Trafik sorunu, kamuoyunun gündemine sıkça gelen bir konu!
Konunun gündemde yer bulması daha çok trafik kazaları vesilesi ile oluyor.
Trafik kazaları, doğrudan insan yaşamı ile ilişkili olduğundan, (insan yaşamına yönelik bir tehdit olarak ortaya çıktığından), elbette ki üzerine ciddiyetle eğinilmesi gereken (kelimenin tam anlamıyle) ciddi bir sorundur. Ancak ülkemizin tek trafik sorunu değildir.
Artık yollarımızın çekmediği/kaldırmadığı trafik (ya da trafiği çekemeyen/kaldırmıyan yollar), bunun göstergesi olan trafik yoğunluğu, bu konuda “Teksas”ı çağrıştıran başıbozukluk ve kural tanımazlık; kısaca trafiğin kendisi, bu ülkenin temel sorunlarından birisidir.
Hem de, öngörüsüzlük ve vizyonsuzluk halinde yuvarlandıkça büyüyen çığa benzer bir sorundur.
İşkenceye Dönüşen Trafik Yoğunluğu
Tek bir köşe yazısı, trafik sorununu genel olarak ve tüm yönleriyle irdelemeye yetmez. Bu bakımdan bu yazımızda, (yazımızın başlığına uygun olarak) yalnızca yollarımızın yarattığı trafik sorununa değineceğiz.
Hiç kuşkusuz bu bağlamda söylenecek ilk şey, yollarda yaşanan trafik yoğunluğudur.
Kendimi Gazimağusa ile Lefkoşa’da yaşanan trafik yoğunluğunun mağdurlarından sayarım. Son olarak Ramazan Bayramı arifesinde Lefkoşa’ya gitme gafletinde bulundum.
Aman Tanrım!
O ne yoğunluk, o ne sinir bozucu durumdu?
Binlerce araç, binlerce insan takılıp kaldı saatlerce!
Kaybolan zamanı, heba olan serveti düşündüm durdum o takılma sırasında!
Trafik yoğunluğu, insan yaşamına tehdit oluşturma yanında; zaman, enerji ve milli servet kaybettirmiyor, yarattığı çok yönlü kirlilikle ruh sağlığımızı da olumsuz yönde etkileyerek, zararlarını katmerleştiriyor.
KKTC’deki turizm çekiciliklerininin başlıcalarından birisi olan (ve trafik yoğunsuzluğundan da kaynaklanan) sakin ortam gitti gidiyor, haberimiz olsun!
Eğer önlem alınmazsa, yollarımızda seyahat öyle bir işkenceye dönüşecek ki, bırakın turistlerin gelmek istememesini, bu ülkenin biz sevdalı sakinleri de pes diyeceğiz.
Hiçbir Mazeret Başarının Yerine Geçemez
“Araç sayısı çok, yoğunluk ondan” deyip işin içinden çıkılamaz.
Eğer ülkedeki araçların sayıları durmadan artıyorsa, bu artış, konuyu yalnız hazineye giren para açısından değerlendirerek toplu taşımacılığa değer vermeyen, (hazineye para yağdıran) araçların greksinimi olan yollara yatırım yapmayan kısır/populist politikaların ürünüdür.
Kentlerde yaşanan yoğunluk da, büyük oranda, parkyeri sorununu düşünmeden yaratılan imar mevzuatı ile (populizm kokan) yaptırımsız uygulamalardır.
Kısacası, lafla peynir gemisi yürümez ve hiçbir mazeret, başarının yerine geçmez/geçemez.
Kentiçi Yola Dönüşen Bir Yol
Önlem alınmayınca trafik konusunun nasıl sorun yumağına dönüştüğünü göstereren somut bir örnek var karşımızda!
KKTC haritasını açıp bakınız: Doğu’da Haspolat’tan batıda Gönyeli çıkışına kadar olan yol, (daha kuzeyinde yeni bir güzergah açılmadıkça), Başkent Lefkoşa’nın doğusu ile batısını bağlama kapasitesindeki tek yol özelliğindedir. Zaten bu amaçla açılmıştır.
Daha yol yapılırken bu özelliği de gündeme gelmişti. Aktif politikada olduğum o günlerde benim de, bu yönde önerilerim oldu.
Bana göre, o yol gelişmeye açık tutulmalı, iki yanında ileride otoyol olmasına kolayca olanak verecek imar mevzuatı yaratılmalı idi.
Bugün gelinen noktaya bakınız:
O yol, Lefkoşa’nın kentiçi trafiğinin ana arterlerinden biri durumuna gelmiş olup trafik yoğunluğu, doğu-batı, batı-doğu yönlerindeki ülkesel trafiğin önünde ciddi bir engeldir. Başka bir anlatımla, bir kentiçi yoluna dönüşerek, iki yanı da otoyola dönüşmeyi zorlaştıran yapılaşmaya sahne oldu.
Buna karşın koşullar, o yolun hızlı biçimde otoyola dönüşmesini dayatıyor, zorunlu hale getiriyor.
Potansiyel Otoyollarda Yaratılan Durum
Yukarıdaki örneği niçin verdim bilir misiniz?
O yolda öngörüsüzlükten ve vizyonsuzluktan kaynaklanan hatalar zinciri, büyük umursamazlıkla devam ediyor da ondan!
Lefkoşa-Girne, Lefkoşa-Gazimağusa ve Lefkoşa- Güzelyurt yollarına, çok uzun olmayan bir süre içinde otoyol niteliği kazandırmak zorunda kalacağız.
Dünyada gelişmiş otoyol sistemine göre, otoyolların iki tarafında belirli mesafeler içinde yapılanmaya izin verilmez. Olanlar da ya yıkılır ya da otoyoldan izole edilir.
Sözünü ettiğim yolların iki yanı ise her geçen gün yapılaşmakta; evler, işyerleri, ticaretheneler ve benzerleri yapılmaktadır.
Oysa, gelecekte otoyola dönüştürülmeleri kaçınılmaz olan (potansiyel otoyol) bu yollarda, şimdiden bazı önlemler almak, yapılaşmayı ona göre yönlendirmek gerekmez mi?
Örneğin bu yollar için de hızla eminameler çıkarılamaz mı?
Bu ihtiyacı görebilmek okadar mı zor?
Kısaca Söylemek Gerekirse
Kısaca bağlayalım:
Trafik, giderek büyüyen ciddi bir sorundur. Ancak ne kadar ciddi ve büyük olursa olsun, Devlet adamlığı vizyonu ile, popülist baskılardan etkilenmeden ele alınırsa, kapsamlı bir plan çerçevesinde çözümler üretilelebilir.
Populist politikalarla başarılamayacak, populist politikacıların eline bırakılamıyacak kadar ciddi bir iştir trafik!.
Trafik öyle bir sorundur ki, gerekli önlemler zamanında alınmazsa, gelecekte aynı önlemleri almak için çok daha büyük kaynaklara ihtiyaç duyulacaktır.
Yani, öngörüsüzlük, vizyonsuzluk ve ihmal; insan yaşamına yönelik tehdit oluşturmanın yanında, gelecek kuşakların (buna “doğmamış yetimlerin” de diyebiliriz) hakkını yemek anlamındadır.