Bir bilgisayar karşısında “devletçilik” oynamıyoruz.!
Çatısı altına sığındığımız ve içinde yaşadığımız bir devletimiz var..
Yine kulaklarımıza inanamayacağımız haberlerle sarsılıyoruz.
“Tek egemenlik” te uzlaşmışlar.
“Tek egemenlik, tek vatandaşlık” konusunda anlaşmışlar.
Kime sormuşlar da anlaşmışlar ?
KKTC kimin sanal devletiymiş ki, “egemenlik” kadar önemli bir konuda halkın onayı olmadan uzlaşma hakkını kim kendinde buluyormuş?
Sanal dünyada yaşayanlar, sanal egemenlikten bahsedebilirler ama bizim yaşadığımız KKTC’de gerçek bir egemenlikten bahsedilebilir ancak. Gerçek bir egemenlikten bahsedenler de iki farklı milletin “tek egemenliği ve tek vatandaşlığı” konusunda uzlaşmanın söz konusu dahi olamayacağını bilmeleri gerekir.
Ne dersiniz arkasından da “tek bayrak, tek dil” mi gelecek. Sonrasında da “tek ibadet yeri” mi? Sırada ne var?
Elbette sanal düşünenler için çok olasılık var.
Gerçeklere dönün lütfen.
Bu adada yaşanan onca yalandan sonra, kimse bu çürük yolda ilerlemez...
İnandırıcı olmayan gündemi saptıran ve gerçekten kirli oyunlara peşkeş çekilen toplumumuzun bir ferdi olarak endişelerimizin boyutundan bile korkmaya başladım...
Sanki sindirilen halk, hazır sessizken ne yaparsak fırsattır diyenler var..Sinsi bir oyun yaşanıyor..
Bir taraftan Türkiye’mizde, Atatürkcülüğün suç unsuruymuş gibi yansıtılmaya başladığı günlerde sessizliğini sürdüren tarafın, pek yakında çakıp gürleyeceğini de izlemeye de hazır olun.
O çakacak şimşeklerin ardından, çok kötü dolu yağacak..Ama kimlerin başına yağacak hep birlikte göreceğiz...
Daha ne kadar gerçekle yüzleşip ürpereceğiz?
İşte Memorandum gerçeği ! “İngilterenin gerçek yüzü”.
İşte Hristofyas’ın dolaylı yoldan baskı yapıp geliştirdiği “yaptırım gücü kullanma gayreti”.
Ve işte, çözüm söyleminin gerçek yüzü !
İşte egemenliğin dahi tepside olduğu durumumuz !
Hepsi bir oyun ve yalan.
Unutmayın lütfen ...Çok lider eskitti Kıbrıs sorunu...
AB’nin de iki yüzünü gördük yeri geldiğinde.. Hatta neredeyse Avrupaya işi düşen her Türk’e, “Kıbrıs’ı ver, öyle gel” şartını da sundular.
O kadar insafsız ve çifte standarçıdırlar bize karşı.
Oysa, meselenin özünü en iyi bilenler bizleriz. Yani Kıbrıs’ta doğup büyüyen bu toprağı vatan bilen insanlar.Taa başından belliydi adadaki kavgaların sebebi. Kıbrıs Türklerinin eşitliğini asla kabul etmeyen ve Kıbrıs adasını kimseyle paylaşmak istemeyen bir Rum halkı var karşımızda.
Rum kanaatinde her zaman bir “azınlık toplumuz”. Bu nedenle de Rum tezinde, ortaya konan her modelde “ azınlık “ statüsündeyiz. Türklere her zaman bu statüdeki ortaklık gözüyle baktıkları bir çözümden bahsettiler hep.
İşte bu nedenle de bugüne kadar yarattıkları bütün görüşmeler süreci, aslında bir çözüm süreci değil bir “sorun süreci” oldu.
Bugüne kadar yapılan bütün görüşmeler de maalesef hoş bir seda değil “boş bir seda” olarak gerilerde kaldı.
Ve neymiş “tek egemenlikmiş” hade canım sende..Rum’la tek egemenlik. Tarihi mi unuttunuz hafızalarınızda?
Her hükümet, ya da lider değişiminde, yeni bir “yalan çözüm umudu” yaratılıyor.
Oysa hepsi bir başka yalan. Yeni görüşmeler için olumlaştırılmaya çalışılan havaya bir bakın, ya da mutabakatların mahiyetine bir bakın, hepsi geçmişten kalma, “sözde uzlaşı formüllerinde” mutabık kalmadan öteye gitmeyen gelişmelerin ayni.
Masaya oturmadan, masadan kim kalkacak formüllerinin geliştirildiği bir süreçte hangi olumluluktan veya iyi niyetten bahsedebilirsiniz acaba?
Hatta daha da öteye gidiyorum ..O masada oturanın biz olduğumuzdan emin miyiz? Yani biz var mıyız? Biz var olduğumuzu önce kabullenip, masaya öyle mi oturduk?
Yoksa, biz, “varoluşunu sanal addeden bir tür müyüz hala?
Öyle bir ülke daha var mıdır, dünyada kendi devletinin varlığını sanal addeden?
Var mıdır, kendi varlığını kabul etmeyen?
Yıllardır bu bilinçle mi çözüm arıyoruz?
Bizim ortak milli hedeflerimiz vardı? O hedeflerle çizmiştik sınırlarımızı.
O hedeflerle, belirlemiştik kim olduğumuzu, ne olduğumuzu ne istediğimizi, haklarımızı söke söke almaya and içmiştik.
O zaman, bugün, bu gevşeme niye?