Yapışık kardeşler!.. Ve bizim SİRK
Yapışık insanlar!.. Yani ikizler...
Ama “bildik” ikizler değil, bir “sevdalı” ruhunu, bedenlerinde şekillendiren, yapışık kardeşler…
Tek bir bedende, birbirlerine bağlı olarak dünyaya gelen dünyanın “mucizevi” eserleri...
Kimine göre şanslı; kimine göre talihsiz , işin aslı “zor” hayat hikayeleri...
* * *
Bu “yapışık” kardeşleri bilirsiniz.
Peki, neden “Siyam ikizleri” olarak anılırlar, onu da bilir misiniz?
Eğer Sunay Akın okusaydınız, bilirdiniz, hele de “Ayçöreği ve Denizyıldızı”nı !..
Ayçöreği ile “ay” denizyıldızı ile “yıldız”ı anlatır Akın!..
Bayraktaki “ay-yıldız”a gönderme yaparak.
Çünkü, bayrağın rengini “kan”dan aldığı anlatımına isyan eder; “Biz kan sevici gansterler değiliz” diyerek...
* * *
Siyam ikizlerine dönelim biz yine...
Chang ve Eng, sirk dünyasının unutulmaz ikizleridir.
1811’de Siyam’da doğan kardeşler “Siyam İkizleri” olarak anılırlar, bu yüzden!..
Chang ve Eng’in gösterilerinde biletler günler öncesinden tükenir çünkü “bedenleri birbirine yapışık” kardeşleri izlemek için sıraya girer insanlar...
* * *
Bacakları ayrıdır iki kardeşin ama gövdeleri birleşik.
İki baş, tek gövde, ayrı bacaklar...
Ve çok farklıdır zevkleri...
Biri alkolik, ateşli, öteki olabildiğince uzak içkiden, gerilimden, sessiz ve sakin...
* * *
Siyam İkizleri evlenir de...
İki kızkardeşle...
Ve tek bir evde, 21 çocukla yaşarlar, hep birlikte...
* * *
1874 yılında bronşit olur Chang, 63 yaşında...
Ve ölür...
Eng de aynı gün can verirken, doktorlar ilk ölüme “bronşit” teşhis koyar, ikinciye “korkudan” derler sadece...
* * *
Dünyanın dört bir yanında, sonraki yıllarda dünyaya gelen ‘yapışık kardeşler’ de hep SİYAM İKİZLERİ olarak anılır...
Pekçoğu bu bedensel özellikleri ile de reklam ve gösteri dünyasının yıldızları olur genelde...
Ama “doğmamış” ve “ölü” yapışık kardeşlerin “reklam aracı” olduğu ülke, dört yanı deniz küçük bir adadır: Kıbrıs
Lefkoşa’da bir doktor, kendi reklamı için “anne karnından aldığı” bebekleri..
Yani minik ve cansız bedenleri…
Tüyler ürperten ve yürek burkan bir manzarayla objektiflere sunmaktan kaçınmaz...
Bir gazetemiz de yayınlamaktan çekince duymaz, ‘soluksuz ve nefessiz’, yapışık bedenleri...
* * *
Bazen “vicdansızlar sirki” de kapalı gişe sunar gösterilerini !..

Böyle ‘kapak’ olur işte!
Gündemde seçim yok, ‘anketi’ var!
3 Eylül’deki kapsamlı müzakerelere doğru geri sayıma başlarken ve hepimiz heyecanla beklerken…
“Kıbrıs sorununu çözelim artık, Kıbrıs’ta kucaklaşalım, dünyayla kucaklaşalım” diye iç çekerken bir yandan…
Kimileri ‘seçim’i alıyor gündemimize…
Ortada ‘seçim’ olmasa da, anketleri var şimdilik.
Kıbrıslı gazetesinde okuduk önce bir anket…
Dün de UBP’nin KADEM’e yaptırdığı anket paylaşıldı toplumla…
UBP’yi anlıyorum, “içe dönük bir propaganda” çalışması aslında amaç…
Eroğlu’na karşı, Ertuğruloğlu hamlesi…
* * *
KIBRISLI, “kararsızlar seçimin galibi” demişti…
UBP’nin KADEM’e yaptırdığı anket de “kararsızlar”ın zaferiyle sonuçlandı.
Birinde CTP, diğerinde UBP birbirini geçiyor.
Ama kararsızlar tümünü geçiyor.
Şu günlerde, yüz anket daha yapsanız, “kararsızlar” kazanır, çünkü…
Ne seçim tarihi var ortada, ne adaylar belli, hatta, partilerin ‘genel başkanları’ dahi ‘belirsiz’ henüz.
* * *
Elbette her anket, bir “nabız” ortaya koyması açısından önemli.
KADEM Direktörü Muharrem Faiz’le de biraz konuşma fırsatı buldum, belki yarın biraz daha fazla irdelerim anketi…
* * *
KADEM anketinde şu noktaya dikkat çekeyim sadece!..
875 kişiyle görüşülerek hazırlanmış anket.
Çok konuşulacak soru, “Bugün seçim olsa kime oy verirsiniz” doğal olarak.
Ve en yüksek oran, kararsızlar…
- 276 kişi KARARSIZIM demiş. (% 31.6)
- 199 kişi UBP’ye OY VERİRİM demiş… (% 22.8)
- 149 kişi CTP’ye OY VERİRİM demiş…( % 17)
* * *
Sonra, benim yıllardır anlamadığım bir “dağılım”la, kararsızları tüm diğer partilere bölüştürüyorlar, “oransal” bir tabloda…
Bir bakıyorsunuz UBP gelmiş % 40’lara…
Yahu, ankete katılan sekiz yüz yetmiş beş insandan, sadece yüz doksan dokuzunun “oyumu veririm” dediği bir parti, nasıl oluyor yüzde 40 bir anda…
üstelik “kararsız” insanların en fazla da “muhalefete güvenmiyorum” dediği bir ortamda…
Muharrem Hoca’ya soruyorum, diyor ki, “Kararsızların dağılımı konusunda her türlü yoruma saygı duyarım. Ve bu dağılım partilerin performansına göre değişir. Doğru olan, anketin hem ana sonucunu, hem de kararsızların dağılımı ile oluşan sonucu birlikte yayınlamak..”
* * *
Bence en açık sonuç, ahali kararsız…
Seçim için de Kıbrıs için de gelecek için de kararsız...
Esas bunun sebebini anlamamız gerekiyor aslında….
Kağıttan martılar
Origami, kağıt katlama sanatına verilen isimdir…
Uzak Doğu'ya özgüdür genelde…
Ve kağıttan, neler neler yapılır!..
* * *
Bizim çocukluğumuzda, ilk öğrendiğimiz kağıttan uçak yapmaktı…
Bir de gemi…
Neden acaba?
Düşünüyorum da, savaşın bizlere bıraktığı bir 'bilinç' altı olarak mı yerleşti, parmaklarımızla beynimiz arasına…
Çünkü uçaklar uçtu!..
Gemiler çıktı sahile….
'Çıkarma' anıları süsledi, nice Kıbrıslı'nın çocukluğunu…
* * *
Oysa Japon kızı Sadako Sasaki "turnalar" yapardı kağıttan…
Sasaki, ölünceye kadar 644 kağıttan turna yaptı.
Bu kadar çok turnayı, 11 senelik ömrüne sığdırdı üstelik…
11 senede, nice turna uçtu, minik dudaklarından aldığı nefesle…
* * *
Sadako Sasaki, Hiroşima'ya atom bombası düştüğünde 2 yaşındaydı.
1955'te ansızın düştüğünde, atom bombasının insan vücudunda açtığı derin yaralardan, kan kanserine yakalandığı anlaşıldı.
Binlerce 'barış elçisi' arasına yazdırdı ismini…
* * *
Uçakların uçtuğu, gemilerin
çıktığı bizim sahillerde, turnalar olmadı pek!..
Ve 'savaşların' olduğu her coğrafyada, tetiği çekenler ve bombayı bir ölüm topu gibi yeryüzüne bırakanlardan çok, "barış elçileri" hatırlandı, yıllarca!..
* * *
Bir kağıt alın şimdi elinize…
Ve ne olur, 'uçaktan gemiden silahtan' başka bir şekil öğretin çocuklarınıza…
Hani deriz ya…
- Biz yaşamadık, onlar yaşasınlar diye…
Sizin, kimi yaşadıklarınızı da yaşamasın, çocuklarınız!..
Savaşları mesela...
* * *
Belki, bir 'martı' uçururuz, yakın doğudan uzak doğuya…
Sasaki bakıp da gülümser bize…
[ce_mu]
E-POSTA
Hastaneler ve refakatçiler
Sevgili Cenk. Benim dikkat çekmek istediğim konu hastahaneler Hastanelerde refakatçi adı altında gayri resmi bir oluşumun olduğunu zannediyorum.
Hastaneye yatan refakatçi ihtiyacı olan bir hasta yakını anında 120 YTL karşılığı
gecelik refakatçi bulabiliyor. Hatta bu refakatçiler bir gecede iki üç hastaya dahi bakabiliyor .Yani bir gecede 360 YTL kazanırlar. Hastane yönetiminin bu refakatçilerdan haberi var mı? Bu insanlar denetlenirler mi? Benim merak ettigim husus bunlardan vergi alınır mı?. Yani kayıt
altına alınmışlar mı?
Turhan Ilgar