Dünkü Talat Hristofyas görüşmesinin en azından ortak açıklamasını bekleyip hâlâ gündeme sokamadıkları “kapsamlı” lakaplı ve arızalı prosedürün ne olduğunu bekleyip de yazmak vardı; “nesini” deyip bildiğimizi yazmak da.
İkincisi makbulüm oldu çünkü Kuzey kutbu eridi ada haline geldi, yeni deniz yolları açıldı, fakat Kıbrıs siyasi sorunundaki ayrılıklarla gayrılıkları eritmek mümkün olmadı. Bundan sonra da eğer Rum’un korkusu izale edilmez, Türk’ün varoluş istenci siyasi ve hukuki güvenceye bağlanmazsa çözüm olmaz. Olmayan duaya da amin denmez!
ŞİMDİ LAFLARIMIZI AÇALIM: Öncelikle şu “TC’nin garantörlüğü” sorunu. Rum “asla kabul edilemez” diyor. Bizim Taraf ise “olmazsa olmazı” çakıyor. Neden? Rum o garantörlüğün hışmına 1974 Barış Harekâtı ile uğradı. Bir daha Türkiye’nin eline zamanı zemini geldiğinde kullanacağı böyle bir silahı vermez.
Türk ise bizzat yaşadı. Eğer Türkiye’nin garantörü olmasaydı çoktan kıyım kıyım kıyılır, Rum’un egemenliğine düşerdi! Her iki halk “korkudan ve güvensizlikten” sarılıyorlar bu garantörlük olayına.
İKİNCİSİ ŞU: Rum için siyasi eşitlik hem ideasına hem de nüfus ve mülk çoğunluğuna aykırı. Diyor ki “yerleşikleri çıkardınız mı nüfusunuz hadi olsun yüz yirmi bin. Mülkünüz ise benim mülküm. Neyin siyasi eşitliği?”
Ya biz ne diyoruz? “Siyasi eşitlik olmazsa üzerimize Rum’un egemenliği serilir, ezilir gideriz. Mülk olayına gelince. “Yarım asırdır Türk halkının hayatını hakkını çaldınız. Kuzey’e keyfimizden gelmedik, siz saldırdınız bir kaçtık. Ne mülk sorunu kaldı ne de nüfus. Ortada Kuzey Güney gerçeği var. Kaldı ki bir gün o mülk sorunu gündeme geldikte bıraktıklarınızın üzerine yaptıklarımızı ödeyemezsiniz…”
VE BU MİNVAL ÜZERE görüşmelere devam! Ki içinde “hele bunu hiç kabul etmez” dediğimiz iki kurucu devlete dayalı çözüm önerisi var ki Rum’da asap bırakmadı!
Pekala ne olacak. Görüşmeler devam edecek. Bakarsınız çözüm de olur, biz de utancımızdan yerin dibine kaçarız!
PİSLİK DERYASI OLAYI
Vakti zamanında ve yıllar önce Girne’ye ilk gelişinde Ajda Pekkan da söylediydi. “Güzel memleket ama pis!” Son zamanlarda herkesler söylüyor, bilim adamı Vamık Volkan bile! Eee, kim kirletiyor öyleyse bu memleketi!
Hep ayni sorun. Herkes kirletip pisleştiriyor, sonra herkes kirlettiği memleketin pisliğinden şikâyet ediyor! Kentle köyler, sahiller ormanlar, dağlar taşlar pis!
Nedenini çok düşündüm. Geçmişlerde Mehmetçik’te futbol oynanırken seyirciler faül yapıldı mıydı “vur re de bizden değildir” derlermiş. Laf Mağusa’da darb’i mesel olduydu. Yani kendinizin saymazsanız içine de edersiniz, kirletirsiniz de! Tabi artık buna “eğitim ve bilinç” demek de abes. Çevreyi temiz tutmak gerektiğini bilmek, hele bu halk için hâlâ eğitim ve bilinci mi gerektirir. Baluba kabilesi midir ki?
Olay “benim olmayan” üzerine oturmuş tutum. Asıl kirlilik de işte bu kafalarda. Ki içinde bırakın Devlete sahip çıkılmasını, “yıkalım gitsin” virüsü var. Kaldı ki siyaset de ispatını çakıyor. Rum’un malı diye başlayan düşünce, alanlar çeksin gaileyi diye uzuyor. Kirletilen “vatan” değil, bir gün nasılsa gidecek denilenler. Üzerine bu kadar yamalama ve eğreti oturulan topraklar da ancak bu kadar temiz olurlar!