Yine kuzey – güney!
Elbette tek ‘kriter’ fiyatlar değil...
Ama YeniDüZEN’in detaylı araştırması sonrası, gerek esnaf odası, gerekse marketler birliğinin yaptığı çalışma “güney daha ucuz” iddialarının “balon” olduğunu destekledi..
Ve daha da ucuz olmalı aslında... Çok daha ucuz...
* * *
Bu tartışmayla ilgili, internet ortamında önemli bir okur oranına ulaşan yazıma,
yorumlar yağdı...
Herkes, çok farklı bir noktadan bakıyor meseleye. Ve fazlaca ‘ön yargı’yla...
* * *
<<İki taraf arasındaki fiyatı tartışırken, kaliteyi de tartışsak daha doğru olmaz mı? Şimdi diyelim bizim tarafta domates daha ucuz ama üzerinde normalin 10 katı kimyasalların, hormonun bana yıllarca vereceği zararı da buna eklemek lazım...>> diyor Hasan Çiftçi mesela...
Ama bu ‘yaklaşım’ kendimizi çok ‘küçük’ görmekten ya da ‘güvensizlik’ten kaynaklanıyor sanırım.
O kadar da değil bence...
Son yıllarda denetimlerin, çok yoğun oranda artırıldığını biliyorum.
Bir de özellikle “et” konusunda, Kıbrıs Rum basınından okuduklarımız, insanı ürküyor!..
Tamam, belki sütten çıkmış ak kaşık değiliz ama...
Kendimizi bu kadar ‘aşağılayıp’, ötekini de o kadar “hayranlıkla” izlemenin alemi yok yani!..
* * *
<<...Sevgili Cenk, bizim taraf güneye göre ucuz denemez. Orada kişi başına milli gelir nedir? Bakıldığında fiyatlar yakın ancak milli gelire göre bizim tarafta pahalılık var. Çünkü bizim ticaret anlayışımız farklı... %100 kar marjının altında çalışan tüccar yok... Denetim yok... Döviz düşer fiyatlar düşmez... Döviz biraz yükselir etiketler değişir... KDV oranları düşse bile tüccar bunu kar marjına yansıtır... Varın sebeplerini siz gazeteciler araştırın...>> diyor bir diğeri...
Çok fazla ‘yalan’ söylemiyor bence... Belki biraz şişiriyor...
* * *
Bir de “felaket tellalları” var tabii....
Pesimist abiler !..
Belki gerçekler de var, dile gelenler arasında ama...
“Abartma”ya öyle meraklıyız ki!..
<<... Sistemsizlik sistem olmuş buralarda. Adam geçiyor diğer tarafa ve 1- 2 centin hesabını yapıyor. Kardeşim diğer tarafta asgari ücret ne kadar? Sendeki kanser vakaları dünya 1’incisi. Mahmutpaşa’dan 3 YTL ye alınan gömlekler 60 YTL’ye satılıyor haberiniz var mı? Ben en azından 5 cent daha pahalı verip denetimli sebze, kaliteli gömlek alırım. Bizdeki fiyatlar diğer taraftan 5 katı aşağıda olması gerekli. Yeğenim geçen ay Londra’dan Kıbrıs’a yerleşmeye geldi. Çok bozuldu dedi Londra. 2 ay kaldı burada ALLAH YARDIMCINIZ OLSUN diyerek kaçtı. Adam bu pahalılıkta ben yaşayamam dedi ve döndü. Londra’da 2 evi var kirada ve adam buradaki fiyatlardan korkup geri döndü. Gerisini konuşmak abestir...>>
Oh be!
Kıbrıslı liderlerin dünkü görüşmesi sonrasında “ilerleme” sözcüğünü işittik!..
Galiba ilk kez...
Arpa boyu mu yol aldılar, selvi boyu mu bilemem ama...
Buna bile, “oh be...”
Gerçi, ‘kriz’ olacaksa şimdi olmalıdır...
“Sonra” değil !..
Şimdi çözülmelidir mesele...
Ve böylesi zamanda aşılmalıdır tüm sorunlar sıkıntılar, endişeler..
Yoksa, ‘başarısız bir referandum’u daha kaldırmaz bu coğrafya...
Hele de bir “çözüm” yani bir “anlaşma” sonrası yaşanırsa krizler, işte o zaman ‘yandık’ demektir...
* * *
Velhasıl, Birleşmiş Milletler sözcüsünün, görüşme sonrasında yaptığı “ilerleme var” açıklaması, nasıl da su serpti içimize, anlatamam...
Hani vardı ya Cem Karaca’nın şarkısı:
“Yalan da olsa hoşuma gidiyor, söyle!..”
İsa Musa
Ne ilginç ha!.. İzzet İzcan’a göre CTP yönetimi ve Talat “konfederasyon”u ve “iki devletli çözüm”ü
savunuyor, “ayıp” ediyor (!) Ertuğruloğlu ya da Eroğlu’nun UBP’sine göre de Talat ve CTP yanlış yapıyor, çünkü, “iki devletli çözüm”ü ve “konfederasyon”u savunması gerekiyor!.. Bu işte bir terslik olmalı ha!..
ÖNERİyorum!
Görsel DNA’nızı belirlemeniz için çok güzel bir site... Öneriyorum: http://www.visulog.com/
E-POSTA
Yaşamımıza yıllar kattık, ama yıllara yaşam katamadık
George Carlin Amerika'da 70 ve 80 li yılların bir komedyeni idi. Biraz ağzı
bozuk olarak bilinirdi. 11 Eylül den (9-11) ve karısının ölümünden sonra
şöyle yazmıştı.
Tarih içinde zamanımızın paradoksunu şöyle sıralayabiliriz:
Daha yüksek binalarımız, ama daha kısa sabrımız var; daha geniş oto yollarımız, ama daha dar bakış açılarımız var.
Daha çok harcıyoruz, ama daha az şeye sahibiz; daha fazla satın alıyoruz, ama daha az hoşnut kalıyoruz.
Daha büyük evlerimiz, ama daha küçük ailelerimiz; daha çok ev gereçleri, ama daha az zamanımız var. Daha çok eğitimimiz, ama daha az sağduyumuz; daha fazla bilgimiz, ama daha az bilgeliğimiz var. Daha çok uzmanımız, ama yine de daha çok sorunumuz; daha çok ilacımız, ama daha az sağlığımız var.
Çok fazla alkol ve sigara tüketiyoruz, çok savurganca para harcıyoruz, çok az gülüyoruz, çok hızlı araba kullanıyor, çok çabuk kızıyoruz, çok geç saatlere kadar oturuyor, çok yorgun kalkıyoruz, çok az okuyor çok fazla TV izliyoruz ve çok ender şükrediyoruz. Mal varlıklarımızı çoğalttık, ama değerlerimizi azalttık. Çok konuşuyoruz, çok az seviyoruz ve çok sık nefret ediyoruz.
Geçimimizi sağlamayı öğrendik, ama yaşam kurmayı öğrenemedik. Yaşamımıza yıllar kattık, ama yıllara yaşam katamadık. Aya gidip gelmeyi öğrendik, ama yeni komşumuzla karşılaşmak için caddenin karşısına geçmekte sorunumuz var. Dış Uzayı fethettik, ama iç dünyamızı edemedik. Daha büyük işler yaptık, ama daha iyi işler yapamadık.
Havayı temizledik, ama ruhumuzu kirlettik. Atoma hükmettik, ama önyargılarımıza edemedik. Daha çok yazıyoruz, ama daha az öğreniyoruz. Daha çok plan yapıyoruz, daha az sonuca varıyoruz. Koşuşmayı öğrendik, ama beklemeyi öğrenemedik. Daha fazla bilgiyi depolamak, her zamankinden daha çok kopya çıkarmak için daha çok bilgisayarlar yapıyoruz, ama git gide daha az iletişim kuruyoruz.
Zaman artık, hızlı hazırlanan ve yavaş sindirilen yiyeceklerin; büyük adamlar ve küçük karakterlerin; yüksek kârlar ve sığ ilişkilerin zamanıdır.
Günümüz artık, iki maaşın girdiği ama boşanmaların daha çok olduğu, daha süslü evler, ama dağılmış yuvaların olduğu günlerdir.
Bu günler, hızlı seyahatler, kullanılıp atılan çocuk bezleri, yok edilen ahlakî değerler, bir gecelik ilişkiler, obez bedenler ve neşelendirmekten sakinleştirmeye hatta öldürmeye kadar her şeyi yapabilen hapların olduğu günlerdir.
Vitrinlerde her şeyin sergilendiği, ama depolarda hiçbir şeyin olmadığı bir zamandayız…
Evet, yaşantımıza yıllar katıyoruz ama… Yıllara “çok az” YAŞAM katıyoruz ne yazık!..
Kızılderili Öğretileri
Doğru bildiklerini anlat, ama akıl verme
Anlatılanları iyi dinle, ama hepsini doğru sanma.
Sessiz kalmak, bir şey bilmediğin anlamına gelmez.
Çok konuşmak da .çok şey bildiğini göstermez.
Herkesi kendine eşit gör.
Her kim olursa olsun bir insanı küçümsemek akılsızlık;
Çok büyük görmek ise korkaklıktır.
Cesaret akıldan gelirse cesaret,
Bilgisizlikten gelirse cehalettir...!
E-POSTA
Mükemmel kadın mı erkek mi?
Zamanın birinde mükemmel erkek ve mükemmel kadın karsılaşmışlar.
Mükemmel bir flört döneminden sonra mükemmel bir evlilik yapmışlar.
Birlikte mükemmel bir hayat sürmüşler.
Bu mükemmel çift karlı, fırtınalı bir Noel akşamı mükemmel arabalarıyla
giderken yolda donmak üzere olan bir adam görmüşler.
Mükemmel çift olduklarından adama yardım etmek için durmuşlar.
Adam meğer sırtında oyuncak çuvalıyla Noel Baba'ymış.
Mükemmel çiftimiz Noel akşamı çocukların hayallerini karartmamak için
Noel baba ve oyuncaklarını arabaya yüklemişler.
Oyuncakları çocuklara dağıtarak yollarına devam etmişler..
Maalesef tipi artmış, araca hakim olmak zorlaşmış ve mükemmel çift ve noel baba trafik kazası geçirmişler.
Kazada bunlardan yalnızca biri kurtulmuş.
Soru: Kim kurtulmuş?
Cevap aşağıda!
* * *
Mükemmel kadın kurtulmuş..
Her şeyden önce mükemmel kadın gerçekten vardır...
Herkes bilir ki Noel baba ve mükemmel erkek diye birisi yoktur...
(Kadınlar burada okumayı bıraksınlar, onlar için yazı bitti.. / Erkekler okumaya devam edebilirler)
* * *
Eğer mükemmel adam ve Noel baba yoksa, arabayı mutlaka mükemmel kadın kullanıyordur.
Bu bize kazanın nedenini çok iyi anlatıyor, sanırım !..
* * *
Şimdi eğer bir kadınsanız ve hala bunu okuyorsanız, bu da başka bir noktayı açığa kavuşturur ki, “Kadınlar kolay kolay söz dinlemezler...'