|
Solda güneş yükseliyordu, güneye giderken! Kıbrıs’ın güneyine çok fazla geçen biri değilim!.. Yılda bir birkaç günlük Trodos tatili; mevsimden mevsime de biraz giyim kuşam turunu saymazsak. Hele “yem yeycek” alışverişim “hiç” denecek kadar azdır gerçekte. Oysa “maydonoz”u dahi güneyden almakla “övünenler” de bilirim!.. * * * Tatil için tek günlük fırsat anca oluyor genelde… Ve çoğunlukla, cumartesi… O da anababa kardeş ziyaretine, Girne’ye düşüyoruz yolumuz. Ama bayram tatili fırsatıyla anababa İzmir’e uçunca, kardeş de balayına kaçınca, “solda güneş yükseliyordu, güneye giderken” şarkısıyla koyulduk yola!.. * * *
Saat 12.47’de kuyruğun ucuna takıldık, Kermia’da… Güneye geçtiğimizde, 13.40’ı kovalıyordu akreple yelkovan!.. Yani bir Ankara… İki Antalya yapardık bu sürede … * * * Ama öyle söyledikleri gibi “gümrük memurlarını artırsalar” falan değil mesele… Çünkü, “göstermelik” kayıt işleminde hiç beklemiyorsunuz ki!. En fazla bir dakika sürüyor işlem… Sorun şu ki, o daracık geçişte, hiç işlem olmasa dahi, o kadar çok araba yığılınca, kuyruk kaçınılmaz. Çünkü geçiş yolu “çift şerit” başlıyor ama… Tam “sınır”da “tek şeride” düşüyor ve işlemler de bu tek şeritte sürüyor. Hem çift şerit gelen araçların yek yola geçişinde keşmekeş oluyor hem de bir anda akış kayboluyor. Yani, hem güney hem de kuzeyde, “çift şerit”le devam etse işlemler ve geçişler, o plastik kırmızı beyaz pijamalı “buba”lar konmasa yolun içine, tek şeride düşmese geçiş, onca insan o kadar dakika eziyet çekmeyecek. Ama böyle bir düzenleme yapılır mı hemen, zor!.. Bir taraf “İnsanlar daha fazla Rum tarafına geçsin diye ne gerek var” diyecektir, öteki de “Ankara’nın talimatı, olmaz” herhalde (!) * * * Tabii işin ilginç tarafı şu!.. Kuyruk, kuzeyden uzuyor genelde … Oysa karşı taraftan, tek tük geliyor araçlar, bir ‘hava’ geçiyorlar hemen!.. Ama bu sonuç da doğal. Dünyanın her yerinde böyle… Her zaman “az gelişmiş”ten “gelişmiş” coğrafyaya akar kalabalıklar … * * * Canı sıkılsa da insanın “kuyrukta” yine de “moral” verici (!) Çünkü bu “barikatlar” ve “geçişler”, bir “nüfus defteri” aslında… Bu araçların direksiyonlarında oturanların tümü, Kıbrıslı !.. “Memlekette tükendik, azaldık” söylenmeleri sonrasında, “kuyruğa” takılınca insan, hem de sadece “Kıbrıslı” kabul edilenlerin geçebildikleri bir ‘köprü’de, gülümsüyor bir an!.. Zaten, insanımızın güneye geçiş “hevesi”ndeki ana “psikoloji” de bu bence … Yoksa ne “o taraf daha ucuz” gerçekte, ne de diğer binbir bahane… Daha “temiz giyimli, bakımlı ve şık” kalabalıklar arasına giriyor, daha bir “Avrupalı” hissediyorsunuz kendinizi… Ve her seferinde, “Kıbrıslı” damarınız kabarıyor ha bire…. Bilinç altındaki gerekçe bu gerçekte... * * * Güneye geçtik ya, “kuyruk”ta kazınınca midemiz, tipik hastalık, Mc. Donalds yemeğe!.. O da ne, yine kuyruk!.. Ve yine Kıbrıslı Türkler… Önümdeki yurttaş seslendi, hal hatır sordu hemen ve gazeteciyiz ya, başladı anlatmaya: “Ben her gün gelirim, tüm alışverişimi de buradan yaparım, benzini bile buradan doldururum arabaya… Daha ucuz değil ama yakıt performansı daha iyi… Yani daha çok yol alıyorsun, buradan koyduğun benzinle…” * * * “Pes yani” deseniz de, işte böyle!.. Ama dikkat ettim, Mc. Donalds’ta örneğin, her ne varsa masanın üzerinde plastik bardak, çatal, karton kutu, tepsi… Tümünün altına bakıyorum, “Made in Cyprus” yazıyor!.. Yani Kıbrıs’ta üretiliyor, kullanılan her bir malzeme… Oysa bizde… “Made in Turkey” genelde… Belki bir detay ama “üretim” toplumu ile “tüketim” toplumu arasındaki fark, bu bence… * * * Yani anlayacağınız, biz, daha çok bekleriz bu kuyruklarda… “Kıbrıs malı” hissetmek için kendimizi, sessizce…
|