Yıllar önce, genç bir arkadaşım radyo programı yapmaya başlamıştı. Seçtiği şarkıları çalıyor, istek gelirse onlara da yer vermeye çalışıyordu. Günün popüler şarkılarından birini sunarken, seslendiren şarkıcı için “Büyük sanatçı...Müziğimizin dev ismi... Usta sanatçı...” ve benzeri iddialı anonslar yaptı. Programda sonra çağırdım “böyle çok iddialı sıffatlar kullanma lütfen “ dedim. Anlayamadı ne demek istediğimi. Anlatmaya çalıştım sabırla. “Sanatçı, kendi başına çok iddialı bir sıffat..Yanına bir de ‘dev sanatçı’, ‘büyük sanatçı’, ‘usta sanatçı’ gibi yakıştırmalar da yaparsan korkunç bir çelişkiye düşersin” dedim. Yine pek anlayamadı. Haksız da değildi. Çünkü dinlediği tüm radyolarda böyle duymuştu. “Peki” dedim “x kişi büyük sanatçıysa eğer, icrası yanısıra ürettiği gerçekten kaliteli besteleri ile dikkat çekenlere ne diyeceksin hangi sıffatı kullanacaksın ? Sözünü ettiğin şarkıcı büyük sanatçıysa eğer, her eseri olay yaratan, her cd’si, yüzbinlerce hatta milyonlarca sanatanlara ne diyeceksin ?”
Anladı mı bilmiyorum. En azından benim zorlamamla daha sonraki programlarında “sevilen şarkıcı”, “popüler şarkıcı”, “günümüzün sevilen seslerinden” gibi sözcükler kullandı..
***
Ne kadar ucuzladı “sanatçı” sözcüğü farkında mısınız ? Üç tane şarkı söyleyene, üç tane şiir yazana, üç tane resim karalayana, üç satır yazı yazana da “sanatçı” deniyor artık buralarda. Her şiir yazdığını zanneden “Şair”, her eline kalemi alıp birşeyler yazana “Yazar”, her eline bir fırça biraz da boya alana “Ressam”, her iki tane şarkı yazana “Besteci”, her mikrofonu eline alıp üç şarkı söyleyene “Müzisyen” denirse yandık. Yandık hem de ne yanma..
***
Geçenlerde yakın bir arkadaşım da bir TV programında bu konudaki düşüncelerini en açık şekilde belirtti. Çarpıcı bir de örnek verdi Amerika Birleşik Devletleri’nde. Bilmeyenlere hatırlatayım.
Frank Sinatra, Amerikan müzik tarihinin en büyük şarkıcılarından biri olarak kabul edilir. Uzun müzik yaşamı boyunca yüzlerce plak, binlerce konser verdi Sinatra. Neredeyse ‘taş plak’ döneminden itibaren yaptığı her plak, her kaset her cd milyonlarca sattı. Ama Frank Sinatra’ya dünyada hiçbir gazeteci, hiçbir müzik otoritesi “sanatçı” demedi ne yaşarken ne de öldükten sonra. “Great performer” yani “büyük icracı”ydı Frank Sinatra’ya verilen sıffat.
Elvis Presley’yi de bilmeyen yoktur dünyada. Milyonlar satan plakları, cd’leri, ‘olay’ konserleri ve turneleri ile “Kral” dendi ona. Ama hepsi o kadar. Yani, Elvis de büyük bir performer’di, yani icracı’ydı. ‘Sanatçı’ değil.
***
Bizde ?
Bizde durum çok komik. Gerçekten inanılmayacak kadar komik hem de. Herkes herkes sanatçı (!)... Peki ya gerçek sanatçılar ? Onlar sessiz. Kime kızsınlar, kime tepki göstersinler ki ? Herkesi (!) sanatçı ilan eden basınımıza mı ? Herkese (!) sanatçı diyen radyolarımıza, televizyonlarımıza mı ?
Bu durumun çok da yadırgamamak gerekiyor herhalde...
Her nutuk sallayan “politikacı” olursa, her yalaka “Müdür” olursa, her fırsatçı “Zengin” olursa, nereden kazandığı önemli olmadan her paralı “Bey” olursa, kalemi her eline alan “Gazeteci” olursa; her şiir yazanın, her resim yapanın, her şarkıcının, her dansözün, elinen her mikrofon alanın da “Sanatçı” olmasını neden yadırgayalım ki ?