Yazımızın başlığında da dediğimiz gibi, Kıbrıs deyişi ile “hade hayırlısı!”
Sayın Talat ile Hristofyas’ın, Kıbrıs sorununun çözümü için başlattıkları maratondan söz ettiğimi anlamışsınızdır.
İkili görüşmelerden sonra yapılan açıklamalarda yer alan bazı hususları ağır biçimde eleştirdik. Özellikle “tekler”le ilgili açıklamaları asla içimize sindiremedik.
“Hade hayırlısı” derken, o konularda ve genel anlamda görüşlerimizi saklı tuttuğumuzu söylemek gerekmez. Biz yine de söylemiş olalım.
Nasıl Bir Çözüm
Bu süreç nereye varır? Bunca yıllık sorunu sona erdirir mi?
Başka bir anlatımla çözüm ve barış gelir mi?
Dilerim gelir.
Birçok kez anlattığım gibi, Kıbrıs’ın silahla tanıştığı 1 Nisan 1955’i, daha dün gibi anımsarım. O gün orta 3’te ve 15 yaşında idim. Aradan 53 yıl geçti. Ben yaşamımın son dönemine girdim. Torunlarım benim o günkü yaşıma yaklaştı.
Elbette ki bu adada kalıcı bir çözüm ve barış isterim. Bunu istemeyecek Kıbrıslı Türk yoktur.
Ne tılsımlı sözcüktür şu “çözüm:” “Bir kez daha kan dökülmesine fırsat vermeyecek; halkım, egemenlik hak ve yetkilerini kullanabilecek, kendi Devlet’inde kendi kendini yönetecek, farklılıklarını sürdürebilecek, güven içinde yaşayabilecek, uluslararası toplumun bir parçası olacak, …….!”
Uyduruk kavramlarla “ne idüğü belirsiz” bir çözüm değil yani!
Artık Hiçbir Şey Eskisi gibi Olmayacak
Bir husus var ki iyi bellememiz gerekir:
Sürecin sonunda, bir çözüme ulaşılır ya da ulaşılmaz, “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.”
Buna ben de ciddiyetle inanıyorum.
Bu arada daha şimdiden, varılabilecek olası bir çözümün halkımıza anlatılmasında güçlükler yaşanacağını da söylemeliyim.
Bırakınız geçmişteki savaşları, göçleri, ölümleri, horlanmayı, aşağılanmayı, itilmiş-kakılmışlığı; 2004’ten sonra yaşananlar, komşularımızla aramızdaki uçurumu ve güvensizliği öyle bir derinleştirdi ki!
Bu bakımdan sırf bir çözüm bulmak için, halkımızın hassaslaştığı konularda direnmeden edilgen tutumlar içine girmek, sonuçta hüsran yaratabilir.
Süreçte Cumhurbaşkanı’na Destek Olmak
Giderek yoğunluk kazanan bir söylem var:
Deniyor ki herkes, Cumhurbaşkanı’na destek olmalı! Cumhurbaşkanı’nın kendisi de tv ekranından bu istemde bulundu.
Özde doğru! Hepimiz aynı gemideyiz ve içinde bulunduğumuz gemiyi, hedeflediğimiz limana sağ salim vardırması için kaptana yardımcı olmak durumundayız.
Peki ama kaptanın da gemideki herkesi eşit seviyede tutması, kimseyi dışlamaması gerekmez mi?
Yani açıkçası, Cumhurbaşkanı’nın herkesi kucaklaması, olabildiğince geniş kesimlerin sürece katılımını sağlaması gerekmez mi?
Ne yazık ki bugüne kadar bunu yapmadı, yapmak istemedi.
Bundan sonra yapar mı?
Göreceğiz.
Bunları söylerken, Başkan’ı desteklememek için peşinen nedenler öne sürdüğüm sanılmasın. Ben yalnızca birçok şeyin karşılıklılık gerektirdiğini vurgulamak istedim. O kadar!
Bu süreçte, kabul edilirler ya da edilmezler, düşüncelerimizi açıklamayı, eleştiri yapmayı sürdüreceğiz.
Bir gün, “ben dediydim” demek için değil!
Kendimize görev bildiğimizden!
Bizim için yaşamsal bir sorun (vroluş/yokoluş) sözkonusu olduğundan!
Başladığımız gibi bitirelim: “Hade hayırlısı!”