İngiliz: Bir nalına, bir mıhına...
İngiliz, gerçekten işini iyi bilir…
“Tazı” ile de, “tavşan” ile de iyi geçinmeye çalışır…
Eski “kırgınlıkları” ve “öfke”leri kolayca bir kenara koymaya isteklidir…
Bize de attığı her imzadan sonra “söylenmesi” kalır…
Hristofyas’ın geçen Perşembe günü Londra’da Golden Brown ile “Kıbrıs Cumhuriyeti” Cumhurbaşkanı olarak imzaladığı “Mutabakat Belgesi”nin Türk tarafını memnun etmesi elbette beklenemezdi.
Cumhurbaşkanı Talat, açıklamalarında “itiraz”ının içini tatmin edici biçimde dolduramadı.
Bundan da anlaşılıyor ki, asıl rahatsızlık “içerik”ten çok, böyle bir anlaşmaya İngiltere’nin imza atmasıdır.
Tabii Türk tarafından bakınca İngiltere’nin; Annan Planı’na destek veren, garantör bir ülke olarak bizim “beklentilerimiz” doğrultusunda yeterince “aktif” davranmadığı söylenebilir.
En azından bazı “risk”ler alarak, direkt uçuşlar konusunda bir şeyler yapabilirdi.
Yapmadı…
Kıbrıs sorunundaki bütün taraflarla “ilişkiler”ini bozmamaya özen gösterdi.
Nitekim aynı İngiliz Başbakan Golden Brown; geçen yıl da (24 Ekim 2007) Türkiye ile “Stratejik Ortaklık Belgesi”ni imzalamıştı.
O zaman da Kıbrıslı Rumlar çıngar çıkarmışlardı.
Aslında bu belgelerde yazılanların “Malumun ifadesi” olmaktan öteye geçmediğini de bütün dünya biliyor.
Oysa bizim asıl bakmamız gereken nokta; Hristofyas’ın, “İngiliz üslerinden” hiç söz etmeyen bir belgeyi İngilizlerle imzalamasının ne anlama geldiğidir.
Böyle bir “Gereksinme”nin mantığıdır.
Hristofyas, “üsler”i ağzına almayarak İngilizler’den Türk tarafına yönelik bir “açılımda” bulunmama sözünü “koparmıştır.”
Erdoğan’ın imzaladığı “belge”yi bir ölçüde etkisizleştirmeye çalışmıştır.
Çünkü Brown’ın Erdoğan’la imzaladığı belgede; Kıbrıslı Türkler’in “izolasyonu”ndan söz ediliyordu ve AB’nin bizimle doğrudan ekonomik ilişki kurması destekleniyordu.
Hristofyas ise, Golden Brown’a “Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından Kıbrıs Türk toplumunun menfaatine yönelik alınan ve sunulan önlemleri takdirle karşılar.” ifadesini imzalatarak, İngiltere’nin Türkiye’ye verdiği sözü bir ölçüde “etkisiz”leştiriyor.
Hristofyas; üsleri unuturken, “garantiler” konusunda da 1960’da oluşturulan “statüko”yu koruyucu ifadelerin altına imzasını attı ki, bu da Türkiye’ye yönelik olarak ikide bir dile getirdiği “Garantörlere gerek yok” politikasını bir kenara koyduğu anlamına geliyor.
Peki bütün bunlar ne için?
Tabii ki “Karşılıklı ihtiyaç” için...
Hristofyas, Golden Brown’ın Erdoğan’la imzaladığı “Strateji Belgesi”nin etkisini kırmayı ve İngiltere’yi Türk tezlerinin yanından uzaklaştırmayı denedi.
Ayrıca; Türkiye’nin AB’ye ilişkin “yükümlülükleri” konusunda Brown’dan “Türkiye’ye baskı” sözü almış oldu.
Golden Brown ise; Papadopulos’un ikide bir ortaya attığı “Üslerin kirası” tezi ile Hristofyas’ın partisinin İngiliz üslerine karşıt politikalarının, ayrıca “Garantörlük kalksın” iddialarının en azından şimdilik gündemden dışlanmasını sağladı.
Rum tarafı ile Annan Planı’ndan bu yana “iyi gitmeyen” ve Türkiye ile imzaladığı “Stratejik Ortaklık” anlaşması ile doruğa tırmanan tatsızlığı gidermiş oldu.
Kısacası; Hristofyas, Türkiye’den rövanşı aldı, Brown da birine “kaç” birine de “tut” dedi.
Peki bize ne oldu?
Biz, bu tazı-tavşan oyununu uzaktan seyrettik. İngilizler, bizim için hem Türkiye’ye, hem de Rum tarafına “sözler” verdiler.
Bize yaptığı yardımlar için Hristofyas’a takdirler sundular.
Bir de ciddi uyarılarda bulundular...
Dediler ki:
-Adanın bölünmesine yönelik herhangi bir hareket veya adada herhangi ayrı bir siyasi varlığın tanınması veya statüsünün yükseltilmesi desteklenmeyecektir.
-Adada tek egemenlik olacaktır.
-Üniversite konusunu da Kıbrıs Cumhuriyeti’nin önerileri çerçevesinde çözeceksiniz.
-İngiliz yurttaşlar Rum mülkü almama konusunda uyarılacaktır.
Kısacası; İngilizler herkesin bildiğini bir kez daha ilan ettiler...
Bize bir kez daha “Gidilecek yol”u gösterdiler.
Bu “yol”un Cumhurbaşkanı Talat’ın öngörüleri ile örtüşmediği kesin.
Hristofyas’ın bu “atağı” ve İngilizlerden aldığı imzalı “söz”ler yabana atılmamalı...
Kendi resmi politikalarımızı test etme bakımından...