‘KKTC Pasaport’ harcı eğer yeniden düzenlenmezse...
Özellikle Cumhurbaşkanı Talat ve Başbakan Soyer’e seslenmek istiyorum buradan...
Her gün, yüzyüze ya da telefonla yaptığım onlarca görüşmeden aldığım dersle...
Cumhurbaşkanı Talat, önceki gün medyaya yansıyan röportajında şu ifadeleri kullanmıştı:
(...)<<... “’ ’Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sağladığı tüm hakları sınırsız kullanmamız lazım’ düşüncesi; Rum tarafının aleyhimize kullandığı birçok hususu kısıtlama getirmeden, hatta ‘inadına’ anlayışıyla kullanma eğilimi ciddi boyutlara vardı. Örneğin ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ pasaportu... Türkiye’nin kendi uygulamalarını, mevzuatını sorgulayacak, meydan okuyacak hale geldik. ‘Kimlikle girip Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportuyla çıkacağım’ diye meydan okuyoruz...! Bir parti liderimiz ‘insanlar KKTC pasaportu çıkartsınlar diye yapıyorsunuz bunu’ diyebiliyor... KKTC pasaportu almayı ‘zül’ olarak takdim edebiliyor... Pasaport alınmasına karşı bir duruşum elbette yok ama ‘izolasyonlar nedeniyle mecburum ve alıyorum’ demek başka, bunu övünç kaynağı yapmak başka... İzolasyonların kaldırılması mücadelemizde bunun ve benzeri konuların aleyhimize kullanıldığı bilinmiyor mu!...”>>>
Sayın Cumhurbaşkanı!...
Sayın Başbakan!...
İnsanımız şu hesabı yapıyor, “Eğer KKTC Pasaportu çıkartırsam kaç para... Eğer Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportuna Türkiye’de vize alırsam sadece 10 EURO!..”
Bunu anlamak gerek.
Çünkü ve ne yazık ki, “kullanım” ve “geçerlilik” alanına göre, KKTC Pasaportu “ateş pahası”...
Sadece Türkiye’de geçerli bir pasaporta bu kadar yüksek harç istemek, insanlara “Bu pasaportu kullanmayınız” demektir!
Hele de yurt dışına giden kafileleri düşününüz...
Onlarca kafile yöneticisi aradı beni,
“Çocuklara Türkiye’de Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu için vize alırsak sorun olur mu?” diye soruyorlar
Niye?
Çünkü kelle başı 10 EURO’dan hesap kapanacak.
Oysa KKTC Pasaportu için 200 liradan fazla para istiyorlar, her biri için...
Yani!..
Devletin de yurttaşına karşı daha ‘insaflı’ olması lazım.
Böylesi ‘kritik’ bir konuda...
“Meydan okumaması” lazım
Umarım bu uyarım, dikkate alınır!
Güneşköy’den gelen bir mektup
Ağlamayan çocuğa meme var...
Güneşköylüler’in 2 Ağustos tarihli gazetelerde Güzelyurt Belediyesi’ne karşı sitemlerini okudum ve üzüldüm. Üzüldüm çünkü 2006 yılında kendilerine bazı sözler verilmiş de bugüne kadar yerine getirilmedi diye şikayet ediyorlar.
Dostlarım üzülmesinler yakın zamanda oralara sıkı bir çalışma başlayacaktır. Alıştık artık. Gözle görülen hareketler, vatandaşın da gözü boyanır.
Bu nedenle Güneşköylü dostlarım şikayet etmeden önce bir geriye dönüp baksınlar.
2006’ya kadar ne oranda hizmet almışlardı? Yaklaşık 14 ay sonra sitem ediliyor. Eğer seçim zamanı onu yapacağız bunu edeceğiz diye yapılan vaatlere oy verirsek sonunda gazete köşelerinde sitemlere başlarız.
Belediyecilikte vaatler değil, projeler konuşulmalıdır. Projeler, belediye sınırlarının tümü içerisinde geçerli olmalı, bir bütünlük arzetmeli ve periyodik süreler içerisinde tamamlanmalıdır.
4 yılın sonunda yapılanlar değerlendirilip sandığa öyle gitmeliyiz. Fakat bizler, 4’üncü yılın sonunda seçimlere birkaç ay kala yapıları dikkate alıyoruz ve ‘keşke her zaman seçim olsa’ diye söyleniriz. Bu hareket bizlerin gözünü boyamadan başka bir şey olmasa gerek. Aslında boyuyor da değil mi?
İşin kolayı Güneşköy’e gidip sizlere bunu yapacağım demektir.
Şimdi ise eylemden bahsediyorsunuz. Ne olacak, iki dozer gelecek bir temizlik harekatı yapılacak, gözler boyanacak. Bir müddet sonra bir şeyler daha yapılacak.
Günün sonunda işte bizler öncü olduk ve işlerimizi yaptırdık. Diğer tarafta vatandaşın işlerini yaptım diye seçimlerde propagandasını yapacaktır. Oysa bunlar belediyenin asli görevleri arasındadır.
Hani bir söz vardır (ağlamayan çocuğa meme yoktur) diye fakat ben bunun tersini savunuyorum. Hangi anne çocuğunu açlıktan ağlatabilir ki?
Bir vatandaş
[Not: Sevgili Cenk ismim yanında kalsın. Lütfen.]
Uhh!
“CTP – ÖRP Hükümeti bu ülkede hastaneleri öyle bir konuma getirdi ki, saatlerce bekleyeceksiniz , bu beklemenin ardından muayene olacaksınız, bu da yetmeyecek, bir de aynı doktora gidip para ödeyerek özel klinikte muayene olacaksınız.”
Bu sözler kime ait biliyor musunuz, UBP Başkanı’na!..
İnnallahımmessabirin!..
UBP naptıydı ya sayın Başkan, UBP naptıydı?
YÖDAK Başkanı ne zaman atanacak?
Kıbrıs’ın kuzeyindeki en önemli sektörlerden biri, ÜNİVERSİTELER!..
Bu üniversiteleri denetlemek ve belirli bir disiplin altında işleyişlerini sağlamak için de “Yüksek Öğrenim Denetleme ve Akreditasyon Kurumu” (YÖDAK) kurulmuş!..
Gerçi, lafın sahibi kim bilmiyorum ama “Üniversite disiplinsizliktir” diye de buyurmuş birileri...
Eğer öyle olursa, “diplomalı cahil cenneti”ne doğru gideceğiz, farkında değil kimse...
Nereye getireceğim lafı...
YÖDAK Başkanı yaklaşık 8 aydır yok!..
Yani bu kurum BAŞSIZ!..
Üstelik çok değerli bir üyesini de kaybetti, Prof. Tahiroğlu hocamızı da rahmetle analım yeniden...
***
Niye bir ‘baş’ atanmıyor hala?
Acaba “nasılsa denetleme şansımız yok diye” mi dersiniz?
Merak ettim de!..