Benim için ‘mutluluk’ hayatın her sabah sunduğu sıcak, demli,ince belli bir bardak çayın içerisine attığım ‘tek bir’ küp şekerin verdiği lezzettir.
Öğle arası, kalorisi çok diye utanç verici bir şey yapıyormuşum gibi hızlıca yediğim ‘çikolatanın’ kafeinidir mutluluk!
O kadar ilginç parçalardan bir araya gelir ki; her adım beni farklı bir parça ayayışına daha sürükler.
Ama hüzün kaldımı ‘odanın ortasında asılı darağacı müdavimi’ yaşamın bir anında ; işte o zaman ‘parça’ bekleyen son model Mercedes olur hayat; gözleri Almanya’ya dikili!
Hani derler ya;bir kahkaha=bir pirzola diye..
Düşündüm: Ben her kahkaha atışımda bir brokoli, bir Brüksel lahanası hesabı yaparken mi gülme krizlerine girdim günün her saat başında?
Çünkü oldum olası vejetaryendim.
Ne kadar çok gülüyorsak o kadar çok yaşamış bu insan derlermiş arkamızdan.
Tabii bu bir Uzak Doğu öğretisi ‘yeni moda’ trendy felsefe, kuşbakışı bakış açısı hayata.
Hadi gülmek dedimde ya ‘güldürmeye’ ne demeli insanoğlu?
hiç mi duymadınız şu cümleyi? ; Ayy beni güldürdün Allah da seni güldürsün!!
Unutmam.. Bu cümleyi duyduktan sonra hayat felsefemi insanları güldürmeye programlandırmıştım.
Yaş 12 civarıydı.
Deli-manyak bir kız çocuğu hayal edin ; okula giden yolun kenarında..
Asık suratlı gördüğü her insana ‘size bi fıkra anlatayım mı?’ cümlesiyle muhabbet ikram eden
Kulağımı az çekmediler ama 3-5 kişi ayy beni güldürdün’le girdi söze..
Sahi Allah beni ne zaman güldürdü?
Kaç kez güldürdü?
Ya siz kaç kez Allah’ın sizi güldürmesini beklediniz ve bu beklentilerinize şaşırıp güldünüz kendi kendinize?
Yaşam içi,sınırların dışı,her şeyin ortası dediğimiz şu dünya var ya;;;
Koskocaman bir sahne ve herkes hem oynar hem izler hayattaki rollerini,
Ve gel-gitlerini bu rollerdeki.
Bazen gider gelmez ya da geldimi gitmez, yani böyle bir şeydir işte yaşam.
Bir fotoğraf karesi düşünün; ‘çıplak bir erik ağacı’.
Kışın ortasında buz gibi ve de yalnız.
Sonra.. Yaz aylarına doğru eriklendiğini dalların, elinizi uzatıp bir erik aldığınızı..
Tuza batırıp tam yerkennn..
Ekşimedi mi yüz ifadeniz?
Başkalaşıma uğramadı mı o resim şimdi?
Şu anda ‘gülümsemeyip’ acaba neticesi nereye varacak bu haticenin diyorsanız sizin megapikseliniz bulanık görüntüler veriyordur demektir.
Bataryası zayıftır hayallerinizin.
Hatta belki günde en fazla 5 kez ‘içten’ gülüyorsunuzdur, sanki ‘parayla’ gülüyorsunuz gibi
Hayır olmaz! Daha fazlasını yap!!
Sorun bakalım annenize; ilk ne zaman gülümsemiştim ben deyiverin bir.
Eğer annenize bu soruyu soramama veya sorup cevap alamama durumunuz varsa,
sorduğunuzu ve cevap aldığınızı düşünün.
Bu ihtimal bile gülümsetecektir sizi..!!
Dişi olmayan, en yalın, en masum, en karşılık beklentisiz, en menfaatsiz gülümsemelerden bahsediyorum şu anda bildiniz mi?
Sadece bilinçlenip de renkleri ayırt edebilene dek bu kadar samimiyiz bu hayatta!
Gülümsemelerimizin en katıksız hali bu zamanlarda gerçekleşiyor..
Napalım yani?
Dişlerimizi söküp, kafamızı mı güzelleştirelim bir iki tek sonrası?
Cici bebe yer gibi etrafa sevgi pıtırcıkları imajı mı verelim şu saatten sonra? DAHA NELER.
‘Pirzola’ veya ‘kırmızı et’ belli bir yaştan sonra saatli bir bomba gibi zararlıdır.
‘Çikolatanın’ afrodizyak etkisi etkileme sınırını geçtikten sonra sadece karın ağrısıdır.
‘Brüksel lahanası’ sadece Brüksel’den gelmez.
‘Brokoliyi’ iyi yıkamazsanız; içindeki minicik,minnacık sinek,kurt,böcekleri de yersiniz; protein niyetine.
‘Demli çayı’ çok içerseniz kafein bağımlılığına ve hazımsızlığa neden olur.
Ama gülümsemek..
Hem yanak kaslarınızı,hem beyninizin çalışma temposunun, hem karşınızdaki insanı avucunuzun içine almanızı,hem de uzun bir yaşamın en güzel hatıraları olmayı amaç edinir kendisine..
Veya kısa bir yaşamdaki ‘en harbi anlar’ olmayı..
Gülümse! Olmadı bas kahkahayı durduk yere!
Yolun ortasında yalnızken bile gülümse!
Nereye kadar kasabilirsinki kendini ciddi bir imaja bürüneceğim diye?
Kopma anları yaşa, yarıl gülmekten, karnına kramplar girsin!!
Anla işte; gülümsemediği zaman bir hiçtir insan!