Kıbrıs’ta kapsamlı müzakere süreci devam ediyor.
Ancak süreçte taraflar arasında bir yakınlaşma yok.
Taraflar görüşme masasında buluştukça yakınlaşacaklarına uzaklaşıyorlar.
Ortak bir dilde buluşamıyorlar!
Birbirlerine yönelik dostça açıklamalarının yerini suçlamalar almaya başladı.
Bu arada sorunu çözme konusunda da belli ki aceleleri yok.
Kapsamlı görüşmelerin başlamasıyla birlikte yeşermeye başlayan çözüm umutları daha üçüncü görüşmenin ardından solmaya başladı.
Herkes, yoğun bir görüşme maratonu beklerken liderler neredeyse ayda bir buluşacak.
18 Eylül’de yapılan son görüşmeden sonra liderler 10 Ekim’de biraraya gelecekler.
Aslında tüm bunların nedeni, tarafların eşit oranda çözüme ihtiyaç duymamalarıdır.
Yani çözümü ayni şiddette istememeleri.
Bir de Kıbrıs’ta nasıl bir çözüm görmek istediklerine ilişkin ciddi vizyon farklılığı vardır.
Konu bu kadar basittir.
Bu tür müzakere süreçlerinde sonuç alabilmek, tarafların eşit oranda çözüme ihtiyaç duymalarına bağlıdır. Bir de niyetlerine elbette!.
Rum tarafı mevcut koşullarda Türk tarafına oranla çözüme daha az istekli.
Çözüme ihtiyaç duymuyor. Elindeki hak ve yetkileri Kıbrıslı Türklerle paylaşmak istemiyor.
Neden paylaşma ihtiyacı hissetsin ki? Neden mevcut koşullardaki avantajlarından vazgeçerek yeni bir durumun ortaya çıkmasına kapı açsın?
Nasıl olsa gasp ettiği Kıbrıs Cumhuriyeti ünvanını kullanmaya devam ediyor.
Ekonomisi ‘tıkır tıkır’ çalışıyor. Muhatapları olan Kıbrıs Türklerini dünyadan izole bir şekilde yaşamaya zorlayabilecek enstrümanlar ellerinden bir türlü alınmadı.
Kıbrıs Türklerinin ekonomisi onların ekonomisi ile kıyaslandığında durumu daha kötü.
Bu liste uzatılabilir.
Çözüm dendiği zaman da Rumlar, Kıbrıslı Türkleri azınlık statüsünde mevcut Kıbrıs Cumhuriyeti içine monte etmeyi anlıyor.
Bugünkü koşullarda bunun mümkün olmadığını da görüyorlar!
O halde koşulların uygun olacağı ortamı beklemek onlar için en iyi seçenek.
Bunu yapıyorlar.
Kendi istedikleri şekilde Kıbrıs meselesini çözebilecekleri ortamın oluşmasına kadar da zamana oynayacaklar.
Onlar 2009 sonunun, kozlarını güçlendirecek gelişmeleri beraberinde getireceği hesabını yapıyorlar.
2009 yılının sonununa Türkiye AB ilişkilerinde yaşanması olası gelişmeleri kendi lehlerine kullanmayı deneyecekler.
AB’yi de yanlarına alarak Türkiye’yi Kıbrıs’ta tavize zorlayacaklar.
Hesapları bu!
Bu hesap Bağdat’tan döner.
Kıbrıs Türk halkı buna izin vermez.
Mevcut süreci berhava etme pahasına kendilerine avantajlı pozisyon sağlama uğraşları, günü geldiğinde kendilerini vurur.
Kıbrıs gerçeklerini görmemekte direnen ve kendi kafasının içindekini karşısındakine empoze edebileceği zemin arayışlarından vazgeçmeyen Rum Liderliği, geçmişten de hiç ama hiç ders almıyor.
Kıbrıs’ta bugün yaşanan durum, geçmişte Rum tarafının yaratmaya çalıştığı oldu bittilerin bir sonucudur.
1963’te başlayıp, 1974’te adayı Yunanistan’a ilhak etme hedefiyle gerçekleştirilen darbenin bedelini ödüyorlar.
Ama görülen o ki ödedikleri bedellerden bir ders almadılar.
Kıbrıs’ta yaşayabilir, adil ve iki tarafın eşitliğine dayalı yeni bir ortaklık kurulması fırsatını bir kez daha harcama niyetindeler.
Harcanan her fırsattan sonraki denemeler bir öncekilerden çok daha zor ve sıkıntılı olmuştur.
Bundan sonra da böyle olacaktır.
Görünen o ki böyle yapa yapa adadaki ayrılığı da kalıcılaştıracaklardır.