Lefkoşa Belediye Tiyatrosu, çok önemli bir kilometre taşından öte tiyatro dünyamızda bir devrimdir. Hem de kendi devrimci dinamiğiyle sürekliliği olan bir tiyatro devrim merkezi...
Çok açık ve iddialı bir tanımlama yapayım Yaşar Ersoy ve arkadaşları, Lefkoşa Belediye Tiyatrosu olmasaydı, Kıbrıs Türk Tiyatrosu bugün olduğu yerde asla olamazdı. Dahası tiyatromuzun dünden bugüne isimleri ve tiyatro tarihimiz de toplumca doğru dürüst bilinip, sahiplenilmezdi.
Tiyatro, tüm sanatların birleşimidir.
Her sanat dalı bir başka sanat dalıyla kıyaslanamayacak kadar özellikli ve de değerlidir.
Ancak tiyatro tüm sanat dallarını kucaklayarak yaşam bulduğu için oyunun özelliğine göre tümünü bir sahnede buluşturur.
* * *
Ülkemiz mi desem, toplumumuz mu desem? Neyse, ikisini de kullanayım...
Ülkemizde, toplumumuzda tiyatronun uzun bir yolculuğu var.
Özellikle sevgili Yaşar Ersoy'un çalışmaları tiyatroya özel ilgisi olmayanların bile kolayca bilgi sahibi olmasını sağladı.
1908 yılında Mağusa'da liman ambarlarında Namık Kemal'in Vatan Yahut Silistre oyununu dönemin Hürriyet ve Terakki Kulübü sahnelemişti.
Ne kadar ilginçtir, sosyal yaşamın şimdiki kadar iletişim kolaylığına, zenginliğine sahip olmadığı, kadınla erkeğin haremlik - selamlık olduğu yıllarda Kıbrıs'ın pek çok köşesinde tiyatro yapıldı.
Leymosun'da Ziya Rızkı'lı tiyatrolar, Lefkoşa'da Kardeş Ocağı bünyesinde sahnelenen oyunlar...
Zamanla futbol kulübüne dönüşen spor kulüplerinde de tiyatro yapılan günler vardı.
Ama senelerce en yaygın tiyatro, okulların yıl sonu müsamerelerindeydi...
Liselerin müsamerelerinde tiyatro ayrı bir ilgi odağıydı...
Bizim lise yıllarımızdaki müsamereleri ve tiyatroyu anımsarım...
Okul sergilerinde sergilenen öğrenci resimlerinde ressam adayları öne çıkar, tiyatroda da geleceğin tiyatro sanatçıları fark edilirdi...
* * *
İlk Sahne bizim tiyatro dünyamızda en önemli kilometre taşlarından biri. Devlet Tiyatros'nun doğuşu olan İlk Sahne'ye Üner Ulutuğ, Kemal Tunç, Hatice Söğüt, Biler Demirciolu ve Yücel Köseoğlu ilk hayat verenler. İlk oyunları Vedat Nedim Tör'ün, "KÖR" oyununu 1963 Şubat'ında Çetinkaya Spor Kulübü'nde sahnelediler.
Lefkoşa'da surlar içindeki Atatürk İlkokulu'nun bodrumundaki küçük salonunun sahnesi tiyatromuzun anımsadığım ilk sahnelerinden... İlk sahne oyunlarını da orada izledim...
* * *
Sonra devlet tiyatrosuna sahip olduk.
Devletimiz doğru dürüst olma yolunda emeklerken adı Devlet Tiyatrosu olan tiyatromuzun tabelası asıldı...
Devletin, demokrasinin tüm sorunları orada da yaşanıyordu...
Sonunda Yaşar Ersoy, Osman Aklaş, Erol Refikoğlu ve Işın Refikoğlu'nun yolları devletle, devlet tiyatrosuyla ayrıldı.
İyi ki ayrıldı...
... Ve iyi ki o zaman Lefkoşa Belediyesi'nin başında Mustafa Akıncı vardı...
Belediyeciliğin salt çöp toplamak olmadığını çok iyi bilen aydın, yurtsever, sanatsever kimliğiyle Mustafa Akıncı, Yaşar ve arkadaşlarından öte tiyatroya sahip çıktı.
Lefkoşa Belediye Tiyatrosu doğdu.
Lefkoşa Belediye Tiyatrosu, çok önemli bir kilometre taşından öte tiyatro dünyamızda bir devrimdir. Hem de kendi devrimci dinamiğiyle sürekliliği olan bir tiyatro devrim merkezi...
Çok açık ve iddialı bir tanımlama yapayım Yaşar Ersoy ve arkadaşları, Lefkoşa Belediye Tiyatrosu olmasaydı, Kıbrıs Türk Tiyatrosu bugün olduğu yerde asla olamazdı. Dahası tiyatromuzun dünden bugüne isimleri ve tiyatro tarihimiz de doğru dürüst bilinip, sahiplenilmezdi.
Yaşar Ersoy ve genç kuşakları kucaklayarak bugünlere ulaşan arkadaşlarını, tiyatromuza yaşam veren, yaşatan insanlar olarak hep ayakta alkışlarım...
Onlar, sadece Lefkoşa Belediye Tiyatrosu'nu yaşatmıyorlar...
Onlar, Kıbrıs Türk Tiyatrosunu, ilk günden bugüne tüm evrelerini anımsatarak, yaşatıyorlar...
Yaptıkları, başardıkları asla kolay bir iş değil.
Hele her türlü bozulma ve kirlenmenin doludizgin gittiği bizim urup avuçluk memleketimizde hiç kolay değil...
Kokuşmuşluğa inat, toplumsal gerçeklere ayna tutarak ayakta durup yollarına devam ediyorlar.
Toplumun, insanlığın sanatçısı olarak yollarına devam ediyorlar, siyasilerin yalakası olarak değil.
Nice belediye başkanları gördük Lefkoşa Belediyesi'nde...
Her sanatsever, belediyenin bütününden çok Lefkoşa Belediye Tiyatrosu'nu merak etti o başkan değişim günlerinde...
Ama gördük ki belediye başkanları yolcu, Lefkoşa Belediye Tiyatrosu hancı oldu...
Bunu söylerken Mustafa Akıncı'dan bugüne Lefkoşa Belediye Başkanlığı yapanların hakkını yememek gerek... Tümü Lefkoşa Belediye Tiyatrosu'nun sanatsal özgürlüğüne saygı gösterdi... Dün Mustafa Akıncı, Burhan Yetkili, Şemi Bora ve Kutlay Erk'te bugün de Cemal Bulutoğluları'nda var olan o saygı olmasa Lefkoşa Belediye Tiyatrosu bugünkü yerinde olamazdı.
* * *
Aslında yazımı yazmak için oturduğum zaman ağırlıklı konum 6. Kıbrıs Tiyatro Festivali'ydi.
Açılış gecesi Ankara Devlet Tiyatrosu'ndan Rembetiko'yu, önceki akşam da Dostlar Tiyatrosu'ndan Sivas 93'ü izledim.
Tiyatro Festivali daha önce Lefkoşa- Mağusa ve Girne belediyelerinin ortak ev sahipliğinde olurdu.
Bu sene Mağusa ve Girne ayrıldı.
Ayrılmalarıyla ilgili yazılanları ve konuşulanları da, iki belediye başkanı Kayalp ve Aygın'ın açıklamalarını da biliyorum... O konuya bugün girmek istemem...
Ama Lefkoşa Belediyesi'nin tek başına kalmasına rağmen tiyatro festivalini yaşatmasını bir Lefkoşalı olarak, sanat adına onur duyarak karşıladım.
Tiyatro festivalini fırsatlarımı zorlayarak izlemeye çalışırım.
İzlerken salt bir oyunu izlemem...
Oyunun sanatsal değerini, oyuna yaşam veren herkesi, kendi ülkemin değerleriyle de kıyaslarım...
* * *
Türkiye'de sanat alanında olup biteni popüler kültürün taşıyıcısı medya araçlarından izleriz ağırlıkla...
Televole kültürünün taşıyıcısı medya, tiyatro dünyasından da seçtiklerini taşır.
Onlar karar verir solu, sağı, dini satanlardan kimleri pazarlayacaklarına...
Toplumun tüm kesimlerine göre “malları” var...
Etik değerler bakımından bir türlü toparlanamayan Türkiye'de en genel anlamda tiyatronun da bozulmadan payını almaması olası mı?
Bozuk, saygı ve sevgiden yoksun, saygı - sevgi özürlüsü insanlar Türk tiyatro dünyasında da var. Hem de en önlerde.
Onları toplum televole medyasının sattığı yüzleriyle tanır.
Onlar hayatları boyunca hep kendilerini gizleyerek sahnedeki oyunlardaki yüzlerini sattılar.
Özel hayatlarında hiç sahip olamadıkları değer yargılarının öne çıktığı oyunları sahnelerler genelde...
Kendi görüşleriyle değil, sahneledikleri karakterlerin maskeleriyle toplumda yer buldurulurlar...
Bu nedenle özü ve sözü bir sanatçıları ayrı tutarak bu grupta olanları yakından görmeyi ve tanımayı severim...
Bir ladesi sonlandırmaktır bu türleri tanımak.
İşte tiyatro festivalini bu yaklaşımlarla da izleyip, anlı şanlı bilinseler de yakalarım bu türleri...
... Ve şunu söyleyim... Bizim Yaşar Ersoylarımızın kıymetini bilelim.
Dünden bugüne tiyatromuza yaşam verenlerimizi, Türkiye medyasının pompalamalarının etkisinden kalarak geri sıralara koymayalım.
Genelleme yapmak yanlış... Bunu bilirim... Genelleme yapmıyorum zaten...
Ama işte Hüseyin Köroğlu... İstanbul'da bizi de temsil ederek sanat yaşamını sürdürüyor... Bazılarına benzemediği, benzetilmeyi kabul etmediği için işi hep zor...
* * *
Festivalin açılık gecesi Yaşar Ersoy, arkadaşlarını sahneye çağırdı...
Çağdaşa bir tiyatro salonuna sahip olmak için yapılan çalışmalara herkesin, “hissa” vermesini istedi.
Bu isteğe katılanları alkışlarıyla salondan ses vermeye davet etti. Herkes eleriyle değil yürekleriyle alkışladı uzun uzun...
Aslında Lefkoşa'da devlete ait bir tiyatro salonunun olmayışı, sanatçıların değil, devletin ayıbıdır...
Bu ayıp bitsin artık...
Günün sözü:
Rol, özü yenerse insanlık biter