması gerektiği gibi gündemde olmuyor.
Olamıyor.
Genelde boş tartışmalarla ve feodal ilişkilerin belirlediği şekilde ordan oraya savrularak zaman kaybetmeye devam ediyoruz.
Çok değil daha birkaç ay öncesine kadar herşeyi bir tarafa bırakmış çalışma saatlerini tartışıyorduk.
Birbirimizi kırarak!...
Sonra..Sonra ne oldu?
Koskaca bir hiç! Başlanılan noktaya dönüldü.
Bize özgü bir başka örnek ise grev yapma konusu..
Sendikacıların kafası bozulmayagörsün hemen greve gidilir.
Kamuoyunun neyin nasıl olduğunu anlamasına fırsat verilmez.
Hemen kapının önüne çıkılır.
Sonra ‘kardeş’ örgütlerden destek gelir.
Medya zaten bu tür olaylara sorgulamadan balıklama dalmaya hazır.
Bir anda bütün herşey bir tarafa bırakılır ülke greve ya da grevlere kitlenir.
Herhalde dünyanın bir başka yerinde bizdeki kadar kolay ve sık greve gidilmez.
*
Sürekli birşeyler talep edenler kendilerini haklı görüyorlar.
Dün ülkeyi yönetenler bile isteklerine ‘Yok’ demiyor, veriyordu!..
Bugün iktidarda olanlar ne de olsa dün beraber yollarda yürüdükleri insanlar ve onlar da her istediklerini vermek zorunda!.
Vermezlerse bir daha o yollarda beraber yürümeyecekler.
Sanki o yollarda birileri birilerine daha çok birşeyler dağıtsın ya da versin diye yüründü.
Ben, Kıbrıs Türkü dünya ile entegre olmak istiyor ve belirsizlikten bıktı diye yollara düştü diye düşünüyordum!.
Demek ki yanılmışım.. Yollarda birlikte yürümenin amacı ve hedefi farklıymış!.
Gelinen aşamada istenenlere ve yapılanlara bakıldığı zaman dünya ile entegre olmaya dönük hazırlık yapılması için birşey yok.
Bozuk düzeni daha da bozacak, bütçedeki kara delikleri daha da büyütecek talepler ve uygulamalar gündemde hep.
Ülkede verimliliği, üretimi artırma ya da çağdaş dünyanın örneklerini buraya taşıma gaylesi yok.
*
Öğrencilerimiz çocukluklarını yaşasınlar diye kolejleri kapattık.
İki adım ötede, adanın Güneyinde Haziran ayı sonuna kadar eğitim-öğretim faaliyetleri devam ederken, bizde havalar sıcak diye sınavları kaldırdık.
Yalnız bunu mu yaptık? Hayır....
Daha neler neler!...
Neyse, millet ‘Binbir Gece’deki ‘Şehrazat’ı herşeye rağmen seyrettiğine göre bizdeki düzen öyle kolay kolay değişmez.
Uyumaya devam.