Adamı “Mide siniri”nden çatlatır bunlar...
“Sakin ol Hoca” dedi, Şinasi Bey...
Öfkemi yenmeye çalışırken, yüzüne sert sert baktım...
Nazım’ın şiirini bağıra bağıra okumak geçti içimden...
Ama biliyorum...
“Koyun gibisin kardeşim” desem de, hiç ama hiç fark etmeyecek...
Altmış yaşını çoktan aşmış, sakin ve vakur kişiliği; öyle hemencecik oluşmadı elbette...
Delikanlılığını sömürge döneminde yaşamış, upuzun yıllar “emir komuta”ya harfiyen uymuş, otoriteye sadakatle hizmet etmiş bir adalı, kolayca sinirlenir mi?
Allah etme...
Tansiyon çıkar, mide sancıları başlar, sonra soluğu; eğer yetiştirebilirsen hastanede alırsın...
Onun için, en iyisi sakin olmak...
Şinasi, Bey, kızgınlığımı yatıştırmak için tane tane anlatıyor:
¬-Geçen gün elektrikler kesildi. Daha sonra bir geldi bir gitti... Baktım buzdolabının motoru yanmış... Çağırdım tamirciyi...
-Değmez Şinasi Bey, dediler... Motoru yenileyeceğine, iyisi mi; yenisini getirelim... Taksit de yapıyorlarmış...
-Getirin, dedim... Sorunu çözdüm, rahat ettim.
Elektrik Kurumu, geçen hafta bakalım kaç kişinin canını yakmıştır?
Peki ona bunun hesabını soran bir “Muhalefet” var mı?
Etkin sivil toplum örgütü var mı?
Hukuk yolunu zorlayan bir istenç var mı?
Tüketici hakları konusunda en küçük bir baş kaldırma, en küçük bir kımıldama var mı?
Ne yazıktır ki, bunların hiçbirisi yok...
Elektriklerin gidip gelmesi sonucunda, Radyo Mayıs’ta yayın sırasına bilgisayar yandı. İçindeki çok değerli bilgileri kurtarmak için ta günlerce İstanbul’larda çareler aradık...
Sonuçta; tıpkı Şinasi Bey gibi biz de, kuzu kuzu büyük paralar ödeyerek “bireysel” çözümü sağladık...
Tabii bu zarar verici kesintiler yanında bir “Haberli” kesintiler var...
Hafta içinde sanayici Ahmet Çıraklı’nın “feryadı”na hiçbir yetkili tatminkar bir yanıt veremedi.
Adamlar, elektrik tellerine zarar veren ağaç dallarını budamak için Haspolat’taki sanayi bölgesinde 8 saat elektrik keseceklerini önceden vatandaşa bildirmişler...
Bölgede 40’ın üzerinde sanayi tesisi var. Yüzlerce işçi çalışıyor buradaki fabrikalarda...
Ahmet Çıraklı;
-Bir günde 2,5 milyar TL. işçi parası ödüyorum, diye dert yanıyor... Hemen telefonlara sarılıyor. Ekonomi Bakanlığı Müsteşarını arıyor. “Elektrik Kurumu müdürüne ulaşamıyorum” diye yanıt alıyor.
Yönetimin bürokratlarının hemen hepsi toplantıda...
Zar zor bir yetkili bulunca “Yahu bu kesintiyi akşama bırakamaz mısınız?” diye
Soruyor ve
-Ek mesai ödeneğimiz yok, diye şirretçe bir yanıt alıyor...
Kimse duruma müdahale edemiyor.
Koskoca devlet; bu ağaç budama işinin saat 16.00’dan sonra yapılmasını organize edemiyor.
Sonra da Maliye Bakanı, kurumda yaptığı yatırımları ballandıra ballandıra anlatarak “Terfileri yaptık, kadroları doldurduk” diye övünüyor.
Gerçekten bu adamların “izolasyon” ya da “Ambargo” sözcüklerini ağızlarına almaları insanda “mide siniri” yaratıyor...
Siz; ağaç budayacaksınız diye, sanayicinin elektriğini sorumsuzca keseceksiniz, onları zarara uğratacaksınız, üstünden dönüp bize “Harika yatırımlar yapıyoruz” diyeceksiniz.
Bunun adına “şirretlik” demezler de ne derler Tanrı aşkına?
Peki devlet böyle de, özel sektör farklı mı?
Bence al birini, vur ötekine... Tam bir kabadayı anlayışı var, birçok kurumda...
Şinasi Bey’in “Sakin ol” diyordu ama, ben telefonda nazik bir kızı “haşlamaktan” kendimi alıkoyamıyordum.
İşyerimde bir yıllığını peşin ödeyerek taktırdığım ADSL cihazının girişindeki küçük cihaz yanınca, telefonlarım sustu...
Önce Telefon Dairesi’ne başvurdum. Birçok telefon görüşmesinden sonra baktılar, Birkaç gün sonra da “Sorun hatlarda değil sizde” dediler.
Bu kez telefon teknisyeni çağırdım. Arızalı cihazı buldu ve “ADSL’yi kim taktıysa, gelip bir baksın” dedi.
ADSL’yi takan “Extend” firmasını aradım. Kız, daha bir ay önce takılan bir parçanın yedeğinin stoklarında bulunmadığını söylemez mi?
İşte o an; sakin olamadığım andı...
Devlet, benden ADSL kirası olarak her ay sabit para alıyor. Bir firma ile anlaşma yaparak bana hizmet satıyor. Özel firmanın taktığı alet yanınca, benim telefonlarım etkileniyor. Demek ki devlet, özel şirketle “para paylaşmayı” biliyor ama, tüketiciyi koruyacak önlemleri alamıyor. Özel şirketi denetlemiyor, onun yedek parça bulundurmasını şart koşmuyor, ikisi birlikte tüketicinin parasını alıyorlar ama, ne biri ne de öteki “sorumlu” davranıyor...
Biz de sadece söyleniyoruz...
Şinasi Bey gibi “sakin olsak” da, “Avazı çıktığı kadar” bağırsak da bir işe yaramıyor...
Peki, ağzımızı tutan, ellerimizi bağlayan ne?