‘Ten’den ‘tin’e
Tenden ‘tin’e uzanır öyküler...
Ve vardır herkesin, dört duvar arası bir gizlisi, bir saklısı !..
Arka sokağı vardır düş bahçesinin, kiminin binbir gece masalı, kiminin bir ‘solukluk’ zamanı...
* * *
Oysa hayat ‘akıllı uslu’ çocuklar olmayı ister sizden...
Ne fayda ki, ‘us’a sığmaz sevdalar...
‘Us’lanmaz gönül...
Kimi anlar ortaçağdan kalma bir romantizmin eli yapışır, yakasına...
Kimi, anca hayallerde gezinir...
* * *
Herkeslerden uzak ama ‘yakın’ olmak ister, kendine...
En fazla da kendine ‘yakarır’ zaten, “al beni, götür, gittiğin yere...”
Yoksa ‘yalnızlığına’ isyan eder koca bir yürek, taşımaz sizi...
Ki yalnızlık, en fazla da ‘kalabalıklarda’ koyar insana...
* * *
Uçabilmek, hesapsız ve kitapsız...
Ve sorgusuz...
Ve sahipsiz...
Araya 'engeller' koymadan... ve 'çekinceler'... Ve pozisyonlara boğulmadan...
“Saklı tutmadan” yaşama hakkını!..
* * *
Her birimizi çevreleyen ve adını koyamadığımız ya da koymaktan sıkıldığımız,
korktuğumuz, anlatamadığımız bir zırh, yüreğimizce yaşama hakkımızı 'saklı' tutuyor çoğu zaman....
Henüz adı konmamış, hayata dair ve yazılı olmayan ana/babayasaların da, "toplumsal baskı" dedikleri kalıpların da, "sahiplenmeler" ve "konumlamaların" da canı cehenneme gider tez zamanda, umarım....
Ve eğer varsa 'cehennem' bu insanı insan yapmaktan uzaklaştıran tüm 'ne nerede ne zaman' istem dışı belirleyicilerini misafir eder de, işte o zaman 'cennet', saklı tutmadığımız ve 'an'ların kıymetini bilerek 'sorgulamadan' yaşadığımız zamanların toplamında” şimdiki hayatın” kendisi olur...
* * *
Çünkü 'karbon kağıdı' arası ömürde, yeterince ‘saklarsınız’ kendinizi...
Ve o kadar çoktur ki “saklı kalsın” dediğiniz haklarınız...
Gün gelir, boydan boya ‘karbon’a boyar düşlerinizi...
* * *
Dilinizin çözüldüğü anlarınız olmalı oysa...
Ve dizlerinizin...
Nehir yazılarda buluşan kelimelerin, birbirini öptüğü, birbirine dokunduğu, birlikte çıldırdığı anlarınız...
* * *
Velhasıl...
Işığı yakalamak gerek, kaybolduğumuz kara deliklerde...
Tenden tine uzanan her yol, bir masal yüklü olsa da...
Binbir gece masalı belki, her biri....
Bilmeliyiz ki, masallar da çağın çıkmazlarından nasibini almakta...
* * *
Bir varmış!..
Bir yokmuş!.
Buraya kadar bildiğimiz tekerleme...
Ama aslında, en sonunda mutlaka, “bir yokmuş!..”
Böyle bitiyor hikaye...
O zaman niye artırmıyoruz ki ‘bir varmış’ları...
Bir varmış!..
Bir daha varmış!..
Bir daha...
Niye ha ?!
[ce_mu]
Sanayi Bölgesi’nde ‘okul’ ya da ‘eğitim’ olur mu?
Bir okur şikayetinden yola çıkarak, Çanakkale Ortaokulu yolundaki ‘hurda araçları’ ve ‘yağ’ döküntülerini yazmıştım.
Herhangi bir ‘adres’e özel gönderme yapmadan, eğitime ve çocuklarımıza; ve tabii ki çevreye duyarlılıkla kaleme alınmış bir yazıydı...
Gazimağusa Belediyesi Halkla İlişkiler’den yanıt geldi.
Öncelikle teşekkür ediyorum, meseleye duyarlılık gösterdikleri, hem yanıt verdikleri hem de şikayet konusu alana giderek inceleme yaptıklar için...
Tabii bu vesileyle, SANAYİ BÖLGESİ’nde okul olduğunu öğrendim...
Olmaz, demeyiniz!..
Böylesi ilginç bir ülkeyiz biz...
Şehrin göbeğine ‘sanayi tesisi’ kurarlar... Lefkoşa’nın en turistik caddelerini ‘marangoz, makinst’le doldururlar... Sanayi Bölgesi’yle iç içe ‘okul’ olur işte..
İyi de, onca gürültü ve sanayi artığı içinde, nasıl başarıyorlar da eğitim yapıyorlar ki!..
Sözü uzatmadan, Gazimağusa Belediyesi’nden gelen açıklamayı sizinle paylaşmak istiyorum.
* * *
· Sayın Cenk Mutluyakalı, 24 Eylül tarihli gazetenizde bir okuyucu ihbarı olarak sözünü ettiğiniz Çanakkale Ortaokulu civarındaki durum hakkında sizi ve okuyucunuzu bilgilendirme gereksinimi duyduk.
· Bahse konu bölge Gazimağusa Küçük Sanayi Bölgesi içinde yer almaktadır. Okulun karşı komşuları arasında Makinist, Marangoz, Valiz Fabrikası ve iki de mağaza yer almaktadır.
· Dolayısıyla okul bahçesinin sınır duvarı bitişiğinde yer alan park şeridi genellikle bu işyerlerinin müşterileri tarafından kullanılmaktadır.
· Hem yazınızın yayımlandığı gün, hem de bugün yaptığımız incelemede sözü edilen hurda araçlara bizler tanıklık edemedik. Ancak bölgenin Sanayi bölgesi olması nedeniyle genel dokusu gereği, Gazimağusa'nın genelindeki temizlik düzeyi ile uyumlu bir durum olmadığı bir gerçekliktir.
· Belirtmek gerekir ki, Sanayi Bölgeleri'nin asıl sorumluları belediyeler değil, Ekonomi ve turizm Bakanlığı'na bağlı Sanayi Dairesi'dir. Bölgedeki trafik düzeninden de ülkenin diğer bütün noktaları gibi PGM Trafik Müdürlüğü sorumludur.
· Bizler Gazimağusa Belediyesi olarak kentimizdeki her noktanın çağdaş gereklilikleri bünyesinde barındırmasını temin için çaba sarfetmeye devam ediyoruz.
· Ancak bunun mutlak başarıyla sonuçlanabilmesi için kamu yaşamını düzenleyen bütün unsurların görev ve sorumluluklarını eş düzeyde yerine getirmesi gerekmektedir.
· Duyarlılığınız için teşekkür eder, yazınızda da belirttiğiniz üzere, takibinizde olmaktan mutluluk duyacağımızı bilgilerinize getirir, çalışmalarınızda başarılar dileriz.
Gazimağusa Belediyesi Halkla İlişkiler Birimi
[Demek ki Sanayi Dairesi’ne ve Trafik Müdürlüğü’ne de bu okulumuz çevresinde gerekli düzenlemeleri yapması için sorumluluk düşüyor... İletiyoruz!..]
Limandaki işçiler!
Uluslararası ‘gemi ve liman güvenliği’ sistemi için kamuda işe alınan ama “4 yıldır hiçbir iş yapmayan” personelin durumunu yazmıştım dün, bizzat çalışanların birinden gelen mektupla...
Diğer çalışanlar adına Mevlit Keskiner aradı ve “limanın beslemeleri” benzetmesini, “hiçbir iş yapmadıkları” iddiasını reddetti...
“Her sabah mesaimize geliyoruz ve amirlerimizin verdiği çeşitli işleri yapıyoruz” dedi.
Umarım, “işe alınma” nedenlerine uygun “gemi ve liman güvenliği”ne yönelik “ana görevlerini” de yapmaya başlarlar...
Böylece, “adama göre iş” yerine “ihtiyaca göre istihdam” gerçekleşmiş olur; uluslararası standart da limanlarımıza taşınır.
Güler yüzle!
Başbakan’ın kamu personeline ve özellikle üst düzey yöneticilere yönelik toplantılarını çok önemsiyorum.
Başbakan Soyer, kamuda yöneticilerden “Yurttaşa yönelik süratli ve en iyi himzeti vermesini” istedi.
Sanırım buna bir de “güler yüzlü hizmeti” eklemek gerekiyor.
Bir de, özellikle bürokratların, daha fazla yurtaşla iç içe olması... Yani herkes, odalarına kapanmış gibi bir görüntü var...
Yurttaş, bürokrasi altında ezilmeden ve “güler yüzle” kendilerine yardımcı olunmasını istiyor.
Kamu görevi de sanırım böyle bir şey!..
Hani, şu anda Cumhurbaşkanlığı makamında oturan sayın Talat’ın meşhur bir lafı vardı, geçmişte:
“Yurttaşın hizmetkarı olacağız...!”
Bir de durmaksızın, aynı belgeleri talep eden “kaplumbağa bürokrasisi”ni değiştirmek şart.
Bir işlemi yapana kadar, on devlet dairesini gezmeniz, her adımda aynı ve benzer belgeleri yeniden almanız, imzalatmanız, onaylatmanız gerekiyor. O kadar çok “tekrar” işlem var ki, sırf “kitabına” uysun diye!..
Umarım, kamu yönetimine dair bu tür toplantılar sürer, pratikte de yeni kararlar üretilir...