Milletin diline pelesenk oldu. “Elektrik zamları yakıyor” diyorlar. Ekonomistler devreye girdi, hükümetin nerede hata yaptığını, akaryakıt politikasında nasıl teklediğini anlatıyorlar.
Hepsine hürmetimiz var. Ancak “şerh” koyarak. Çünkü işte asıl şimdi KKTC olarak olmamız gereken yere doğru hızla düşüyoruz. Ki bunu memleketin en yüksek makamında bulunan ve şu sıralarda çözüm için tarihi uğraş veren Sn. Cumhurbaşkanı’nın pizzalı bir İtalyan mutfağının açılışına katılacağı haberleri ile pekiştiriyoruz. Büyük reformlar ertesinde döndük dolandık yine lahmacuncu, pizzacı, dönerci dükkânlarının açılışına indik. Yerimiz burası!
ÇÜNKÜ: Hiçbir devrede olmadıydı yine olmaz: Taşıma suyla değirmen dönmez. TC’nin parasal katkılarıyla Devlet yürümez. Üretmeden harcamakla kalkınma gerçekleşmez. İhracat ithalatı geçmezse krizler dinmez. Serbest piyasa ekonomisi çalışmaz, rekabet unsuru ticarete kazınmazsa pahalılığın önüne geçilemez… Ve çözüm olmazsa her zaman iyi günleri kötü günler, kötü günleri iyileri izleyerek öylecene ve halk olarak oyalanıp gideriz fakat istediğimiz yere asla ve kata ulaşamayız…
Pekala var mı görünürde çözüm? Yoktur! Pekala ne yapacağız? Çocuklar düşe kalka büyürler. Düşüp düşüp kalkacak, kalktık derken düşeceğiz. Ta ki büyüyüp niçin düştüğümüzü öğrenene kadar!
BAYILDILAR UBP’NİN İÇTEKİ KAVGASINA
Bir süredir CTP kurmaylarının dikkatleri “ben yeniden adayım” diyen Eroğlu’na çevrildi. Belli ki Eroğlu’nun partinin başına gelmesini Ertuğruloğlu’na tercih ediyorlar. Ya daha ehven’i şer olduğundan yahut kışkırtıp kavgayı daha beter kızıştırmasından dolayı!
Şair Sadi’nin bir lafı var: “Düşmanını yılana ısırt. Başarırsa düşmandan, başaramazsa yılandan kurtulursun. Her iki halde de kârlı çıkarsın…”
İşte şimdilerde bu taktik işliyor. Kimileri bayılıyorlar, “parti içi demokrasi açısından çok güzel bir gelişme” diyorlar, kimileri Eroğlu ile Ertuğruloğlu ararasındaki sen ben kavgasını ballandıra ballandıra anlatıyorlar.
Aslında Ertuğruloğlu da yerine ben geçeceğim diyen Eroğlu da CTP’nin durumuna bakıp bakıp, “işte iktidar yolu açıldı” diyorlar. İştah alabildiğine kabarık. Fakat farkında mıdırlar bilmiyorum. Hükümeti bu durumlara düşüren kuyrukçuları “seçimlerde oylarımızı vermeyeceğiz” demiyorlar! Aksine Kıbrıs siyasi sorununda desteklerini beyan ediyorlar. Hükümet dolaylı vergilerle işçi, emekçi, dar gelirlilerin canına okuduğu halde hâlâ “işçiden ve emekten yana” sol olarak lanse ediliyor dolayısıyle CTP’ye hava basılıyor. Sağ’ı ise “pis kapitalistler” esamesinde görüyorlar, dolayısıyle UBP’yi karaya çalıyorlar! Kısaca “Sol’un yoktur Sağ’a oyu!”
Geriye sermaye kalıyor. Onları da ayarlamak her zaman mümkün. Köşe başlarını tutanlara üç beş kıyak çeker, ihale verir, kredi musluklarını açar, AB’ye üyelik vaadi ile sarmalar, zaten seçime kadar asla bitmeyecek, bitse bile yine başlayacak görüşmelere “çözüm umudunu” takar ne yapar eder oyların bir kısımını olsun kaparozlar…
AMA NE DİYOR EROĞLU: “İktidara yürüyoruz.” Tabi başında kendisi. Ve diyor ki ilk işim “evimize çeki düzen vermek” olacak.
Zaten sittin senedir her gelen önce “ev” dediği bu KKTC’ye çeki düzen vermekle başlar işe. Bu işler nedeniyledir ki onca çeki düzene karşılık “ev” dedikleri KKTC’de ne pislikler biter ne huzursuzluk. Ne dirlik düzen görür ne de temizlik!
Haa, Eroğlu da gelecek ve önce evi çekip çevirecek. Vakti zamanında evirip çevirip darmaduman ettiğince mi? YOKSA ŞÖYLE Mİ YAPACAK: “Önce ve evvel emirde olanca CTP’lilerle UBP’li olmayanları Devlet kademelerinden atıp yerlerine Eroğlu’lu olanları yerleştirecek. Bunun adına “kadro oluşturma” derken ikinci temizliğe geçecek: Kim yan bakarsa, kim bir laf söylerse, kim eleştirirse saf dışına itecek.. CTP beceriksiz çıktı, zamları balyoz politikasında bindirdi. Eroğlu tecrübeli, yavaşcık yavaşcık giydirecek! Ve devri iktidarında olduğu gibi yine ıkınıp sıkınıp ne yapıp edip UBP’ye yeni partiler doğurtacak…”
Ve Halk bu çeki düzenlerden bıkıp usandığında UBP’yi yine geldiği yere yollayacak, onun da adı muhalefet olacak!
Öf be! Bıktık usandık bu filmi seyretmekten. Haçana bir ama!