Geçitkale – Boğaziçi Direnişi, tarihimizin başlıca dönüm noktalarından birisidir.
15 Kasım 1967’de, Kıbrıs asıllı Yunan generali Grivas’ın komutasında, Güney’deki Geçitkale (Köfünye/Kophinou) ve Boğaziçi (Aytotro/Ayios Theodoros) köylerine karşı gerçekleştirilen askeri saldırıda 24 şehit verdik.
Grivas’ın, saldırıyı başlattıktan az sonra, Yunan Savunma Bakanlığı’na zafer mesajları gönderdiği bu askeri harekat için, dönemin BM Barış Gücü komutan yardımcısı İngiliz generali Harbottle, (anılarında) “silindirle böcek ezme” olarak söz eder.
Bizim gücümüzle saldırganların güçleri o kadar dengesizdi.
15 Kasım 1967’nin Sonuçları
Güçler arasındaki bu dengesizliğe karşın, Geçitkale – Boğaziçi direnişi, birçok gelişmeyi tetikleyip tarihe yön verdi. Şöyle ki:
-
Türkiye’nin müdahale kararlılığı, tüm şartlarının kabulü sonucunu doğurdu. Grivas ve Yunan tümeni geri çekildi. Rum yönetimi, ilk kez, uluslararası camia önünde tazminat vermeyi ve dolayısıyle saldırganlığını/suçluluğunu kabul etti.
-
Makarios, silahla bizi bertaraf edemiyeceğini anladı. 20 Temmuz 1974’e kadar, Kıbrıs’ta Türkler’e yönelik saldırılar durdu. Barikatlar kaldırıldı. Ambargo gevşetildi. Ada’ya göreceli bir sükunet/barış geldi.
-
21 Aralık 1963’te Devlet’ten dışlanan Türkler, Ada’ya gelen göreceli barış ortamında, yeni bir örgütlenme modeli ihtiyacını duydular.
Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi bu ihtiyaçtan kuruldu.
Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi, Kıbrıs Türk Yönetimi, Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi ve Kıbrıs Türk Federe Devleti’den geçip Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne giden süreç böyle, Geçitkale – Boğaziçi Direnişi ile başladı.
-
21 Aralık 1963’ten sonra ilk toplumlararası görüşmeler başladı. Beyrutta başlayan süreç, o gün bu gümdür, tam 40 yıldır sürüyor.
Bayram Değil Seyran Değil….
Okuyucularım, “bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü” atasözündeki gibi, “bu da nerden çıktı şimdi” diye sorabilirler.
Güney’e ve bu arada Geçitkale ile Boğaziçi’ne, 2004’te kapılar açıldıktan hemen sonra gitmiştim. Aradan yıllar geçtikten sonra, geçen Pazar günü, oralara bir vesile ile yeniden gittim.
Geçitkale’de ilk uğrak yerimiz Şehitlik oldu.
Yukarıda anlattığım, tarihi değiştiren direnişte şehit olan 24 kişinin attığı Şehitlik!
Şehitlik, 3 – 4 yıl önce gittiğimde bu kadar kötü durumda değildi. Ya da aradan çok zaman geçtikten sonra, beklenmedik ani gelişmeler sonucunda gördüğüm için o zaman bu kadar şaşırmamış / yadırgamamış olabilirim.
Şehitlik felaket durumda! Öyle bir yıkıma uğradı ki!
En kötüsü, her mezarın kime ait olduğunu gösteren tüm izler yokedilmiş.
Bu, bana göre affedilmez bir insanlık ayıbı!
Kayıp yakınlarının, bir yerlerde bulunan ve ancak DNA testi ile kimlikleri saptanabilen sevdikleri yeniden gömülürken, (aradan bunca zaman geçmesine karşın) yıllarca önce yitirdikleri yakınlarının bir mezarı olmasından nasıl mutlu olduklarına tanık olmuştum.
Geçitkale Şehitliği’nde yakınları olanlar, böyle insani bir olanağa bile sahip değil!
Geçmişte, beni arayan bazı şehit aileleri, Geçitkale Şehitliği’ndeki mezarlardan hangisinin yakınlarına ait olduğunu saptayamamaktan acı ile yakınırlarken ne kadar da haklı idiler.
Kısaca Bağlamak Gerekirse…
Bu işin bir çaresi olmalı!
Bir yerlerde, hangi şehidin hangi mezarda yattığını gösteren, Şehitliğin bir krokisi, bir planı bulunmalı!
Bu plan/kroki ortaya çıkmalı!
Olaya, ilgili dernek mi, Cumhurbaşkanlığı mı, Başbakanlık mı, Dışişleri mi, başka bir makam mı, mutlaka ama mutlaka birileri sahip çıkmalı!
Şehitler konusunun insani boyutlarını gündeme taşımalı!
Hiçbir başka çare yoksa, Geçitkale şehitlerinin kimlikleri DNA testi ile saptanmalı!
Artık, şehit mezarlarını Kuzey’e nakletme, en azından bunun çalışmalarını yapma konusu gündeme gelmeli, getirilmeli!
Yukarıda 24 şehit pahasına neler yaşandığını, tarihe nasıl yeni bir yön verildiğini dile getirmeye çalıştım.
Biliyoruz ki, en çok, en rahat, en doğal ve en etkili hamaset, şehitler üzerine yapılır.
Yine yapılsın! Yine nutuklar atılsın!
Ama, şehitler, şehitlikler unutulmasın! Güney’de bile olsa unutulmasın!