İlk kez bu kadar uzun bir süre tatil yaptım.
Gerçek bir tatil oldu bu benim için.
Yurt dışında olmanın avantajını kullandım.
Telefonlarımı kapattım. İnternetten tatil süresince koptum.
Böylece iş yaşamından kopmayı başardım.
Zamanımın yüzde yüzünü aileme ve kendime ayırdım.
Ne işi, ne memleket meselelerini ne de Kıbrıs sorununu düşündüm.
Sadece ailemle güzel, keyifli zaman geçirmeye yoğunlaştım.
Unutulmayacak, sonradan anımsandığında yüzlerimizde tebessümlere yol açacak güzel birşeyler yaşamaya çalıştım tatil boyunca.
Bunu da başardım doğrusu.
Ve bundan sonra da böyle yapma kararlılığıyla tatilimi tamamladım.
*
Biz gazeteciler için bunu yapabilmek kolay değildir.
Gündemden kopmak, yaşanan gelişmeleri takip etmemek.
Yıllardır yapmak istememe rağmen bunu yapamamıştım.
Ama bu kez yaptım.
Yazılarıma da bu nedenle ara verdim.
Bugün yeniden başlıyorum.
Başlarken de tatilde olduğum sürede neler olup bittiğini anlamaya çalışıyorum.
Öyle görünüyor ki ben yurt dışındayken buraları bayağı hareketliydi.
Hükümetin eşel mobil konusundaki adımına muhalefet partileri, sivil toplum örgütleri ve sendikalardan sert tepki geldi.
Uzun bir süre sonra ilk kez ülkede etikili bir grev gerçekleştirildi.
Kıbrıs konusunda da hareketlilik devam etti.
1 Temmuz’da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Lider Dimitris Hristofias arasında varılan mutabakatın içeriği bayağı bir tartışma konusu oldu.
Bu arada BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon taraflarla ayrı ayrı görüştü.
BM Genel Sekreteri yeniden bir özel temsilci atama kararı aldı.
Bunlar önemli gelişmeler tabii ki..
*
Gözler şimdi 25 Temmuz’da yapılacak Talat Hristofias görüşmesine çevrildi.
Bu görüşmede, ‘Çalışma Grupları’ ve ‘Teknik Komitelerin’ yaptıkları çalışmaların ele alınarak, kapsamlı müzakerelerin başlama kararının çıkması bekleniyor.
Ancak bu arada da liderlerin açıklamaları devam ediyor.
Rum Lider Hristofias sorunu ‘İşgal sorunu’ gibi gösterme uğraşını sürdürüyor.
Sorunun çözümünü adadaki Türk askerinin gitmesine bağlıyor.
Ona göre asker giderse adada sorun kalmaz!
Bu gerçekçi bir yaklaşım şekli değildir.
Bütünlüklü çözümün konuları arasında yer alan konuları teker teker öne çıkararak ön koşul olarak ortaya atmak, müzakerelerin başlamasına engel olmaya çalışmaktan başka birşey değildir.
Bunun gerçekçi bir yaklaşım şekli olmadığını konuyla biraz ilişkisi olan herkes görebilir.
Bunu Hristofias’ın görememesi mümkün değildir.
O halde neden böyle konuşuyor? Yoksa Hristofias’ın niyeti başka mı?
İşte insanın aklına hemen bu sorular geliyor doğal olarak.
Ne diyor Hristofias?
“Gerçek çözüm işgal güçlerinin geri çekilmesidir ve devamında, Kıbrıs devletinin yapısını görüşmemizdir “
Bu söylediğine bakıldığı zaman Hristofias’ın 25 Temmuz’daki görüşmede kapsamlı çözüm müzakerelerinin başlamasına yeşil ışık yakmayabileceği mesajı çıkıyor.
Kıbrıs konusunu görüşebilmeyi askerin gitmesine bağlamaya çalışmak, yeni ve kabul edilemeyecek bir önkoşuldan başka birşey değildir.
Niyet Cumhurbaşkanı Talat’a ‘Hayır’ dedirterek Türk tarafını masadan kaçan taraf pozisyonuna sokmaktır.
Hristofias’ın ortaya koyduğu iyi niyetli ve yapıcı bir yaklaşım şekli değildir.
Bu aşamada Cumhurbaşkanı Talat karşı adımlar atma ve Hristofias’ın oyununu bozmak durumundadır.
Talat, her konunun görüşüleceği ve tüm konular üzerinde mutabakata varılmadan hiçbir konuda anlaşma sağlanmadığı noktasından hareket etmelidir.
Ve takvim, varılacak sonucu ayrı referandumlara götürülmesi ve hakemlik gibi konularda da ısrarlı olmalıdır.
Böylece gerçek bir müzakere zemini yaratmaya çalışmalıdır.
Yoksa Hristofias’ın müzakerelere başlamadan müzakereleri bitirecek önkoşullarının sonu gelmeyecektir.