Eğer bir siyasi kazaya kurban gitmezse bundan sonrası için bileceğiz ki çözüm “iki kurucu Devlete ve siyasi eşitliğe dayalı, iki bölgeli, Türkiye’nin etkin garantisini içeren bir federal sistemdir.”
Sn. Talat’la görüşen Gül bu hedefi bir kez daha vurguladı. Öte yandan yeni Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ daha net bir görüşle KKTC’nin gerçek olduğunu, Garantör ülke Türkiye’nin kabul edebileceği bir çözüm ortaya konulmadan sorunun çözülemeyeceğini söyledi. Dolayısıyle şimdilerde çok daha rahatlıkla, “işte ulusal çözüm ilkemiz bunlardır” diyebiliyor ve görüşmelere taşıyacağımız Kırmızı çizgilerimizi daha net ortaya koyabiliyoruz. 1. Olası çözüm için KKTC’nin Hristofyaslı Rum liderliği tarafından siyasi ve hukuki anlamda tanınması gerekmektedir. 2. Zaten iki Devlete dayalı olacağından kaçınılmaz olacak, kesinlikle siyasi eşitlik gözetilmeli, Gül’ün de vurguladığınca 1960 KC’i üniter Devlet hatasına düşülmemelidir. 3. Türkiye’nin garantörlüğü Kıbrıs Türk halkının da vazgeçilmezidir, olmazsa olmazları koşuluna girmektedir. Ne var ki bundan sonrası için “işte açık ve net çözüm politikamız” diyebileceğimiz ulusal birlikteliği yakalayacağız, yine birileri düğmeye basmış, o hayali
globalizm hortlatılmaya ve barış adına ahkâm kesilmeye başlanmış! NEDİR BU YENEN HERZE: Daha düne kadar CTP hükümetini töhmetin altına sokup susuz sabunsuz yıkayan, yapım değil yıkım getirdiğini söyleyip eylem ve grevlerle protesto eden, Reformlarına karşı çıkan, zamlara tepkilerin en büyüğünü koyan “kuyrukçularla yandaşlar” topluluğunun referandum arifesi dönemlerini hatırlatan şu “barış için Birleşik Kıbrıs oluşturma” kampanyaları neyin nesi olmaktadır?
Çünkü hareketin kapsamında bırakın, “Kıbrıs Türk-Rum halkı yoktur, Kıbrıslı vardır, ortak vatan Kıbrıs’tır, çözüm olursa tek egemenlikli olur” politikalarında debelenen bizim malum çevrelerin CTP patentli Sol kuyrukçularını; bu kez Güney’in örgüt ve partileri de vardır. (Tabi sormuyoruz. Bu yeni kampanyanın finansmanı nereden kayaklanıyor, ceplere ne kadar yuro dolar konuyor, hangi mutfakta pişirilip kortarılıyor. Bakarsınız bir süre sonra bir Karen Foog daha çıkar deşifre eder, öğreniriz!)
Amma ve lakin 1 Eylül barış gününü fırsat diye kullanıp bir mum da siz yakın diyenler halka dağıttıkları bildirilerini bakın nasıl süslediler: “Yaşasın barış ve birleşik Kıbrıs için ortak mücadelemiz. Yaşasın Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs halklarının kardeşliği. Yaşasın tüm mevcut askerlerden ve silahlardan arındırılmış birleşik Kıbrıs…”
Var mı içinde “liderlerimizi desteklemeliyiz” denmesine karşın Sn. Talat’la Gül’ün mutabakata vardığı iki kurucu Devlete ve Türkiye’nin garantörlüğüne dayalı çözüm şekline “en azından” diyeceğimiz bir destek kırıntısı?
PEKALA SORALIM: 3 Eylül’de başlayacak Talat-Hristofyas görüşmesinde eğer kapsamlı çözüm şekli masaya gelirse Rum tarafı, AB ve de Amerika tarafından hangi “Türk’ün görüşü” siyasi referans olarak kullanılacaktır?
Talat’la Gül’ün dolayısıyle Türkiye ile Kıbrıs Türk Cumhurbaşkanlarınınki mi yoksa adı Kıbrıs Barış Platformu olarak konmuş Türklü Rumlu örgütün mü? Ki içinde “askersizleştirme” de vardır birleşik Kıbrıs efkârında ortak vatan Kıbrıs tasavvuru da! Görürüz iltifatlar kime yağar, kimler barışa ve çözüme ihanetle suçlanır! Neyse ki hâlâ son söz, Başbuğ’un da söylediğince Ankara’nındır. Dolayısıyle içimizdekilere değil, oraya bakıyoruz.