Olası bir çözümde, KKTC’nin ekonomisi ne olacak? Ya da daha doğru bir soru ile (başlıktaki gibi) KKTC ekonomisi olası bir çözüme hazır mı?
Bu soruya, gerek salt ekonomik, gerekse politik açıdan evet demek mümkün değildir diye düşünüyorum.
Zaten bu sorunun yanıtını salt ekonomik verilerle ve ekonomik bakış açısıyla yanıtlamak da hem doğru değil, hem de bizi yanlış sonuçlara götürür.
Mevcut Ekonomik Yapı
Soruya yanıt vermek için önce mevcut duruma ve sosyoekonomik bünyemize bakalım:
‘Büyük’ bir devlet! Hantal, verimsiz, ‘kaynak yutucu’ bir kamu yönetimi! Devletin elini fiilen ekonominin cebinde tutan, her dönemde politik rant sağlamayı öncelikli sayan siyaset kurumu!
Buna karşın, her dönemde belirli bir ya da birkaç ekonomik sektöre ya da ekonomik güce dayanan; gün gelip o ekonomik sektör ya da güç zaafiyete uğrayınca tepetaklak olan bir ekonomimiz var.
Anımsayın!
Bir dönem, KKTC ekonomisi neredeyse Asil Nadir ile tek vücut olmuş; hatta KKTC dünya medyasında ‘Nadir Land’ diye anılır olmuştu. Şu ya da bu nedenle Asil Nadir zaafiyete uğrayınca, KKTC ekonomisi de ölümcül bir deprem yaşamıştı.
Yakın zamanlarda, emlak / inşaat sektörüyle böyle bir ‘altınımsı’ çağ yaşanmadı mı? Ve sektöre vurulan bazı darbeler, bir anda ekonomimizi iyice sallamadı mı?
YÖK’ün üniversitelere giriş sistemiyle oynaması bile, bugün en büyük ekonomik sektörlerimizden biri olan eğitim sektörünü iyice sallamadı mı?
Bugün itibariyle bakalım: Kumar dışında hangi sektörümüz Rum tarafı ile rekabet edebilir durumdadır? (Kumardaki aslında rekabet üstünlüğü değil, Güney’de bir sektör olarak sözü edilemeyeceğindendir!)
Turizmimiz mi, tarımımız mı, sanayimiz mi, emlak / inşaat sektörümüz mü, yoksa (bizde ekonomide ağırlıklı olan) eğitim sektörümüz mü? (Yüzlerce çocuğumuz Güney’deki okullarda okurken bizim okullarda kaç Rum öğrenci okuyor?)
Ve perakende ticaret sektöründe durum ne? Bugün bile, sınırlayıcı kurallar varken (örneğin sınırlardan geçiş) bile, rekabet edemediğinden yakınan, sektörün kendisi değil mi? Çok sayıda yurttaşımızın günlük alışverişini bile Güney’de yaptığını yakın çevremizde bile görmüyor muyuz? Bu alışverişin Rum sempatizanlığı ile ilgili olmadığını, ucuzluk ve daha kaliteli malla ilgisi olduğunu bilmeyen mi var?
Örnekler ve sorular uzatılabilir ama bu yazının amacı bu değil! Örnekleri verirken amacımız ekonomi iklimimizi ortaya koymaktır.
Olası Bir Çözüm Ekonomide Ne Getirir?
Sayın Mehmet Ali Talat, yeni çözüm sürecine, ‘Annan Planı’ ile başladı. Hristofyas ise ‘Annan Planı olmaz’ diyor.
Büyük olasılıkla (eğer olursa) bizim için Annan’dan geri, Rumlar için Annan’dan ileri bir çözüm çıkacak karşımıza!
Böylesi bir olası çözüm, doğal olarak Rum ekonomisine entegre zorunluluğundaki bir KKTC ekonomisini gündeme getirecek!
Ekonomimizin durumunu daha önce anlatmıştım.
Bir de çözümle gelecek olumsuzluklar var. Devletten maaş alan önemli sayıda insanın işsiz kalma olasılığı yüksek! (Gerçi merkezi hükümet istihdam yaratacak ama bu bizim için yeterli olmayacak!)
Önemli sayıda insanımız, çizilecek yeni sınır ve terkedeceğimiz önemli miktarda toprak dolayısı ile göç edecek! (İsterseniz daha ‘yumuşak’ bir değişle buna ‘yer değiştirecek’ diyebiliriz.)
Yöntemi ne olursa olsun, mal mülk konusu önemli sayıda can yakacak!
Bunları ‘felaket tellallığı’ ya da çözüm karşıtlığı yapmak için yazmıyorum. Bunlar bilinen ve düşünen insanların beyinlerini her zaman uğraştıran olgular.
Konumuz ekonomi olduğuna göre, bunları saymamak, dile getirmemek devekuşu siyaseti uygulamak olur.
Peki ama AB gibi bir ekonomi devinin parçası olmak, hiç mi yarar getirmeyecek KKTC ekonomisine?
Elbette katkısı olacak! Ama çözümden epeyce sonra! Sağlıklı bir entegrasyon sağlandıktan sonra!
İşin sırrı burada! Çözüm bulunurken ve o çözüm uygulanırken KKTC ekonomisinin durumu göz önünde bulundurulmazsa, ta baştan Kıbrıs Türk halkı için potansiyel yıkım söz konusu olur.
Bunun anlamı çözüm olasılığı ile birlikte Türk tarafı için özel önlemler gerektiğidir. AB muktesebatı ve bu bağlamda rekabete dayalı serbest ekonomi ortamı, çözümle birlikte Türk tarafına dayatılırsa yaşayacağımız deprem, ekonominin yanında, siyasal düzen ve çözümün kendisi için de yıkıcı olacaktır.
Sözün Kısası
Sözün kısası, bugünkü biçimi ile; çözüme hazır, daha doğrusu AB ekonomisine ‘hemen’ entegre olabilecek bir ekonomik yapımız yoktur.
Bundan dolayıdır ki, olası bir çözüm (AB muktesebatına ve kurallarına ters olsa da) ekonomik bakımdan Türk tarafı için koruyucu / korumacı önlemler, mekanizmalar, fonlar ve süreler içermelidir. Hem de kağıt üstünde, Annan Planı’nda olduğu gibi kaynağı belirsiz güzel rüyalar biçiminde değil, gözle görülür olmalıdır.
Kamuoyuna sızan ya da kamuoyunda tartışıldığı durumu ile çözüm süreci, ekonomiyi es geçiyor gibi! Eğer öyle ise ciddi bir hata yapılıyor demektir.
Ekonomiyle ilgili, özel, özgün, kendine özgü / sui generis çözümler içermeyen bir siyasal çözümün; başarılı, kalıcı ve hele hele barışçıl olma olasılığı yoktur.
NOT: “Ekonominin Sesi” Gazetesi (Yıl 1, Sayı 8, 1 Eylül 2008) için kaleme aldığım bu yazıyı Vatan okuyucuları ile de paylaşıyorum.