Adam Sosyal Sigortalı. Üç dört yıl sonra emekliye çıkacak. Hesabına kitabına düşkün, ne alıp sonrasında nasıl yaşayacağının planını yapmak istiyor. Dolayısıyle SS’lara müracaat ediyor, emekliye çıktığında ne kadar ikramiye alacağını, emeklilik maaşının ne kadar olacağını öğrenmek istiyor.
Verilen cevap, “püü, senin yirmi yılı aşkın yatırımın var, o hesabı yapmak zor. Zamanı geldiğinde öğrenirsin” oluyor.
Oysa böylesi Kurumlardan bu tip müracaatlara bırakın anında cevap vermesini, o müracaatları gerektirmeyecek periyodik aralıklarla sigortalı yurttaşa yatırımlarından kesintilerine, yasal değişikliklerden öğrenmesi gerekenlere kadar bilgi verilmesini beklersiniz. Değil mi?
DEĞİL İŞTE: Olayı bir yurttaş anlattı. Ne yaz dedi ne çiz. Buna rağmen KKTC’nin nasıl bir Devlet olduğunu bir daha anlamamız için sütunumuza aktardık. Ki SSK o Devleti oluşturan oraganların sadece bir parçası, mümkündür ki ötesi pek çok Devlet dairelerinden çok daha iyi çalışmakta. Ancak bu kadar!
Şimdi soralım: Devlet olmak için siyasi çözüme ulaşmak mı gerekir yoksa önce adam gibi Devlet olup siyasi çözümü üzerine mi oturtmak gerekir?”
Cümlenin içine Eğitimi de koyuyoruz, Sağlığı, Tarımı, Turizmi, KTHY’larını, Trafiği ötesi bilumum işlevsel Devlet sektör ve kuruluşlarını da. Ki mantık önce adam gibi Devlet diyor.
MESELA: Arkadaşım Özer yine Amerika’da. Üstelik bu kez Belize’ye (eski Brtish Honduras’sına) on beş günlük tatile de gitti. E-posta ile fotoğraflarını gönderdi. Telefonda konuşurken de şunu söyledi: “Ne zaman dış ülkelere gitsem KKTC’de ne kadar kirlendiğimi anlarım. Çünkü bu gezilerdedir ki temizlenip ak pak olduğumu hissederim!”
İlginç teşhis fakat doğru çünkü ben de ne zaman sınırlarımızın dışına çıksam, yahut saysam dördü geçmemesine karşın Güney’e gidip gelsem ayni duyguları yaşarım. “Niçin oraları öyle de buraları böyle” acısında!
Kaçının siyasi çözümsüzlükle ilgisi vardır ki? Kaçı sorun oluşlarından kurtulmaları için hacimli bütçeleri gerektirir?
Buna karşılık bir daha bakın Devlete! Neresi çalışıyor diye sormaz mısınız? Dün Reşat Akar refikim Köşesinde şu kaçak işçiler sorununu işlediydi. Bir af çıkardılar evlere şenlik. Ki affedilmeden “kaçak” olarak çalışmanın en sağlıklı yöntem olduğunun ispatında. İşçiyi yurt dışına hem de boğazına basıp milyar parasını söğüşleyerek göndermek zorunda bırakacak, sonra yurda dönüş yaptırtarak “işçi” diye kaydını yapacaksınız! Pekala “ben kaçağım, afdan yararlanmak isterim” diyerek ilgili mercilere müracaat etmek gibi basit ve akılcı bir yöntem varken neden böylesi karmaşık uygulamaya gidilmekte? Hazineye para pompalamak, insana zulüm yapmak için mi? Yoksa “ne büyük ve ciddi Devlet” olunduğunu ispat etmek için mi?
Bu Devlette Özer’in dediğince “temiz” kalmak mümkün değil. Kezzapla yıkansanız da!