Farklılığın Siyasallaşmasına Karşı Siyasetin Farklılaşması:
Federal Bir Etik Arayışı Üstüne
Geçtiğimiz günlerde yaz tatilini Kıbrıs’ta geçirmek üzere adaya gelen Kıbrıslı Gençlik Platformu ve Adalı Gençlik üyeleriyle bir araya geldik. Kırlangıç Kültür’ün girişimiyle yapılan “sokak toplantısı” (sandalyeler dar bir sokak ortasına dizilmişti) keyfli olduğu kadar heyecan vericiydi de. Genç lise ve üniversite öğrencileriyle Kıbrıs’ta federal bir devlet şeklinin tarihsel ve siyasal dayanaklarını sorguladık ve bugüne kadar yaygın biçimde yapıla gelen ve federal çözümü “ehven-i şer” olarak gösteren anlayışların dışına çıkmaya çalıştık.
Gerçekten, federal çözüm şekli her iki toplum için de hiç bir zaman “birinci tercih” olmadı. Kıbrıs Rum tarafı bu çözümü “acı bir uzlaşma” sayarken, Kıbrıs Türk tarafı temelli ve meşu ayrılma koşullarının oluşmaması yüzünden böyle bir çözüm şekline yönelmek zorunda kaldı. Ancak bu gerçeklik daha çok toplumların ideolojik boyutta sürdürdüğü rekabeti yansıtıyor. Kıbrıs tarihine, siyasal ve toplumsal süreçlere milliyetçi ideolojiden arınarak baktığımızda, Kıbrıs’ta federalizmin somut temelleri olduğunu görebiliriz. Hatta bu somut temellerin başında milliyetçi ideolojinin doğru okuyamadığı milliyetçi çatışma tarihinin bizzat kendisi gelir.
Modernleşme-öncesi geleneksel Kıbrıs’ta din üstünden tanımlanan toplumlar modernleşme ve milliyetçilik döneminde farklı ulusal toplumlara dönüşürken, kısaca, farklılıklar meşrulaştırıcı bir referans olarak siyasete temel teşkil ederken, adanın geleceğini tek başına belirleyen bir siyasi irade (burada irade sözcüğü niyeti aşan, sonuç alıcı eylem yetisi olarak anlaşılmalı) oluşmadığı gibi, adanın kaderini ayrı ayrı belirleme yönünde de sonuç alıcı iradeler ortaya çıkmadı. Bunun bir sonucu olarak Kıbrıs ülkesinde çoğulcu ve parçalanmış bir yapı oluştu. Günümüzde de varlığını sürdüren bu yapı, milliyetçi çatışmaların yaşandığı modernleşmenin bir sonucu olduğu kadar, milliyetçi akımların siyasi yenilgisini de kendi içinde barındırıyor.
Federalizm tam da bu noktada karşımıza bir PERSPEKTİF olarak çıkıyor. Ancak gerçek bir perspektif olabilmesi için, yani öznelerin eylem ve bilincinde yer edebilmesi için “tarihsel zorunluluk” anlayışının dışına taşmalıyız. Çoğulcu ve parçalanmış bir yapıyı siyasi birliğe kavuşturma istenci olarak algıladığımız federalizm, yakın tarihin milliyetçi çatışmalarını kendi içinde barındırıyor olsa da, milliyetçi ideolojiyi aşmak zorundadır. Kısaca, Kıbrıs’ta federalizmin tarihsel dayanakları arasında bizzat milliyetçiliğin kendisi vardır ama federal devletin işleyişi milliyetçi ideolojiye dayanamaz.
Kıbrıslı Gençlik Platformu ve Adalı Gençlik üyeleriyle yaptığımız bu tartışma, gündeme şu önemli soruyu getirdi: Peki ama federal devletin işleyişi ve toplumların aynı siyasi birlik içinde yer almalarını kolaylaştıracak olan uzlaşma ve konsesüs arayışları hangi ideolojik, etik, siyasi-kültür temelinde gerçekleşecektir?
Bu soruya elbette tek bir noktadan yanıt verilemez. Soyut bir hümanizm anlayışıyla “hepimiz insanız” diyebiliriz. Doktriner bir şekilde “bütün halklar kardeştir” de denebilir. Daha spiritüel bir yerden bakarsak “gel, kim olursan ol, gel!” diyebiliriz. Ya da üçüncü bir milliyetçiliğe yönelip “hepimiz Kıbrıslıyız” da denebilir. Kanımca, bunların hiç biri “federal bir devlet çatısı altında birlikte nasıl yaşayabiliriz” sorusuna tam bir yanıt oluşturmaz. Son zamanlarda yice moda heline gelmiş olan ama çoğu zaman bir slogan olmaktan öteye gitmeyen “farklılık içinde birlik” şiarı da pek fazla işe yaramayabilir.
Yukarıda sıraladığımız sorulara bir an önce yanıt yetiştirecek değiliz. Asıl yaplması gereken bu soruları sormaya devam etmektir. Hatta bu soruların bir süre “yanıtsız kalması” fena olmayabilir. Önemli olan bu soruları sorma aşamasına gelmemizdir. Bu bakımda Kıbrıslı Gençlik Platformu Adalı Gençlik üyeleriyle yaptığımız egsersizi önemsiyorum.
Bu yazının başlığı, yanıt arayışında belki bir başlangıç noktası olabilir...