“Görüşmelerin enteresan” denilecek bir yanı kaldı mı? Tarafların hergün biraz daha dikleştiğini görmekten başka. Kartlar açıldıkça restler hem çoğalıyor hem ucuzluyor.
Ha, vardır bir enteresan yanı. Nev’i şahsına münhasır siyasi çözüm oluşu. Aradık taradık ne İsrail Filistin’e benziyor ne Keşmir’e. Ne Osetya örneğine sığıyor ne Bosna’ya. Ne Çekoslavakya’ya emsal olacak umudu taşıyor ne Karabağ gibi kara bahtlı oluyor…
Biri Kuzey’de diğeri Güney’de fakat “ayakları” zırt pırt hem Güney’de hem Kuzey’de al gülüm ver gülüm iki halk ilişkide amma ve lakin işte anlaşamıyorlar!
Çünkü Türk Kuzey’inden memnun Rum Güney’inden. Birisi nasılsa meşru Devlet Kuzey’den ne kapacağının hesabında, öteki tanınmamış Devlet Güney’i nasıl kandırıp tanınmışlık sağlayacağının siyasetinde! Fark da bu kadar işte.
KAPSAMLI GÖRÜŞMELER BAŞLASIN: Başladığı yerde kopacak! Eğer geçen günkü Talat-Hristofyas görüşmeleri ardından yapılan açıklamalara kulak verip ciddiye alırsanız tabi.
Nitekim Sn. Talat gitgide sertleşiyor çünkü “kızıyor.” Doğrusu kızmak da yakışıyor kendilerine. Yumuşak atın çiftesi pek olur ya sandıktaki öteki yüzünü çıkarıyor ve diyor ki “Kıbrıs Türk halkının adadaki haklarından vaz geçmeye hiç niyeti yoktur.”
Yeter mi? O haklar daha masaya oturmadan ta başından koşul olması gerekirdi ama daha yeni yeni ve taksit taksit Kırmızı çizgiler haline geliyor. Hristofyas’ı da bunlar çıldırtıyor çünkü kapsamında TC’nin garantörlüğü de var iki kurucu Devlete dayalı çözüm de. Zaten iki kurucu Devlet demek siyasi eşitlik demek olmalı. Ve geçen gün liderler konuşurken bir adım daha öne çıkarak çözümün mihenk taşına vuracak şeklini tarif ettiler.
Sn. TALAT’INKİ BELLİ. Erdoğan’ın adaya gelişinde kendilerine dikte ettirildiğinin tıpa tıp aynisi. Siyasi eşitlik, iki kurucu Devlete dayalı ortaklık ve tabi TC’nin devam edecek garantörlüğü.
Hristofyas “pöö” diyor. 1977 Doruk Anlaşmaları bile büyük ödündü. Çözüm “iki Devlete dayalı değil, iki topluma dayalı ortaklık esasında olacak!”
YANİ: Yanisi yok. Rumcadan tercüme edilirken aslında “iki toplum” mu yoksa iki “halk” mı dedi bilmiyoruz. Çünkü böylesi bir lafın Hristofyas patentli politikasında “Rum halkı ile Türk toplumu” olmalıdır. Utanmasa Türk halkına “Cemaat” bile diyecek! Artı çok açık seçiktir ki Hristofyas için çözüm, varolan Güney’deki Rum Devletine tanınmamış ve işgal altında olan Kuzey’deki Türk “toplumunun” ortak olarak iltihak etmesidir…
…İşte şimdilerde anlayacağınızla anladığımız budur. Hâlâ görüşmelerde umut var deniyorsa “mucizelere” inanıldığındandır. Ki biz de inanıyoruz. Bir gün BM’lerle AB’nin “Kıbrıs’ta iki Devlet vardır” diyeceğine! İşte o zaman Hristofyas’lı Rum ayvayı yiyecektir. Bugüne kadar yediğince!